Adım Son Seungwan. Ya da insanların deyişiyle Wendy Son. Ben şu aşk hikayelerinde oynayan kızım. Hayır, hayır! O herkesin aşık olduğu lisenin her yerinde tanınan güzel kız değil. Ben insanların özellikle uzak durduğu çirkin olan kızdım. Ailesi tarafından gram sevgi görmemiş, hiç arkadaşı olmayan ve çocukluk aşkından zorbalık gören kız. Kendi hikayemde buydum ben. Baş rol olmak yerine yedek oyuncuydum.
Wendy: Bunu nasıl yaparlar ya!
Seulgi: Sakin ol her gün yaptıkları şey.
Wendy: İnsanlara moral vermeyi derhal bırakmalısın.
Bir hışımla elime bezi aldım ve gömleğimi ardından eteğimi silmeye başladım. Hoseok'un bunu yapması beni şaşırtmamıştı aslında. Seulgi'nin de dediği gibi her gün bunu yapıyorlardı ve ben de her gün okuldan ağlayarak çıkıyordum. Beni üzen ve şaşırtan nokta ona hala gram eksilmemiş sevgimle bakmamdı. Belki de şu an bir aptal olduğumu düşünüyorsunuz. Belki de aptallıktan ziyade gerçek sevgiye giriyordur. Her yemekhanede olduğu gibi bizim okulun yemekhanesinde de bayat bile olsa kalan yemekleri hep saklarlar. Bu fikrin kimden çıktığını öğrenmek istemediğim gibi bir daha da bu olayın hakkında konuşmak istemiyordum.
Yemekhaneden aldıkları bayat ramenleri herkesin gözleri önünde üzerime dökmüşlerdi. Şimdi siz diyeceksiniz ki 'müdür falan yok muydu?' Tabiki de vardı. Lisemiz pek de lüks bir yer sayılmazdı hatta ve hatta değildi. Bu sayede de müdürümüz para göz bir adamdı. Hoseok ve arkadaşlarının ailesi de Seul'un en tanınmış zengin ailelerindendi. Konuyu az çok anladınız bence.
Yaşadığım olay her ne kadar utanç verici olsa da alıştıktan sonra pek bir üzgünlük ya da kırgınlık bırakmıyordu. O an utanç verici olan tek şey herkesin gözlerinin önünde öylece dikiliyor olmamdı. Benim için endişelenen arkadaşlarım ya da annem babam yoktu. Yapmak istediğim tek şey oraya yığılıp saatlerce ağlamaktı. Çok yorulmuştum ve artık dayanamıyordum.
Seulgi... O an kolumdan çekip sınıfa çekmeseydi şu an hala orada olabilirdim. (Abartısız) Şeytan yüzlü olarak anılan melek kız. O olmasaydı ne yapardım acaba. Eski arkadaşlarına karşı beni hep korurdu. Belki de benim yaşadıklarımı yaşadığı içindir. Hoseok'un grubunda da her zaman köle muamelesi görürdü. Onlarla takılmayı kesmesine rağmen hala okulun popülerlerindendi. Sürekli sinirli olan yüz ifadesinin arkasında çok iyi bir insan yatıyordu. Bunu en iyi ben bilebilirdim zaten.
Seulgi elimdeki bezleri alıp masanın üzerine sertçe attı. Daha sonra ise kolumdan tutup çekiştirerek yemekhaneden çıkarttı. Koridordaki dolabının yanına gelmiştik. Herkes dersteydi ve koridor bomboştu. Ne yaptığı hakkında herhangi bir fikrim bile yoktu. Dolabının kapısını açtıktan sonra içinden birkaç kıyafet çıkartıp elime verdi.
Seulgi: Bunları giy. Üzerindekiler temizlenemez bir durumda. Sonra teşekkür edersin.
Az biraz ukala olduğunu da söylemeyi unuttum sanırım.
Bana iğneleyici bir bakış attıktan sonra dolabının kapısını kapattı ve sınıfına girdi. Derse geç kalmıştı. Benim yüzümden. Son zamanlarda ona çok borçlu kalıyordum. Bunları hak etmememe rağmen. O çok iyi bir kızdı ben ise içine kapanık, herkesin, ailesinin bile iğrenç gördüğü bir kızdım.
Verdiği elbiseleri incelemeye başladım. Okul elbiseleriydi. Onda bunlardan daha kaç çift vardır kim bilir. Böylesine çaresiz olmaktan nefret ediyorum.
Ertesi Gün
Sabah olmuş ve ben çoktan uyanmıştım. Gerçi pek de uyudum sayılmazdı. Seulgi'nin verdiği kıyafetleri giymeyip Irene'e vermiştim. Kendisi Seulgi'nin en yakın arkadaşı olur. Elbiseleri verdikten hemen sonra da eve gelmiştim.
YOU ARE READING
House Of Cards | WenHope
Teen FictionHoseok: Peki ya seni sevdiğimi söylesem, bana tekrar eskisi gibi bağlanabilir misin?
