Bölüm 13~

1.8K 123 7
                                        

Bay Oh, sinirden titreyen ellerini masının altına koyup derin bir nefes aldı, nereden çıkmıştı bu velet? Elini kolunu sallıyarak karşısına geçmişonu tehtit mi ediyordu bir de ? Bunca yıldan sonra hala uslanmamış mıydı? Ona bir şans vermişti, her şeyi arkasında bırakıp düzgün bir hayat yaşaması

için şans vermişti. Basit biri olmaması için şans vermişti, bir ömür boyu bu lanet veleti korup kollayacaktı. Ama bu çocuk her defasında onu geri püskürtüp, bir haylazlık yapıyordu. Onu koyduğu kamptan(ders alması için yollasa da akıllanmamıştı.) da kaçınca Çin'e yollamıştı. Karşısındaki sarı saçlı çocuk Sehun kadar olmasa da kendisine benziyordu, annesinden en ufak bir gen almamıştı. Kafasını salladı, ciddi ve soğukkanlılığını korumaya çalışarak 'Ne işin var senin burada?' diyebilmişti. Çocuk gülerek gelip karşısındaki koltuğa yerleşti. Her hareketi  yavaştı, sanki adamı deli etmek istiyormuşçasına...'Ev görmeyeli pek değişmemiş, sadece bir kaç mobilya ve saçların beyazlmış baba, geçmişini düşünmek çok mu yıpratıyor seni?' Bay Oh derin bir nefes daha aldı, bu çocuğu öldürmeliydi. 'Sana ne istediğini sordum? Neden Çin'de değilsin? Koca bir aptalsın  değil mi Luhan?' Çocuk keyifli bir kahkaha attı. 'Neden burada olduğumu biliyorsun? Onu arıyorum.' Adamın gözleri istemsiz oalrak büyümüştü, hemen bakışlarını karşındaki gençten kaçırdı. 'Onun nerede olduğunu biliyorsun değil mi? Sadece bana yerini söyle. Ne paran ne de sen umrumdasınız. yemin ediyorum eğer onu bırakırsan bir daha hiçbirimizi görmezsin, tek istediğim onu bulmak.'Luhan sesinin titremesine engel olamamıştı.Bay Oh alaycı bir tavırla ona döndü. 'Yapabileceğimi sanmıyorum Luhan o zaten öldü.'

'İyi misin?' Sehun, tüm gün durgun olan Minah'a bakıyordu. Kız yavaşça başını salladı ve oturduğu banktan kalkıp sıkıca Sehun'a sarıldı. 'Üzgünüm sadece başım ağrıyor, seni sıkmak istemedim.'Sehun da ona sarılarak güldü. '10 yıldır beraberiz Minah aslında evli çiftleri geçtik, kendini iyi hissetmiyorsan söylemen yeterliydi. Tüm gün koşturmazdım seni.'Minah kafasını salaldı yavaşça. 'Hayır bu senenin özel olmasını istemiştim, sağlıklı biriyim artık oksijen tüpüm olmadan en azından seni öpebiliyorum değil mi?' İkisi de buna güldüler. Sehun onu kendinden ayırıp gözlerine baktı. 10 yıl olsa da bu gözlerden hiç usanmamıştı. Kaçırıldığında kafayı yiyecekti sanki, ya da nefesi daralıp fenalaştığında, kalp bulunamazsa öleceğinde... Onu seviyordu hem de sahip olduğu her şeyden çok. Ona yaklaşarak dudaklarının kendininkilerle kapadı, sadece duygularının ona geçmesini istiyordu. Koşulsuz ve şevkat dolu kalbinin, yeni doğan kalbi sarmasını istiyordu. Sadece son 1 aydır onun uzaklaştığını hissediyordu, bu kalp sanki ona ait değilmiş gibiydi...

Minah içeri girdiğinde Jongin televizyona bakıyordu.Onu yeniden görmek içini rahatlatmıştı, hızlıca gelip kendini yanına attı.Çocuk ona bakıp gülümsedi. 'Perişan görünüyorsun.'Minah kafasını salladı. 'Biliyorum, başım çatlıyor.' Jongin tekrar gülerek televizyona döndü. Minah dolaptan ilacı alıp içti, birazdan kendini daha iyi hissedecekti. Televizyonun önündeki bedene çaktırmadan dolaptaki pastayı da çıkardı ve mumları üstüne koydu. 'Jongin içeri de ki dolapta üstteki tabakalrı getirir misin? Diğerleri hep makina da' Jongin ona kaşını kaldırıp baktıktan sonra tek kelime etmeden içeri gitti. Minah ise hızla mumları yaktı ve ışığı söndürdü. 'Yah Minah ışık ne-'daha konuşmasını bititemeden karşısında bağırarak ona doğru gelen kızla dona kalmıştı. Ne yani o biliyor muydu? Ve ona pasta mı almıştı? 'iyiki doğdun Jongin, iyiki doğdun iyiki doğdun, mutlu yıllar sana~' Minah gelip tam çocuğun önünde durdu. Gözleri birbirine kenetlenmişti, Jongin napmalıydı? Ya da ne demeliydi? Sadece ona bakıyordu, bu kıza gerçekten minnettardı. Gözlerinin dolduğunu hissetti. 'Jongin-ah şu an da muları söndürmen gerekiyor.' Kız ona gülerek bakıyordu. Jongin teraddütle elindeki tabakları yandaki sehpaya koyup yavaşça gözlerini kapadı.'Dilek tutmayı unutma!' Kız hala gülümsüyordu. Jongin gözlerini tekrar kapayarak o an içinde geçen tek düşünceyi diledi *Buradan gitmek istemiyorum, onun yanında kalmalıyım.* Ve mumları söndürdü. Kız pastayı hızla koyup bır parçasını çocuun yüzüne sürdü, Jongin ise baştra şaşırsa da ona katılmıştı. Aslında kendilerinin yemesi gereken pasta yüzlerindeydi. Gülerek birbirlerine baktılar. Jongin onun yanındayken hala hayatta gibi hissediyordu, Minah ise onun

hayalet olduğunu çoktan unutmultu bile.Sadece o anın tadına vararak eğlenmeye karar verdiler...

'Nerden öğrendin?' Jongin yanında oturan kıza döndü.Minah ise hala ıslak saçlarını kurulamaya çalışıyordu. 'Kyungsoo söyledi, kötü biriyim değil mi? O söylemese de bilmeliydim.Üzgünüm.'Jongin güldü. Neden özür diyordu ki? 'Peki ya sen? Senin doğum günün ne zaman?' Minah yavaşça yüzünü ekşitti. '7 gün sonra.' Jongin şaşırarak ona döndü. 'Gerçekten mi?' Minah gülerek başını salladı.Etraf berbat haldeydi ve temizlenmezse karıncalar sabaha kadar burayı mahvederdi. 'Etrafı toplamalıyız küçük bey hadi.' Jongin ile beraber pastanın döküldüğü her yeri temziliyorlardı, taaki koltuktaki izi silmeye çalışırken Minah'ın düşmesine kadar. Jongin de onunla beraber düşmüştü, hatta üstüne, sıcaklığını hissedebiliyordu. Ve nefesi... nefesi yüzüne geliyordu. 'İyi misin?' Minah yavaşça kafasını salaldı, şu an düzgün düşünemiyordu, bir an önce bu saçma pozisyondan kurtulmalıydı. Kalkmak için hareket ederken Jongin onu durdurdu, Minah ise gözleri kocaman açılmış karşısındaki çocuğa bakıyordu.'Sadece... sadece birşey denememe izin ver.' Yavaşça eğildi ve dudağına ufak bir öpücük kondurdu.Nefesini hala hissedebiliyordu, eğildi ve yavaşça öpmeye devam etti. Jongin... Jongin onu gerçekten öpüyor muydu yani?!..

supernaturel~

Minah'a sövmeyin emi :3

İki Evren✔Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin