Sabah alarmım üçüncü kez çaldığında gözlerimi açtım. Birkaç saniye tavana bakıp nerede olduğumu hatırlamaya çalıştım.
Ev yine sessizdi.
Zaten başka türlüsünü beklemiyordum.
Yatağımdan kalkıp perdeyi açtım. Dışarıda hava kapalıydı. İnsanların işe ve okula yetişmek için koşturduğu sokağı izledim. Herkesin gidecek bir yeri, bekleyen bir ailesi ya da eve döndüğünde kendisini karşılayacak biri vardı.
Benimse eve döndüğümde karşılaştığım tek şey sessizlikti.
Üzerimi giyip çantamı aldım. Mutfağa geçtim ama kahvaltı hazırlamakla uğraşmadım. Dolaptan bir meyve alıp kapıya yöneldim.
Tam ayakkabılarımı giyerken kapının önündeki küçük kutuyu fark ettim.
Daha önce orada olmadığına emindim.
Eğilip kutuyu elime aldım. Üzerinde ismim yazıyordu.
"Han Jisung."
Kaşlarımı çattım.
Gönderen kısmı boştu.
Kutuyu birkaç saniye elimde çevirdim. Sonra açtım.
İçinden siyah bir kalem çıktı.
Oldukça kaliteli görünüyordu. Yanında da küçük, metal bir anahtarlık vardı.
Anahtarlığı elime aldığımda şaşırdım.
Üzerinde sevdiğim bir çizgi film karakteri vardı.
"Bunu kim biliyor?"
Cevap beklemediğimi bilmeme rağmen odanın içine baktım.
Sessizlik.
Kutunun dibinde küçük bir kâğıt vardı.
Açtım.
"Umarım beğenirsin."
Başka hiçbir şey yazmıyordu.
Kâğıdı tekrar kutunun içine koydum.
İlk düşüncem Felix oldu.
Okula vardığımda onu kantinin önünde buldum. Beni görür görmez elindeki yiyeceği bana uzattı.
"Bunu al."
"Günaydın sana da."
"Günaydın. Şimdi bunu al."
"Ne bu?"
"Sandviç."
"Ben kahvaltı yaptım."
Felix yüzüme baktı.
"Yalan söyleme."
"Bir şey yedim."
"Ne?"
"Bir meyve."
"Jisung, meyve kahvaltı değil."
