Geçmişte yaptığı bir hata...
Ama ona fazlaya mal olacaktı. Bedelini fazlasıyla ödeyecekti.. Hem de çok fazlasıyla.. Sadece sevdikleriyle değil üstelik; Hafızasıyla ödeyecekti.!
Her şey yeniden başlıyor,tıpkı yeni doğmuş bebekler misali...
-Gir,girsene şuraya ! Adam her ne kadar girmemek için kendini zorlasa da tek'e üçtü. 3 adamın birden kollarından onu adeta sürüklemeleriyle beraber istemsiz odaya girdi. Tabi odadanın nasıl bir yer olduğu hakkında tek bir fikri bile yoktu. Başına geçirmiş oldukları ve boynundan ince bir iple sımsıkı bağlamış oldukları çuval, onun sadece görmesini engellemiyor adeta boğacak gibi oluyordu. Kafasında çuval olmasına rağmen bu odaya girince gözlerinde ufak bir kararma meydana geldi. Belli ki diğer geçtikleri odalardan daha karanlık ve ürkütücüydü.
4 kişinin bile zor sığdığı bu küçük odada tek bir tane - O da küçücük - pencere vardı. Ortada da karakollardaki sorgu masalarını anımsatır şekilde ahşaptan bir masa ve sandalye. Tepede de ufak bir lamba.
Ups! Gambar ini tidak mengikuti Pedoman Konten kami. Untuk melanjutkan publikasi, hapuslah gambar ini atau unggah gambar lain.
O ana kadar hiçkimseden ses çıkmamıştı. Adamın "Bırakın beni! Kimsiniz siz! Pislikler! Siz benim kim olduğumu bilmiyorsunuz daha! Sözleri hariç. Adamlardan biri ışığı yaktı. Lambanın açılmasıyla etrafında 10'u geçkin sinek uçuşmaya başladı. Loş ışık sayedinde biraz da olsa küçük oda aydınlanmıştı. Köşelerde örümcek ağları,buz gibi betondan duvarlarla bileşince oldukça ürkütücü görünüyordu.
Ups! Gambar ini tidak mengikuti Pedoman Konten kami. Untuk melanjutkan publikasi, hapuslah gambar ini atau unggah gambar lain.
Adamlardan hafif tombul olanı kafasıyla diğer ikisine bir işaret yaptı. Sanki aralarında işaret dili varmış gibi hemen diğerleri kafa işaretini anlamıştılar ve adamı oturtup ellerini sandalyeye taş gibi bağladılar, geri çekildiler. Sandalyeye oturmasıyla vücuduna bir soğukluk yayılmıştı. Sandalyenin buz gibi soğuğu.. Bu soğukluk içindeki korkuyla birleşip aklına her türlü şeyi getirmeye yetti. Napacaklardı? İşkence mi? Yoksa acı çektirmeden bir an önce öldürmek mi? Çaresizce buğulu gözlerinden iki damla yaş süzdü ve çuvalda yuvarlak, ıslak iz bıraktılar. Korkuyor ve titriyordu.. Yeter artık ne yapacaklarsa yapsınlardı! Deminden beri bağırmaktan sesi de kısılmıştı iyice. Boğazlarında tarif edilemez bir acı.. Elinden bir şey gelmiyor!
Tombul olan nihayet konuşmaya başladı. Diğer iki adama bakarak alaycı bir şekilde gülümsedi: - Kurbanımıza iyi bakın oldu mu? Ben gidiyorum. Ha sakın ona kötü bir şey yapmayın(!) Ağlar sonra. - Kısa bir gülüşme - -Sen merak etme abi,o iş bizde. Sonra adam çıktı odadan. Çıkarken ayakkabılarının zeminde çıkardığı ses boş odada yankılanıyordu. Çıkar çıkmaz da diğer iki adam üstünlük kendilerine geçmiş gibi bir halle birbirlerine bakıp sanki yapacakları işkencelerin planlarını yapar gibiydiler. Kendi aralarında gülümsüyorlardı. Masanın üzerinde siyah bir çanta duruyordu. İçindekiler çantayı biraz kabartmıştı. Adamlardan kel olan ceketini çıkardı masanın üzerine koydu ve kollarını sıvazladı. Diğer adama bakarak: - Hazırla,dedi. Bunu derkenki yüz ifadesi yapacağı işten oldukça zevk alacağının göstergesiydi. Diğer adam da büyük bir memnuniyetle çantayı açmaya çalışırken sandalyedeki bir an telaşlanmaya başlamıştı. Çantadan çıkanların çıkardıkları ses onu daha da korkutuyordu. Alnından aşağı doğru ecel terleri dökmeye başlamıştı,boncuk boncuk.. Titrek ve cılız sesiyle kurumuş dudaklarından birkaç kelime döküldü. Ancak bu diğerlerine mırıldanma gibi geliyordu. Hayatı bir film şeridi gibi gözünün önünden geçmeye başlamıştı. Sevinçleri, hüzünleri , pişmanlıkları, en önemlisi de AŞKI.. kim bilir şu an ne haldeydi ? Ani bir refleksle bağırmaya başladı: - Bırakın beni dedim size!! Pisliklerr! Ne yaptığınızı sanıyorsunuz siz? (O bağırdıkça diğerleri onun çaresizliğini görüp daha da mutlu oluyorlardı ve gülüyorlardı.) N'olur bırakın! Sert çıkışınca bırakmayacaklarını anladığından sonlara doğru yakarmaya başlamıştı ama nafile.. "Acımasızlar!" Çantadan bir şırınga çıkardı adam. Bir de bir paket toz. Ardından tozu su dolu bardağa boşaltıp metal bir kaşıkla biraz karıştırdı. Ve karışımı şırıngaya doldurdu. -Ne işe yarayacak bu? -Yeniden doğmuşa benzeyecek! Adamın yüzüne koca bir gülümseme oturdu; -Güzell.. Şırıngayı tutan adam sağ koluna saplayıverdi acımasızca. Yavaş yavaş içindeki sıvı boşalırken sandalyedeki vücudunun baştan aşağı uyuştuğunu hissediyordu. Ve birkaç dakika sonra öne doğru düştü kafası. Bayıldığından iyice emin olduktan sonra boynundaki ipi çözüp nefes almasına olanak tanıdılar ve odadan çıktılar.
***
Gece saat 02:00 Sokaklardaki birkaç ışık haricinde çoğu sönmüş vaziyette. Açık olanlardan bir tanesi de Beren'in bürosunun ışığı. Beren'se ayakta.. Odayı belki de 1000 defa adımladı. Bir duvardan diğerine, hiç usanmadan.. Yüzüne bakılırsa derin bir şeyi düşünüyor.. Ara sıra başını iki elinin arasına alıyor ve saçlarını geriye doğru attırıyor, bazen de sakinleşmek istercesine parmaklarını çenesine koyup düşünüyor. Ama olmuyor, Ordan oraya.. Sonunda aklına gelen bir fikirle bir anda gözleri faltaşı gibi açıldı ve olduğu yerde kalakaldi. -Buldum! Vakit kaybetmek istemezcesine adeta uçarak masasının üzerinde duran telefona koştu. Ve Erdem"in numarasını çevirdi. Erdem;Yağız'ın çok yakın bir dostuydu. Belki de beraberlerdir umuduyla telefonu kulağıma götürdü. Dıııt dıııt dıııt.. Ve sonunda uykulu bir ses ahizede beliriverdi: -Alo -Alo Erdem benim Beren. -Hayırdır Beren bu saatte. -Özür dilerim erdem seni de rahatsız ettim bu saatte ama bir şey sorucaktım ben sana. - tabi buyur. -Ya biz bugün yağızla beraber yemeğe gidecektik beni almaya gelecekti ama gelmedi. Başına bir şey mi geldi acaba? Yani sabah seninle beraberdi ya belki biliyorsundur diye aramıştım. -Allah Allah! Nasıl olur? Biz onla akşam saat 5 te ayrıldık. Hatta senin yanına geleceği için de işten erken ayrılmıştı. -Gelmedi işte erdem.. Beren'in sesi bu sefer diğerkinlerden farklıydı. Titrek ve telaşlı bir şekildeydi. Daha fazla konuşamadı. Hıçkırıkları duyuluyordu sessiz sessiz. -Tamam Beren sakin ol! Geliyorum ben oraya. Telaşta yapma sakın! Biliyorsun yağız bu. Başka bir yerlere takılmış olabilir. Her türlü şeyi yapar o! Beren ağlamaklı bir sesle "Tamam"diyebildi sadece. Ve çaresizce kapatti telefonu. Ama biraz da olsa ümitlenmişti şimdi. Erdem'in varlığı ona güç katmıştı.
Yarım saat sonra...
Büronun kapısı çalıyordu. Beren oturduğu yerden bir hışımla kalkıp kapıyı açtı. Erdem içeri girdi ve masanın önündeki deri kılıflı karşılıklı koltuklara oturdular. İlk söze giren beren oldu: -Ben en iyisi ikimize de birer lahve yapayim. Hem uykun açılır. -İşte buna hayır demem. Beren çalışma odasının öbür tarafındaki odaya gidip kettle su koydu ve kaynamaya başlamasını beklemeye koyuldu. Tüm gücü çekilmişti sanki ayaklarından. Dermansız hissediyordu,ha bir de uykusuz. Dalgın dalgın etrafa bakımırken kettledan çıkan"Tınn" sesiyle irkildi. Ve kaynamış suyu kupalara boşaltıp erdemin olduğu odaya doğru ilerledi. Odaya girdiğinde erdem dirseğini masaya yaslamış ve kafasını da avucunun içine yerleştirmiş uyuyordu. Berenin tepsiyi masaya koymasıyla uyandı. - ya.. Şe..y özür..dil..erim! Uyuyakalmışım..da.. -Asıl ben özür dilerim erdem. Seni bu saatte uyandırıp taa buralara kadar getirttim. Erdem kupayı alıp kahvesinden birkaç yudum aldıktan sonra uykusu açılmaya başlamıştı. - Ee anlat bakalım şu işi güzelce beren. Beren söze başladı ve telefonda anlattıklarını biraz daha ayrıntılı bir şekilde aktardıktan sonra ne yapabileceklerini sordu. Erdem kahveyi bitirmişti ancak beren konuşalıdan beri tam 4 kere esnemişti. Biraz düşündükten sonra aklıma bir fikir geldi: -Aslında bakabileceğimiz bir yer var. -Söylesene erdem neresi? -Yağızı üniversiteden beri tanırım. Ve o ara sıra kafa dinlemek için ailesinin ona aldığı deniz kenarındaki evine gider. Sakin bir yer.. Etrafta birkaç ev var sadece. Oraya bakabiliriz. -İyi de erdem,bugün beraber buluşacağımızı bildiği halde niye kafa dinlemeye gitsin ki anlamıyorum. -Olsun. Bizim yine de her türlü ihtimali göz önünde bulundurmamız lazım. Belki de orada uyuyakalmıştır,ha? Beren ümitsizce "Peki"diyebildi. Ve askıdan paltosunu alıp giydikten sonra kapıdan çıktılar.
***
Arabayla yaklaşi bi 20 dakika gittikten sonra nihayet gelmişlerdi. Yol boyunca da konuşmamışlardı. Saat gecenin 3'ü olduğu için trafikte sakindi. Erdem arabayı uygun bir yere park ettikten sonra sahilde biraz yürümeleri gerekiyordu. Yine sessiz bir şekilde yürüdüler ve sonunda gelebilmişlerdi eve. -İste şu karşıdaki kremrengi olan ev beren. -Hemen gidelim lütfen. Adımlarını sıklaştırdılar ve evin demir parmaklıklarını açtılar. Demir Kapı kilitli değildi. -kapı kikitli olmadığına göre kesin burda beren. -İnşallah! Evin kapısına geldiklerinde o da aralık bırakılmıştı. Erdem bunu görünce şaşkınlığını gizleyemedi: -İyi de yağız niye böyle kapıyı açık bıraktı ki.. -Korkuyorum erdem, ya başına bir şey geldiyse? -öyle düşünme hemen sende beren! İçeridedir muhakkak. Ikisi de korka korka aralık bırakılan kapıdan içeriye doğru girdiler. Ve girer girmez de erdem ışığı yaktı. Zaten iki odalıydı ev. Biri mutfaktı odaların,diğeri de ilk girişteki odaydı. Ama odalarda yağız yoktu. Hırsızlık olabilir diye düşündüler ilk başta ancak etraf gayet düzgün gözüküyordu. -Bu da ne demek oluyor şimdi erdem! Kapı açık hırsız girmemiş, yağız hiçbir yerde yok! Kafayı yiycem ya!! -Tamam,tamam sakin ol!. -Nasıl sakin olabilirim ki ya?! Erdem de hiçbir şey diyemiyordu. Ve nereye gidebileceği hakkında tek bir fikri de yoktu şu anda.. -Bak istiyosan şimdi bizim eve gidelim. Sabah uyandığımızda gündüz gözüyle hem de daha mantıklı bir şekilde düşünürüz olayı,ha ne dersin? -Beren çaresiz görünüyordu. Heme erdemin söyledikleri de mantıklı gelmişti. Kapıdan çıktılar ve taş yoldan demir parmaklıklara doğru yürüyorlardı. Berenin gözüne bir şey ilişti yerde. Ay ışığının etkisiyle parıldıyordu yolun ortasında öylece. -Bir dakika erdem. Erdem adımlarını durdurdu ve berene döndü. Beren yerden parlak cismi eline aldığında gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. Çünkü yerdeki TEKTAŞTI...