Saatlerdir odanın içinde dönüp durmasına rağmen bulamadığı günlüğü için hiç olmadığı kadar endişeliydi. Günlüğünde yazanlar sıradan bir gününü anlattığı türden şeyler olmadığı için bu günlüğün kaybolma düşüncesi onu o kadar korkutuyordu ki kimin alabileceğini düşünecek dahi akıl bırakmamıştı kendinde.
Sakin olması gerektiğini mırıldandı. Ansızın odanın içinde duraksayıp nefesini düzenledikten sonra elini saçlarına geçirdi. Sakinleşmek için 10'a kadar saydıktan sonra bir süre kendini düşünceleriyle boğuşurken buldu.
En son ne zaman günlüğünü yazmıştı?
Günlüğünü okula götürmüş müydü?
Kardeşinin ona oyun oynuyor olma olasılığı yüzde kaç olabilirdi?
Şimdi kafasında duran soru işaretleri anlam kazanmaya başlıyordu. Okulların tatile girdiği gece günlüğünü eline aldığını az çok anımsıyordu. Bu günlüğünü okulda unutmuş olması tezini çürütmek için yeterli bir sebepti. Tam 2 gün önce eline aldığını hatırlamış olduğuna göre bu 2 gün içinde neler olduğunu düşünmesi daha akıllıca olurdu.
Bir tezi daha vardı üstelik. Kız kardeşinin fazla şakacı olduğunu bilmeseydi bu tezde oldukça saçma olabilirdi fakat kız kardeşi onun gözünde dünyanın en şakacı ve en kurnaz kızı ödülüne sahipti. Kız kardeşinin onun günlüğünü ele geçirip korkutmak istemesi ona çok muhtemel geliyordu. Tabii olayın aslını öğrenmeden önce fazla ön yargılı olmamak gerekirdi.
O sırada çalan zille yerinden sıçradı. Zil sesi onun hep ödünü koparıyordu. Merdivenleri hızla inip kapıya yaklaştı. Delikten dışarı baktığında 1 hafta öncesine nazaran sakallarının daha da kırlaştığı babasını gördü.
Kapıyı yavaşça açtığında babası sarhoş haliyle kendini içeri attı. Paytak paytak yürüyor, elindeki çakmağı bilinçsizce yakıp söndürüyordu. Yine aklı beş karış havada olmasına karşın kibirli duruşundan bir şey kaybetmemişti. Bir haftadır eve uğradığı yoktu ve Eflin'in onun nerelerde süründüğü hakkında en ufak bir merakı da yoktu.
"Açım, önüme yiyecek bir şeyler getir." dedi baba ilgisiz bir ses tonuyla.
Eflin kaşlarını havaya kaldırıp kollarını göğsünde birleştirdi.
"Bir haftadır nerelerde yatıp kalktıysan oralarda da yiyecek bir şeyler bulabilirsin." deyip umursamazca merdivenlere doğru yürüdü.
Babası tam elini masaya vuruyordu ki Eflin konuşmaya başladı.
"Ama biliyor musun baba? Benim bir vicdanım var ve bir kaç saniye önce belkide beni dövmene ramak kalmış olmasına rağmen vicdanıma söz hakkı verip sana yemeklerin ocakta olduğunu söyleyebiliyorum. Sakın bana tek kelime laf etme ve yemeğini o buruşuk parmaklarınla kendin koy." deyip hızlı adımlarla yukarı çıktım.
Baba...sözde babaydı ya işte! diye geçirdi içinden.
Baba kelimesinden onu tiksindirecek türden bir babaydı. Annesi vefat ettikten sonra alkolik ve çekilmez bir adama dönüşmüştü. Eve gecenin köründe veya hiç gelmiyor. Geldiğinde ise evi yıkıp dökecek kadar sarhoş oluyordu. Kardeşiyle yapabildikleri tek şey odalarına çekilip kapılarını sabaha kadar kilitli tutmaktı.
Onlara hayattan bezdirmiş ve yaka silktirmişti. Parasını içkiye ve kumara yatırıyordu ve çok az bir kısmını eğer hatırlarsa eve bırakıyor ve onlarda ihtiyaçları olan şeyleri almaya çalışıyorlardı. Aç kaldıkları günler saymak istemediği kadar çoktu.
Kapısını gürültüyle kapattıktan sonra telefonuyla kız kardeşi Elif'i aramaya koyuldu.
Kardeşi birazdan orada olacağını, eğer babası evdeyse onunla muhattap olmak istemediğini, lütfen o gelmeden onu sakinleştirmesini isteyerek telefonu kapattı. Kardeşi ondan daha güçsüz ve dayanıksızdı. Babasının aciz hallerini görünce durmaksızın ağlamak istiyordu.
Eflin ise babasını susturmak için ona karşı çıkan ve daha sonrasında kardeşini sakinleştirmek için ayakta durmaya çalışan güçlü bir genç kızdı.
Kız kardeşine anne özlemini aratmıyor ve ona sürekli anne gibi davranıyordu. Elif bundan asla şikayetçi olmadı. Her zaman Eflinin bir anne gibi olduğunu, eğer gelecekte bir anne olursa çocuğunun çok şanslı olacağını düşünmüştü.
Dış kapının açıldığını az çok işittiğinde aşağı inmeye başladı.
Elif içeri girmiş ve babasına gözükmemeye gayret göstererek merdivene ulaşmıştı ki babası aniden "Elif!" diye seslendi.
Elif dudağını ısırarak Efline baktığında Eflin ona güven ve verircesine baktı.
Elif babasının yanına doğru yürümeye başladığında babası sigara dumanını üflüyor ve Elif'i süzüyordu.
"Bu kadar saat dışarıda ne haltlar yiyorsun?"
"Bir baba olarak bu soruyu sana sormamız daha mantıklı olmaz mı? Bir haftadır eve adımını atmayınca polise haber vermek üzereydik." dedi oldukça sakin olmaya çalışarak. Elif 18 yaşında reşit bir kız olmasına karşın hala babasına karşı çıkmakta zorlanıyordu.
"Benim ne yaptığım sizi zerre ilgilendirmiyor. Sen çok oluyorsun Elif." diyerek onun kıyafetlerini süzdü ve sakallarını kaşıdı. Sarhoş gözleriyle sanki onu bir sürtük kılığında gibi görüyordu. Oysa giydikleri, sokakta yanımızdan geçen sıradan bir kızın kıyafetleri kadar normaldi.
Babasının alkole bağımlı olması sanki onun beyninide git gide çökertiyordu. Emindi, babasıda ne konuştuğunu bilmiyordu.
Eve herhangi birini getirseler babalarının dış görünüşü ve konuşmalarını duyduğunda onu 80 yaşında gariban bir adam olduğunu düşünürdü. Oysa babalarını bu kadar dibe sürükleyen şey alkoldü ve sadece 47 yaşındaydı.
"Bir sürtük gibi görünüyorsun. O kıyafetlerden hemen kurtul. Ayrıca şunu bil ki; ablana tembih edeceğim ve seni bu evin kapısından dışarı çıkmana izin vermeyecek. Bir süre eve alış." Konuşamayacak kadar içmişti ve söylediği sözcükleri anlamak çok zordu. Mayhoş bir sesle "Ama evde bir erkek yokken sürtüklük yapamayacak olmana alışman gerekecek. Ne kötü.." deyip yapmacıkça dudağını büzdü ve kahkahalarda gülmeye başladı.
Elif gözlerinin dolmasını engelleyemecek kadar güçsüzdü. Elini gözlerine götüremiyor ve gözyaşlarını silemiyordu. Ağlaması onun gururunu incitiyordu çünkü.
"Ben...sadece arkadaşlarımla biraz dolaşmıştım o kadar." dedi titrek sesiyle.
Eflin boğazına oturduğu yumruğu yok sayıp babasının yanına doğru ilerledi.
"Sen kimsin ki bize emirler yağdırabilecek kadar yüceltiyorsun kendini? Babamız mı?" deyip sinirle güldü. "Gözümüzde en ufak değerin kalmadı. Senin abuk subuk kadınlarla yatıp kalktığın kadar Elif evden dışarı çıkmıyor zaten. Defol git geldiğin yere!" diye bağırdı çıldırmışçasına.
Eflin Anksiyete denilen bir psikolojik hastalığa sahipti. Bu tip durumlarda kendini kontrol edemeyecek kadar çılgına dönüyordu. Hastalığı o kadar ilerlemişti ki bazen hastalığın bir yan etkisi olarak panik ataklar geçirebiliyordu.
Gözleri kararırken tekrar o nöbeti yaşamak için kötü bir zaman olduğunu düşünerek hızla koltuğa tutundu. O kadar şiddetli titriyordu ki bu hissi panik atak yaşamayan kimse tahmin dahi edemezdi. Kız kardeşinin seslenişleri ona çok çok uzaktan geliyordu sanki. Bedeninin titreyişi korkunçtu. Kız kardeşi onu kendine çekip sakinleştirmeye çalışıyordu fakat Eflin neredeyse hayattan soyutlanmış, sesleri algılamak için çaba sarf ediyordu.
Elif gözyaşlarını sel gibi akıtırken bir yandan onu sakinleştirmek için uğraşması bir filmin en duygusal sahnesini ve herkesin gözlerini peçeteye sildiği sahneleri anımsatıyordu. Duvarlar konuşabilseydi eğer bu çığlıkları ve haykırışları en derinlere dalarak anlatabilirdi.
O gece Eflin ilaçlarını aldıktan sonra sakinleşti. Kardeşiyle birlikte geç saatlere kadar oturduktan sonra Elif artık uyumak istediğini söyleyerek odasına gideceği sırada Eflin onu durdurmuştu.
"Günlüğüm..ondan haberin var mı? Hiçbir yerde yok."
Elif'in kaşları hafifçe çatıldı.
"Bir günlük tuttuğunu bilmiyordum abla." dedi.
Eflin'in içinde tekrar bir endişe yükselince bunu hastalığın tetiklediğini düşündü. Anksiyete hastaları her zaman kaygılı olur ve hayatlarındaki her şeyin olumsuz gideceğini düşünürlerdi. Bu yüzdendi anormal derecede kaygısı ve endişesi.
"Pekala, öyleyse ben bir tekrar bakarım. İyi geceler, o zaman."
Elif kafasını olumlu anlamda sallayarak odadan çıktı.
Yorgun ve bir o kadar da bitkin Eflinden eser kalmamış gibiydi. İçini kaplayan bu sıkıntı sanki bir şeylerin yolunda gitmediğini haykırıyordu.
Günlüğünü saklamak ve onu yanından ayırmamak için büyük çaba sarfetmişti. Oysa kaybolacağını bilseydi onu daha sıkı kollardı.
Gece boyunca günlüğünün nerede olabileceğini düşünerek ve odanın içinde voltalar atarak geçirmişti. O kadar gergindi ki bir ara yastığını dövmeye çalışmıştı.
Hıncını cansız varlıklardan alma gibi bir hobisi olmalıydı.
Nihayet pes etmiş ve şafağa yakın bir saatte uyku bedenini esir almıştı.
YOU ARE READING
Zincir
Teen Fictionİçinde vakit süregeldikçe kıvılcımlanan, içine sığamayacak kadar büyüyen ve patlamak üzere olan bir kin vardı. Kim olduğunu dair hiçbir şey bilmediği, ya da duymadığı bu bilinmeze karşı kendini o kadar güçlü hissediyordu ki karşısına en kudretli va...
