Bölüm 1

24 4 3
                                        

İş yerindeki son belgeleri de hızla toparlayıp çantasına attığında Jin'in gözü duvardaki saate kaydı. Dakikalar sanki onun sabırsızlığını ölçer gibi yavaş akıyordu ama nihayet mesai bitmişti.

Kalbi, her akşam olduğu gibi yine aynı tatlı ritimle çarpmaya başladı. Dışarıdaki dünyanın karmaşası, trafiğin gürültüsü ya da günün yorgunluğu... Kapıdan içeri girdiği anda bunların hiçbiri var olmuyordu. Çünkü orada, sadece ikisine ait bir cennet vardı.

Eve gelir gelmez kollarını sıvadı Jin. Mutfak, onun aşkını ifade etme biçimiydi. İnce bir porselen takım çıkardı dolaptan; kristal kadehler, masanın tam ortasına yerleştirilen zarif mumlar ve ortama yayılan o hafif, rahatlatıcı müzik... O akşam için San'ın en sevdiği yemekleri hazırlamıştı.

Fırından yükselen leziz kokular eve yayılırken, Jin masaya son dokunuşları yapıyordu. Şamdanın ateşini yaktığında, evin atmosferi bir anda büyülü bir sıcaklığa büründü.

Tam o sırada kapının kilit sesi duyuldu.
Jin yüzünde engel olamadığı kocaman bir gülümsemeyle antreye koştu. San, günün tüm yoğunluğuna ve yorgunluğuna rağmen kapıda durmuş, gözlerinin içi gülerek ona bakıyordu. Ve tabii ki ritüelleri hiç bozulmamıştı: San'ın elinde, Jin'in en sevdiği şakayıklardan oluşan taze bir buket vardı.

"Yine geç kaldım biliyorum aşkım ama trafik bir felaket," dedi San, sesi fısıltı kadar yumuşak ve tutku doluydu.
Çiçekleri Jin'e uzatıp onu belinden yakalayarak kendine çekti. Çiçeklerin kokusu, San'ın kendine has o tanıdık ve huzur veren kokusuna karıştı.

"Her akşamı bir kutlamaya çeviren sensin," diye fısıldadı Jin, başını onun göğsüne yaslarken.

San, Jin'in çenesini hafifçe kaldırıp dudaklarına derin, özlem dolu bir buse kondurdu. Şehrin tüm koşturmacası, işin stresi, trafipin karmaşası hepsi dışarıda kalmıştı. Bu kapının ardında sadece ikisi, mum ışığında parıldayan bir masa ve hiç bitmesini istemedikleri bir aşk vardı.

Jin, elindeki buketteki çiçekleri koklarken çoktan salona doğru adımlamıştı. Masanın üzerindeki mumların titrek ışığı, tabakların zarafeti ve o büyüleyici atmosfer her zamanki gibi kusursuzdu. Ancak San tam masaya yaklaşacakken adımları yavaşladı. Bakışları masanın iki ucundan sıyrılıp yan taraflara yerleştirilmiş iki ekstra servise takıldı.

Kaşları hafifçe havalandı, yüzünde şaşkın ama meraklı bir tebessüm belirdi. Dışarıdaki dünyanın kalabalığından kaçıp sığındıkları bu evde, baş başa kalmak onların en kutsal kuralı gibiydi. Öyle her an geleni gideni, kapılarını çalanı olmazdı; onlar kendi küçük evrenlerinde birbirleriyle yetinmeyi severlerdi.

"Sevgilim..." dedi San, arkasını dönüp Jin'e bakarken. Sesi hem muzip hem de merak doluydu. "Masa harika görünüyor ama... Bu akşam misafirimiz mi var yoksa?"

Jin elindeki bezi tezgaha bırakıp mahcup bir tebessümle yanına yaklaştı. Yanaklarına hafif bir pembelik çökmüştü, gözlerini San'ın meraklı bakışlarından biraz kaçırarak ellerini birleştirdi.

"Şey... Sanırım evet," dedi sesi tatlı bir suçlulukla kısılarak. "Benim yaramaz kardeşim Taehyung yine yaptı yapacağını. Yaklaşık yarım saat önce aradı, 'Sana geliyorum, yanında biri daha var size harika bir sürprizimiz var!' deyip pat diye yüzüme kapattı. Biliyorsun onu, dinletemedim kendimi."

San, Jin'in bu tatlı mahcubiyetini görünce dayanamayıp hafif bir kahkaha attı. Aralarındaki o baş başa gecelerden birinin bölünmüş olmasına kızmak bir yana, Jin'in yüzündeki o masum ifade içini ısıtmıştı.

"Taehyung ve sürprizleri..." dedi San gülerek Jin'in belinden tutup kendine çekti. "O zaman bu geceki kutlamamız biraz şekil değiştirecek desene. Bakalım bizim çılgının nasıl bir sürprizi varmış."

Bir Narsistin Kurbanı //NAMJİNStories to obsess over. Discover now