26.Bölüm

4.4K 204 50
                                        

Ali
Selinin mışıl mışıl uyuyan halini izledikçe içime bir huzur oturuyordu. Yanı başında oturup yavaşça ipek telleri ile oynuyordum. Güzel yüzünde ağrı acı olmadığını görmek, yanaklarına geri gelen o kırmızılığı görmek beni sakinleştiriyordu. Ona öyle hareketsizce yatmak, acıdan kıvrılmak, halsiz olmak hiç yakışmıyordu. O hep gülmeli, etrafa neşe ve ışık saçmalıydı. Benim Selinim oydu. Ben o Seline aşık olmuştum. Ama o adam o Selini yakmaya çalıştı,benim Selinimi elimden almaya çalıştı. Ben de onu mahvedecektim. Artık hiç kimse ona parmağını bile süremezdi. Onu gözünden bir damla yaş aktığını görmektense ölseydim daha iyiydi. Evet,o derece aşık olmuştum ben Seline. Ondan başkasını gözüm görmüyordu. Ben, hiç bir şeyi takmayan, hayatına aşkı sokmayan, sevgiden mahrum olan, sadece acıyı bilen Ali Mertoğlu, Selin Yılmaza deliler gibi aşık olmuştum. Benim dünyama çevrilmişti, hayatıma umut getirmişti. Belki ben de yaşadığım tüm acıları arkada bırakıp, onunla birlikte mutlu olabilirdim.
Selinin kıpırdaşmasıyla gözlerim ona kaydı. Koca gözlerini yavaşça açıp güzelce bana baktı.

"Ali? Nazlı yok mu?" Yavaşça fısıldadığında gülümsedim.

"Nazlı seni uyuttu gitti. Neden? Beni istemiyor musun?"

"Ya öyle şey olabilir mi sence, Ali. Sadece Nazlıyı merak ettim." Dudaklarını büzünce gülüp alnına öpücük kondurdum.

"İyi misin? Yaran acıyor mu?"

"Sen yanımda olurken benim hiç bir yerim acımıyor" güzel masumiyetiyle bana bakıp gülümsediğinde kalbimde kelebekler uçuştuğunu hissettim. Demek ki o da benim kadar yoğun duygular besliyordu bana.

"O zaman ben senin yanından hiç ayrılmayayım. Senin de hiç bir yerin ağrımasın, yoksa ben dayanamıyorum semi acılar içinde görmeye". Selin gülümseyerek hafifçe kalkıp yatağın başına yaslandı ve elimi avuçlarına alıp öptü. Sonra yüzüme sıcakça bakarak kocaman gülümsedi.

"Zaten ayrılmanı hiç istemiyorum." Yavaşça ona doğru yaslanıp dudaklarına küçük buse kondurdum. Ondan ayrılıp elimi boynuna sararak başını omuzuma koydum. Elini göğüsüme koyup yavaşça parmaklarını oynatmaya başladı.

"Ali, annenden hiç haber aldın mı?" Annemin adı karşısında kendim de istemeden kaşlarım çatıldı.

"Hayır, o zamandan beri hiç görmedim."

"Annenle aranı hiç düzeltmeye çalışdın mı?"

"Hayır, çünkü annem beni hep babama göre sevdi, ondan olduğum için sevdi, beni ben olarak sevmedi. Hayatında sadece bir figüran oldum, benimle hiç bir zaman ilgilenmedi. O gün de babamla görüşmeye ikna etmek için gelmişti." Hatırladıkça kalbim sızlıyordu, ama alışmıştım artık. Annemle babamın sevgisizliğine alışmıştım. Sadece kardeşim vardı beni seven, bana değer veren, onu da elimden almıştılar. Artık o aileye beni bağlayan hiç bir şey yoktu. Olmasını da istemiyordum.

"Biliyor musun, hayat çok garip. Benim annem erken öldü, ben hep anne hasretiyle yaşadım. Oysa senin bir annem var, ama sen onu görmek istemiyorsun. Neden böyle oluyor?" Ses tonunda acısını hissetmiştim. Daha sıkı sarılarak saçlarını öptüm.

"Bilmiyorum, Selin, gerçekten bilmiyorum. Ama baksana, annelerimiz olmasa da, kardeşlerimiz var. En azından tutanabileceğimiz, yaslanacağımız, güvenebileceğimiz birileri var. Bir birimiz varız."

"Evet, doğru söylüyorsun. Biliyor musun, ben hep annemin dizlerinde uyurdum, saçlarımı okşardı, bana şarkılar söylerdi. Annem gittikten sonra hiç bir zaman o sıcaklığı hiç kimsede yakalamayacağımı düşünürdüm. Ama Nazlıda onu hissettim. Nazlı beni korudu, bana annelik yaptı. Keşke senin de hayatında anne rolünü oynayabilecek bir adam olsaydı. Senin o kadar acı çekmeni bilmem beni çok kırıyor,Ali. Keşke onların hepisini sana unuttursam. Yüzünü güldüre bilsem, olanlar hiç olmamış gibi hissettire bilsem..." Sözleri karşısında duygularım tavan yapmıştı, başımı aşağı eğip bana bakan dolu gözlerini izledim.

Kırık kalplerWhere stories live. Discover now