Güneş yaprakların arasından yüzüme vuruyor,ben ise kitabımı okumaya çalışıyordum.Annemin,"Ashley!" diye bağırışıyla kitabı komodinimin üzerine bırakıp aşağıya indim. Evin içi soğuktu,ayağıma patiklerimi giydim. "Efendim anne? O kadar bağırmana hiç gerek yoktu." Annem gene yüksek bir sesle,"Ah,Ashley! Bundan nefret ediyorsun biliyorum ama söylemek zorundayım."
Kötü birşey olabileceği ihtimalini düşündükçe kalp atışlarım hızlanıyordu. "Seni dinliyorum anne." diyebildim. "Biliyorsun ki bu aralar toplantılarımız arttı ve uzadı. Bugün gece Rosewood'a gitmem gerek." Artık evde yalnız kalmaya alışıktım,ayrıca büyümüştüm. "Pekala bana uyar. Bende bu gece Daisy ile film felan izlerim." Sorun olmadığını anlayınca annemin keyfi yerine gelmişti,benim de öyle. Bu düşünceler ile odama çıktım ve saçlarımı taramaya başladım. Belime kadar uzanan kızıl rengi saçlarım yıpranmış,uçları kırılmıştı ama kuaföre gitmeye üşeniyordum. Kötü gözüktüğü düşüncesine kapılarak saçlarımı gizlemek adına topuz yaptım. Üstüme en sevdiğim yeşil elbisemi geçirdim ve aşağı indim. Annem bir yandan mutfağı topluyor bir yandan da haberlere bakıyordu. "Ben alışverişe gidiyorum anne haberin olsun seni ararım." Annem gergin bir şekilde gülümsedi ve ben babetlerimi giydiğim gibi kendimi Haziran ayının yakıcı sıcağına bıraktım. Bizim evimize çok yakın olan, BlueOcean Alışveriş Merkezi'ne doğru yürümeye başladım. Derin düşüncelere dalmıştım ki bu sessizliği telefonumun zil sesi bozdu. Arayan Sophia idi.
"Alo"
"Efendim Sophia"
"Bugün için bir planın var mı?"
"Annem bu gece toplantı için Rosewood'a gidecek bende onunla beraber çıkıp Daisy'nin evine gideceğim."
"Ben de gelebilir miyim?"
"Ah, tabii ki Sophia."
"Tamam görüşürüz."
Telefonu kapatır kapatmaz aynı sessizliği yakaladım. Fakat zaten Alışveriş Merkezi'ne gelmiştim. En sevdiğim mağaza olan Oysho'ya girdim,Daisy,Sophia ve kendim için kedi baskılı kazaklar aldım. Ordan çıkınca Chanel'e uğradım ve yeni çıkan parlatıcılardan iki adet aldım,biri annem içindi.Saat geç olmaya başlayınca bir sandviç alıp eve doğru yürümeye başladım. Eve geldiğimde annem uyuyordu,yapması gereken onca şey varken... Rahatını bozmak istemedim ve odama çıktım. Yeni kazağımı giydim,kızlarınkileri de bir poşete koyup askılığıma astım. Övünmek gibi olmasın ama parlatıcı bana çok yakıştı. Anneminkini de odasına koydum ve erkenden Daisy'nin evine gitmeye karar verdim. Anneme, "Evde sıkıntıdan patlamak istemiyorum! Daisy'nin evine erkenden gideceğim. Telefonum hep açık. Seni seviyorum." yazılı bir not bıraktım ve yavaş adımlarla Daisy'nin evine doğru yürümeye başladım. Yolda Sophia'yı arayıp erkenden gideceğimi söylerken kendimi Daisy'nin kapısının önünde buldum. Pencereden dışarı bakıyordu,fakat yüzünde mutsuz bir ifade sezdim. Kapıyı çalmam ile pencereden ayrılıp aşağıya inmesi bir oldu. Kapıyı açar açmaz var gücümle sarıldım ona,yüz ifadesi kısa süreli de olsa değişmişti. "Bu üzgün suratı neye borçluyum?" "Kevin" diyebildi sadece. Sevgilisinden ayrılmıştı ve bu yüzden çok gergindi. "Ah, Kevin. Senin gibi bir kızı kaybetmek onun beyin yetmezliği olduğunu gösterir." Bu laf üzerine kahkahalarla boğuldu. Bende sadece tebessüm ettim ve ona bir kahve yapmak üzere mutfağa yöneldim. Ben kahveleri yaparken Sophia geldi ve bana yardım etti. Hep beraber Daisy'nin odasına çıktık ve ben onlara hediyelerimi verdim. İkisi de tam anlamıyla bayıldılar ve hemen giydiler,cidden hepimize çok yakışmıştı. Hepimizin sevdiği bir dizi olan Pretty Little Liars'ı açtık. Saat sekiz olmuştu. 5.sezonu bitirdikten sonra hepimiz sıkılmaya başladık ve doğruluk mu cesaret mi oynamaya karar verdik. Daisy boş bir şişe getirdikten sonra ben döndürmeye başladım. Daisy ile Sophia'yı geldi. "Doğruluk mu cesaret mi Sophia?"
"Immm sanırım cesaret."
"Ahaha en sevdiğim. Git ve karanlık banyoda 15 dakika otur."
Sophia'nın korktuğunu anlamak hiç zor değildi,elleri titremeye başlamıştı bile... Karanlıktan korkardı. Ama oyunlarda mızıkcılık yapmayı sevmediğinden gitti ve banyodaki tabureye oturdu. Biz de o sırada telefondan dakika tutmaya başladık. "Sophia'nın cesareti gözlerimi yaşarttı doğrusu." dedi Daisy. Onayladığımı belli etmek amacıyla kafamı salladım. Tam onuncu dakikada Sophia'nın çığlıkları ile Daisy de ben de yerimizden fırladık. Kalbim yerinden fırlayacak gibiydi,banyoya doğru koşuyorduk.Banyonun kapısı kilitliydi.
"SOPHİA!" diye var gücümüzle bağırıyorduk.
"Yardım edin! Daisy,Ashley!"
"Tamam sakin ol kapıyı kırıcaz.Kenara çekil."
Geri geri gittik ve son gücümüzle kapıya koştuk. Çok şaşırmıştık ama kapı kırılmıştı. Sophia titriyordu.
"N-ne oldu sana?"
"Bekliyordum. Bir anda biri ağzımı kapattı,ne yapacağımı bilemedim ve musluğun önündeki cımbızı eline batırdım ardından çığlık attım."
"Ah tanrım! Kim yapar bunu?"
"Bize şaka yapmaya çalışıyorlardır." dedi Daisy.
"Hayır, bu ciddi bir durum. Eve nasıl girdiler?" dedim emin bir şekilde.
İkiside susmuştu,korkuyorduk. Sophia'yı kaldırdık ve Daisy'nin odasına gittik.
"Kızlar. Ben daha fazla burda duramayacağım."
"Saçmalama Sophia biz yanındayız." dedik bir ağızdan.
Daisy,Sophia ve ben için pijama çıkardı ve yatağın altındaki misafir yatağını açtı.
"Elinizin altında fener olsun. Ve birşey olursa çığlık atın." dedim.
İkisi de anneleriymişim gibi endişeli gözlerle kafa salladı. Olanları değerlendirmeye çalışırken göz kapaklarım ağırlaştı ve uykuya daldım.
YOU ARE READING
~SCREAM~
Mystery / Thriller"Buz gibi nefesi ensemde dolaşıyor,beni etkisiz hale getiriyordu."
