*Kalın yazılar ingilizcedir.*
Telefon..telefonumun sesiyle gözlerimi araladım,bu saatte kim beni arayabilir ki? Sahi saat kaç?Yavaşça gerinerek yerimde doğruldum- doğrulmaya çalıştım. Tanrım her yerim ağrıyor.
Oturduğum yerde gözlerimi kırpıştırarak çevreye bakmaya başladım.Beyaz koltuk,ah evde değilim demek ki.Dün akşam buraya ağrı kesici almaya gelmiştim demek burada uyumuşum.Çantamı bile çıkartmadan,hatta yarı oturur pozisyonda şirketin revirinde uyuyakalmışım.Hareket ettikçe bir yerlerim çıtırdıyor tuhaf sesler çıkarmama sebep oluyordu.Israrla çalmaya devam eden telefonumu aramaya başladım, bu biraz uzun sürdü çünkü ne ışığa bakabiliyorum de de tam olarak ellerimi hissediyorum.
Gözlerimi büyüte büyüte ekranı okumaya çabaladım. Aish saat daha 6 bile olmamış.
''Kimsiniz?''
''Quinn şaka mı yapıyorsun? Daha gelmedin mi? Toplantı salonunda herkes seni bekliyor.''
Ha? Ne toplantısından bahsediyor bu saat sabahın altısı daha üstelik bugün pazar. Ekranda yazan isme baktım, menejerim.
''Hey!Sabahın köründe ne hakla beni arıyorsun sen.Dün seni kovmuştum.''
''Sen ciddi misin? Sarhoş olduğun için şaka sanmıştım.Beni kovamazsın biz arkadaşız,neyse önce buraya gel bunu sonra konuşuruz.''
''Ne toplantısından bahsediyorsun sen pazar günü?''
''Gerçekten delireceğim şimdi sen unuttun mu yoksa bugün sözleşmenin son günü haftalardır erteleyip duruyorsun bugün imza atmalısın.'' Ah bu çocuk beni hiç ciddiye almıyor ona haftalardır sözleşme yenilemeyeceğimi anlatıyorum o hala toplantı derdinde.Neyse ki şirketteyim bu işi kolayca halledip tatilime başlayabilirim.Gerinerek kalktım ve asansöre doğru yürümeye başladım.
''Kaçıncı kattasınız?''
''Ceo'nun odasındayız'' Telefonu yüzüne kapatıp asansörün durmasını bekledim bir yandan da aynadan saçlarımı düzeltiyordum.Ağzımdaki tatla yüzümü buruşturdum, biran önce dişlerimi fırçalamalıyım. Ofisin kapısına doğru ilerledikçe heyecanım artıyordu.Sanki okulumun son günü ve ben bütün öğretmenlerime sövmeye gidiyormuşum gibi. Bu düşünceyle gülümsedim, hıh öğretmenmiş. O babasının koltuğuna kurulan veletin suratını son kez göreceğim. Kapıyı birkaç kez tıklatarak içeriye adımladım. James ve Sekreter beni görünce ayağa kalktılar bense sinirle odaya bakıyordum. Odadaki uzun dikdörtgen toplantı masasında ikisi karşılıklı olarak oturuyordu ve Bay muhteşemin koltuğu boş görünüyordu.Beni bekleyen herkes bu iki salak mıydı yani.Oflayarak konuştum.
''Basının küçük oğlu daha gelmedi mi yani?'' James'in yüzü kızarmış, sağa-sola dönerek saçma saçma hareketler yapıyordu.Bu çocuk sabahları ayrı bir katlanılmaz.
En baştaki koltuk yavaşça dönmeye başladı, bay muhteşem pis pis sırıtarak bana bakıyordu.
''Sana da günaydın gün ışığım.Ben ve küçük oğlum-ki ben ona küçük demezdim-hasretle seni bekliyoruz'' Gerçekten kulaklarımdan kanlar akıyor.Bu yüzden bu adama velet diyorum. Liseli ergenler gibi pis bir espiri anlayışı var gerçi yadırgamıyorum da liseden mezun olamadığına bahse girerim. Yaptığı seviyesiz göndermeye gözlerimi devirerek masaya yaslandım.
''Mr.Parker, içimde size olan ufacık saygı kırıntısı spiderman ile aynı soyadı taşımanızdan kaynaklanıyor, sabrımı sınamayın.'' Yüzü bozularak ayağa kaltı ve benim gibi masaya yaslanarak önündeki dosyayı bana kaydırdı.
Dosyanın içindeki kağıtları yavaşça çıkartarak hepsini defalarca yırtmaya başladım. Bu gerçekten baloncuklu paketleri sıkmak gibi hissettiriyor. Önümdeki 3 kişi gözleri fırlayacak gibi bana bakıyordu.Pis pis sırıtmaktan kendimi alamadım. Elimde parçalara ayrılmış kağıtları havaya fırlattım.
James havada uçuşan kağıtlara bakıp kafasını sağa-saola sallayarak birşeyler mırıldanıyordu. Sekreter ise çoktan kalktığı koltuğuna oturmuş gülümseyerek bana bakıyordu. Sanırım gittiğime memnun olmuştu. Bay Parker ise hala aynı pozisyonda gözünü bile kırpmadan kocaman açılmış gözleri,aralanmış ağzı ve üzerinde birikmiş kağıt parçalarıyla bana bakıyordu. Gülümseyerek topuklu ayakkabılarımın boş kolidorda yankılanan sesiyle çıkışa doğru yürümeye başladım. Bugün benim bu ülkedeki son günüm, havalı çıkışımı yapmak zorundaydım.
VOCÊ ESTÁ LENDO
Popular
Romance''Ben senin en büyük hayranınım.Bir imzanı alabilir miyim?'' Önümde zangır zangır titreyen kırmızı saçlı uzun çocuğa baktım, iyi bir giyimi ve yüzünden hiç eksik etmediği gülümsemesi ve heyecan dolu gözleri vardı.Onun gibi gülümseyerek cevap verdim...
