Gece, şehrin üzerine çoktan çökmüştü.
Arabanın camından dışarı bakarken sokak lambalarının ışıkları yüzüme vurup kayboluyordu. Şehrin bu saatlerde başka bir yüzü olurdu.
Gündüz herkesin gördüğü kalabalığın yerini sessizlik alır, insanların sakladığı şeyler ortaya çıkardı.
Ben o şeylerin içinde yıllardır yaşıyordum.
Telefonum çaldı.
Ekrana baktım.
Patron.
Aramayı açtım.
"Efendim?"
"Ofise gel."
"Ne oldu?"
"Gelince konuşuruz."
Telefon kapandı.
Direksiyonu biraz daha sıkı tuttum.
Patronumun "gelince konuşuruz" demesini hiç sevmezdim. Çünkü genellikle konuşacak şey iyi bir haber olmazdı.
Yaklaşık yirmi dakika sonra şirketin önüne geldim.
Dışarıdan bakıldığında burası sıradan bir şirket binasıydı. Büyük camlar, şık bir giriş, güvenlik görevlileri...
Ama içeride ne olduğunu bilen insan sayısı çok azdı.
Arabadan inip binaya girdim.
Güvenlikteki adam beni görünce başını eğdi.
"İyi akşamlar, Umay Hanım."
"İyi akşamlar."
Asansöre bindim
.
Yukarı çıktıkça yüzümdeki ifade daha da ciddileşti.
Kapıyı açıp patronun odasına girdiğimde onu pencerenin önünde dururken gördüm.
"Buradayım."
Arkasını döndü.
"Geç."
Oturmadım.
"Ne oldu?"
Masasının üzerindeki dosyayı eline aldı.
"Yelda geliyor."
Bir an sustum.
Yelda.
İsmini uzun zamandır duymamıştım.
"Ne zaman?"
"Yarın."
Kaşlarımı hafifçe çattım.
"Yurt dışından mı?"
"Uçağı sabah iniyor."
Başımı salladım.
Yelda'yı birkaç kez görmüştüm. Yıllar önce.
O zamanlar daha gençti. Babasının işlerinden mümkün olduğunca uzak duruyordu. Sonra eğitim için yurt dışına gittiğini duymuştum.
"Doktor olduğunu biliyorum."
"Doktor."
Patron dosyayı masaya bıraktı.
"Artık geri dönüyor."
"Şirket için mi?"
"Evet."
"Şirketi o mu yönetecek?"
"Artık zamanı geldi."
Sessiz kaldım.
Yelda'nın bu işe nasıl tepki vereceğini tahmin edebiliyordum.
YOU ARE READING
kafes
General FictionYurt dışından dönen Yelda, babasının karanlık dünyasının içine çekilir. Onu korumakla görevlendirilen Umay ise Yelda'nın hayatını değiştirecek tek kişi olacaktır. Tehlike, sırlar ve kaçınılmaz bir yakınlık arasında artık hiçbir şey eskisi gibi olmay...
