HELLO HELLO VE YİNE HELLO baktım geçen alpbar okumak istiyorum açayım okuyayım dedim toplasak bir elin parmağının sayısının geçmiyordu e bende dedim ben yazarım o zaman
Umarım konuyu ve fici beğenirsiniz iyi okumalarrrrrr
------------------
Provaların bittiği o kaçınılmaz anı her müzisyen en derindeki hücrelerine kadar bilirdi. Parmak uçlarında elektro gitarın sarmal çelik tellerinden kalan o tatlı, sızlatıcı baskı izleri; kulak zarlarında tam olarak geçmek bilmeyen o ince, ritmik uğultu ve saatlerce mikrofona bağırarak şarkı söylemekten boğazın gerisinde katmanlaşan o kavurucu kuruluk... Perma grubunun hem lead gitaristi hem de ana solisti olan Alperen, o akşamüstü prova salonunun nemli, ter ve ahşap kokulu basık havasından çıktığında ciğerlerine dolan soğuk şehir havasıyla derin bir nefes aldı. Yanında, grubun ritim gitaristi ve en yakın dostu Ahmet vardı. İkisi de yorgun adımlarla kendilerini o gün kurulan bit pazarının curcunasına bırakmışlardı.
Pazarın tezgâhları arasında ilerlerken etrafı sarıp sarmalayan koku oldukça belirgindi: Buram buram eski kitap yaprakları, küflenmiş kumaşlar, yağlanmış ve paslanmış metal parçaları... Ahmet, gözüne kestirdiği takı tezgâhına doğru hamle yapıp gümüş görünümlü, üzeri garip motiflerle işlenmiş yüzükleri kurcalamaya başladığında Alperen adımlarını yavaşlattı.
"Seni pazarların çıkışında bekliyorum kanka, çok takılma oralarda," diye seslendi Alperen.
Çıkışa giden dar patikada yavaş adımlarla ilerlerken, kenara serilmiş yıpranmış sarımsı bir örtünün üzerindeki tozlu nesneler gözüne takıldı. Tam örtünün uç köşesinde duran bir obje, etraftaki diğer tüm ıvır zıvırın aksine garip bir çekim gücüne sahipti. Ahşap kasasının kenarları yılların getirdiği aşınmayla hafifçe yıpranmış, ön yüzündeki pirinç kaplama detayları kararmış analog bir radyoydu bu. Üzerindeki büyük frekan ayar düğmesi hafifçe sağa yatıktı; frekans panelinin üzerindeki şeffaf camda ise derin, ince bir çizik uzanıyordu. Alperen durdu. Normalde retro objelere ya da antikalara karşı özel bir merakı yoktu ama bu cihazda onu garip bir şekilde kendine çeken, görünmez bir ağırlık vardı.
Eğilip radyoya daha yakından bakarken, tezgâhın arkasında bağdaş kurmuş duran kadına döndü: "Abla, bu ne kadar?"
Kadın, tülbentini hafifçe geriye iterek Alperen'e baktı. Bakışlarında tuhaf, çözülmesi zor bir durgunluk vardı. "500 lira."
Alperen kaşlarını yukarı kaldırdı. "Oha abla! Nedeni ne ki bu kadar pahalı olmasının? Altın kaplama falan mı içi?"
Satıcı kadın yüzündeki o dingin ifadeyi hiç bozmadan, "Bu sıradan bir radyo değil," dedi.
Alperen hafifçe tebessüm etti. "Bence abla yalan söylüyorsunuz, pazarlama taktiği mi bu?"
Kadın istifini bozmadan omuz silkti. "Teklif var, ısrar yok."
Alperen elini cebine attı. Aklında hiçbir şekilde bir radyo satın almak yoktu ama bir yanı da o pürüzsüz ahşap kasayı orada, o tozlu örtünün üzerinde bırakıp gitmeyi reddediyordu. "Son fiyat ne olur peki?"
Kadın doğrudan gözlerinin içine baktı. "Fiyatı arttırmadan al istersen."
"Tamam ya, alıyorum," diyen Alperen cebinden çıkardığı 500 TL'yi uzattı. Radyoyu iki eliyle özenle kucakladı. Arkasını dönüp giderken kadının belirsiz bir fısıltıyla söylediği şu sözler kulağına çalındı: "Radyonun yeni sahibi belli oldu sonunda..."
Pazarın çıkış kapısına geldiğinde Ahmet'in kollarını kavuşturmuş halde kendisini beklediğini gördü. Ahmet, "Kanka sözde sen çıkışa gelecektin, senden önce geldim," diye sitem etti.
Alperen kucağındaki ağır ahşap radyoyu biraz yukarı kaldırdı. Ahmet şaşkınlıkla objeye baktı. "Ne alaka kanka bu radyo?"
Alperen cihazın pürüzsüz ahşabına parmağını sürerken, "Bilmiyorum... Çok almam gerekiyormuş gibi hissettim bir an," dedi.
Ahmet gülerek elini Alperen'in omzuna vurdu. "Bu 6. hisler mevzusu senin Miraç gibi çıkmasın da!"
Alperen gülümseyerek başını salladı. "Saçmalama oğlum ya."
Vedalaşıp ayrıldıktan sonra Alperen metro yolculuğu boyunca kucağındaki radyoyu bir an olsun bırakmadı. Eve varıp kapıyı açtığında, sırtındaki elektro gitar kılıfını her zamanki gibi antredeki duvara yasladı. Kucağındaki radyoyu ise doğrudan odasındaki çalışma masasının ortasına yerleştirdi.
Aşırı bir merakla hemen cihazın kablosunu prize taktı. Üzerindeki büyük dairesel düğmeyi çevirdiğinde odanın içine derinden gelen karıncalı bir cızırtı yayıldı. Frekans iğnesi yavaşça kaydı ve 88.8 üzerinde durdu. Ancak statik cızırtı dışında hiçbir yayın yoktu.
Cihazın üst kısmına hafifçe vurdu. "Hay sikeyim böyle işi..." diye söylenerek masadan kalktı. Mutfak tarafına geçip kendine bir şeyler hazırlamak için tezgâhın başına geçti.
Saat tam 22.25'i gösterdiğinde, odadan aniden son derece net ve yüksek bir erkek sesi yükseldi:
"Offf, siktiğimin frekansında takılı kaldı ya! Çalışmıyor bir de!"
Alperen mutfakta donakaldı. Ses doğrudan kendi odasından gelmişti. Evde yalnız olması gerekiyordu. Kalbi göğüs kafesini zorlayacak şekilde çarpmaya başladı. Refleks olarak tezgâhta duran bıçağı kavradı, parmakları ahşap sapı hırsla sıktı. Sessiz ve temkinli adımlarla koridora çıktı.
"Kim var orada?!" diye bağırdı.
Ses bir anda kesildi. Odanın kapı eşiğine geldiğinde, içeriden oldukça kısık, titrek bir fısıltı duyuldu: "Bismillah..."
Alperen dikkatle dinlediğinde sesin odanın içinde duran bir insandan değil, masanın üzerindeki radyodan geldiğini fark etti. Bıçağı tutan eli hafifçe aşağı indi. Radyoya yaklaştı ve şaşkınlıkla bağırdı: "Kim var orada?"
Radyodan gelen ses bir o kadar şaşkındı: "Sen radyoda mısın?"
Alperen kaşlarını çattı. "Hayır! Sen radyodasın, ben buradayım!"
Masanın üzerine doğru eğildi, gözleri inanmazlıkla açılmıştı. "Ne bu, bir kamera şakası falan mı?"
Karşıdaki ses kelimeyi anlayamamış gibi duraksadı: "Kamera şakası mı? O ne?"
Alperen sinirsel bir tebessümle yanıtladı. "Dalga mı geçiyorsun? Ne zamanda yaşıyorsun sen, 2016 falan mı?"
Karşıdaki ses hiç duraksamadan, son derece kararlı bir tonla cevap verdi:
"Evet, 2016'dayız. Salak mısın?"
Alperen öylece kalakaldı. Radyonun üzerindeki kırmızı frekans çubuğuna bakarken dudaklarının arasından tek bir kelime döküldü:
"Siktir..."
*----------------------
AY KONUYU BEĞENDİNİZ Mİ İÇİMDE ÇOK ŞÜPHE VAR AMA UMARIM BEĞENİRSİNİZ YA İLK BÖLÜM HAKKINDA NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ ÇOK MERAK EDİYORUMMMM
BINABASA MO ANG
Frequency 88.8 / Alpbar
FanfictionEski bir analog radyo, saat 22.25 ve 88.8 frekansında yankılanan iki farklı zaman... Perma grubunun solisti Alperen, bit pazarından aldığı sıradan görünen bir radyoyla 10 yıl öncesine bağlanacağından habersizdi. Aynı evde, aynı odada ama tam 10 yıl...
