Acıların Notaları-Tanıtımla karışık- (Boşluk)

75 6 2
                                        

Gençler bu önümüzdeki bir kaç bölümü telefondan yazacağım. O yüzden yazım yanlışları varsa şimdiden özürlerimi diliyorum. Bir de bu bölüm tanıtım gibi bir şey. İnşallah beğenerek, severek okursunuz.
İyi okumalar...

***

Adım hare ve bu benim hayatım.

Küçük bir evde, küçük hayatlarla yaşıyorum. Küçük mü hayat? Hayat mı küçük? Bunun cevabını benim hayatımın küçüklüğü olarak veriyorum. Bu Evde Aktaç ve ben yaşıyorum. Aktaç mı kim? Aktaç bir baba. Benim için olmayan bir baba. Baba olmayan baba..

Sessizim. Sessiz olduğum kadar da bir yalnız. Beni yücelten acılar var. Dimdik eden, kaldıran. Hani derler ya hayat bir sınavdır diye. Tam da buraya dokunuyor kalem. Hayat bir sınavdır. Sınavlar zordur. Kimileri içinde kolay. Benim sınavım ise yok. Çünkü sorularımın cevapları yok. Dedim ya beni dirilten tek şey var. Acı. Tek ve tok.

Korkağım. Güçsüzüm ve güçlüyüm. Kendimce güçlüyüm. Güçsüzdüm. Çünkü zordular. Sınıra kadar zor.

Şanslar vardır bu hayatta. Özgürlük mesela. 'Özgürlük buydu!' diyebilmem için özgürlüğü tadabilmem gerekirdi değil mi? Tadabilmek. Ona dokunmak. Hissetmek. Ama dokunamıyordum.

Yaralarım vardı. Acıyordu. Canım acıyordu. Bedenim acıyordu. Acınılıyordum.
Onlara yara bandını yapıştırdım.
Bekler misin tekrar güçlü olacağını?
Aynı hayattan umut beklemek gibi,
Yaşananlara gülümsemek gibi,
Neftetle bakan bakışları görmemek gibi.
Ben beklemezdim
Bu yüzden kendi ışığımı yarattım, her aydınlığımda pilimi çıkarttılar. Gömdü beni gece.

Kuyudan düşüyordum. Bir Dal arıyorum. Neden mi? Kurtulabilmek, Tutunabilmek için..

Ve şimdide bir şey düşüyor acıdan. Şıp sesi. Bir kan melodisi. Damlanın yerle buluştuğu sesi işitiyorum.
Ve bir damla daha.
Olaylar dönüyor bu dört duvarda. Yaşlı Aktaç her geceki gibi eve sarhoş geldi . Tek fark iki saat geç gelmesiydi. Bu da demek oluyorki 'hare, bilmecenle savaş'

Bir kaç dakika önce tokat attığı yanağım hala sızlıyor. Dövdüğü her gün, hayat bana bir daha gülüyor. Yaralarım daha kapanmamışken üstüne tekrar bir yara alması; beni zorluyor. Onarılmayacağıma bir daha emin oluyorum.
Kürek kemiklerimin arasındaki sızı daha da artıyor. Karnımdaki morluklar 'ben burdayım!' dercesine ağrıyor.
Nefesimi tutarak doğruldum. Eskimiş yatağa kendimi atmamla aldığım nefesi, gıcırdayan yatak sesiyle beraber verdim.
Gözlerimi kapatmamla benim gibi insanların ruhu kaybolduğu karanlığa gömüldüm. Çok sesli korosununun satırları aldı başını gidiyor, Anlamsızlıklar beni kuğunun dibinine itiyor.

Bu haledeyken yarın okula gidemeyecek gibi duruyordum. Devamsızlıklarım her gün, her geçen hafta daha çok artıyor ; kendimi müdürün odasında buluyordum. Beni bir kaç kez affettiler. Lise 4'e gittiğim ve geleceğimi belirleyen bir kağıtla yüz yüze geleceğim için.Fakat 2 gün daha okula gitmessem başka okula gidebilirmişim. Okuldan atılacağımı ben de müdür de  iyi biliyordu.
Fakat bunu eleştiren 'anne' diyemediğim bir varlık yok. Fakat 'Baba' sözcüğünü kelimelere dökemediğim varlık vardı. Benim için; 'Moruk herifler' grubunda yer edinmiş bir kimse.

Olduğum yerde tek ben vardım. Kendi başıma, sınırı çizilmiş yerin ortasındaydım.

Sevgi besleyen bir anne mi?

Yok.

Geçmişin ellerinden kopmayan bir baba mı?

Hayaller ötesi.

Arkadaş mı?

Gerek duymuyorum, yok.

Ben, yokluklarla güçlüydüm. Ne Arkadaş ne de bir dost. Benim hayatımda bir insanın yer alması onun çekip gitmesi gibi.

Ben defalarca tutunduğum dalı onaran, yaşamak ve pes etmek aradındaki o ince kopuklukta ruhunu sallandıran yaşamaya acemi, ölmeye aciz bir ruhum.
Yaşamaya rahat bir şekilde devam edenlerin yanında biz, nefes almak için savaşanları anlamak bir boşlukta süzülürken tutunacak başka dal aramak gibi.

O tutunacak yerin var olduğuna inanmaya çalışırım.

Çalışırım, çabalarım. Var mıdır öyle yer?

Hepsini bir kenara atın.

Şimdi istediğim boşlukta düşmeye başlayabilir miyim?

Acıların NotalarıStories to obsess over. Discover now