Ölü birinin canını yakabilir misin?
Bir ölüyü tekrar diriltebilir misin?
MİRAN:
Gözlerinden yaş geliyordu hayalleriyle sevinciyle buraya gelmişti. Birkez daha tutkuyla ve aşkla baktı gözlerime... Acıyla bakması derinden etkiliyor beni.
"Seni çok seviyorum"dedi bazı harfleri yutkunarak kalp atışlarım duruyordu, hislerim kaybolmuştu sanki ama ölsem bile gözlerinde kaybolduğum kadına duyduğum sevgi hiçbir zaman bitmeyecekti. gözlerine son kez doldu bakarak "bu kalp hala senin, hiç kimse ne görecek, ne dokunacak, ne de girecek" dedim. Gözlerimden yaşlar geliyordu ve bitti gözünü kapattı son kez kapattı.
Kollarımın arasından başını çektim ve usulca yere bıraktım. O sırada araçtan eylül'e çarpan adam inmişti ne diyeceğimi ne yapacağımı bilmiyordum. Papatyam ölmüştü, Ilgın'ım kapatmıştı gözlerini... Adamın sesiyle irkildim "kardeşim iyi mi? bir şey olmadı değil mi?" derken ılgın'a bakıyordu. Hiç birşey demeden ayağa kalktım, telefonumu açıp tuşlamaya başladım. "Alo.. Alo... Evet araba kazası, lütfen hemen gelin lütfen, ölmesin, ölmesin..." Derken telefonu yere fırlattım. Paramparça olmuştu yere diz çöküp iki elimi saçlarımın arasında tutup çekmeye başladım. Gözümün önünde can veren Ilgın'a bakıyordum. Hiçbir şey yapamıyordum.
Ilgınla son günümüzdü bugün ona sürpriz yapacaktım yarın gidecek çünki. Ne olacak şimdi? Ilgın gitti mi? Ilgın öldü mü? gözlerindeki ışıltı gitmiyor aklımdan içimde ki her Soru, her şey çığlık atıyordu. Susturamıyordum.
Ellerimi yumruk yapıp dudağıma bastırıyordum. Hastahanedeydik. Ilgın'ın ailesi yoldaydı, geliyorlardı. Burda ise sadece ben ve en yakın arkadaşı Melis vardı. Birden abimin sesiyle irkildim. Omzuma elini koymuş "hadi gidiyoruz" dedi. Öylece ona baktım. "Bakma öyle ılgın'ın ailesi şimdi gelir, görmesinler seni." Dedi. Sonra da başımla onayladım, çıktık hastahaneden.
3 GÜN SONRA
İzmir de daha fazla yaşamak istemiyordum. Çünkü, burası, burası... Cehennem olmuştu artık benim için. Sakarya'ya gitmek için yola çıkmıştık. Orası ılgın'ın yaşadığı şehirdi. Belki orası kötü gelirdi benim için ama olsun ben yine de gidecektim. Nedenini bilmesem de gitmek istiyordum.
Arabanın içinde oturmuş öylece dışarıyı izliyordum yaşadıklarım beni benden almıştı, yıkılmıştım. Aşık olduğum kız gözümün önünde son nefesini vermişti. bu yüzden İzmir de de daha fazla kalamazdım. Ilgın'ın yaşadığı şehre gidiyorum, Sakarya'ya.
Annemin sesiyle düşüncelerimden sıyrıldım. Omzuma elini koymuş;
"Bazen hayatın acımasız gerçekliğinden sıkıldığımız olur, bunaltıcı gerçekliğinden. O zaman yapmamız gereken pencereden dışarıyı izlemektir. Göreceğimiz manzara kendi hayatımızdan farklı değildir. Çünkü; tek biz değilizdir mutsuz olan, umutsuz olan, yalnız olan emin ol dışarıda ki insanlar da senin gibi..."
Annemin kurduğu her kelime, her cümle etkiliyordu beni.
FLASHBACK:
19-18 öndeydik, 20 olan grup kazanacaktı ki tabiki biz kazanacaktık çünkü; onlar iki biz üç kişiydik. Servisi kullanmak için servis bölgesine ilerledim. Topu birkaç kere sektirdikten sonra topu karşı tarafa Enes'e doğru attım ama topa karşılık vermedi daha doğrusu vermediler; bir kız gelmişti. Çınar nehir Enes ve Doğa ona sarılıp selamlaşıyorlardı bende gidip "merhaba ben Miran" dedim. Yüzüne yakışan gülümsemesiyle "bende Ilgın " dedi. Sesi huzur doluydu sanki çok güzel ve hoş bir kızdı. Doğa Ilgın'ın koluna girip "hadi gel oturalım sohpet ederiz" demişti. Ilgın ise kafasını sallayıp onaylamışcasına bir mimik yaptı, hepimiz gidip şenzloklara oturmuştuk. Enes içecek söyleyip gelmişti o arada.
"Ee anlat, ne Zaman geldin?" Diye sormuştu nehir Ilgın'ın elini tutup.
VOUS LISEZ
PENÇE
Fiction généraleMevzuyu şöyle özetleyeyim: Özlüyor insan. Aranıza şehirler girse bile birden karşına çıkacakmış gibi özlüyor... Çok yabancıyız albayım, en çok da bu öldürüyor. Ve, dünyanın bütün şehirleri onların olsun, tek sana yakın olayım.
