PUSLU BAHÇE

23 2 0
                                        

PUSLU BAHÇE༺♡༻

¡Ay! Esta imagen no sigue nuestras pautas de contenido. Para continuar la publicación, intente quitarla o subir otra.

PUSLU BAHÇE
༺♡༻

Balmorhea, Remembrance

Yeryüzü düşen üç elmanın ikisi zehirli, birisi de mahşeri taşıyordu.

Kanla yazılan her sayfanın sonu yine kanla noktalanırdı.

Hikaye başta masum değilse sonda hiç olmazdı. Bu işte acının en belirgin ve saf haliydi. Yeryüzünde insanlar acıyı deneyimlemek için değil, acıdan var olmak için yaşarlardı.

Ben o elma ağacının altında durmuş dünyaya baktığımda yanan bir gelecek vardı. Hani bazen yağmur yağarda ateşi söndürmeye yetmezdi ya öyle bir geleceği görüyordum.

Düşler bir portrede solabiliyormuş.

Ben düşlerimi kaybedeli çok uzun zaman oluyordu.

Attığım adım İtalyan Selvilerinin arasına düşerken sessizdim. Gözlerim göğe uzanan ağaçlara dokunduğunda yutkundum ve yutkunuşum boğazıma bir bıçak gibi dizilmeye başladı.

Gök gündüz olmasına rağmen griye boyanmış, karanlığı geceden güne taşımıştı. Dudaklarım düz bir çizgi halindeyken ileride duran malikaneye baktım. Kalbim o büyük yapıya baktığında sızlar gibi olmuştu.

Bazen bazı yerler insanın ruhunda derin yaralar taşırdı. O ev benim solup gittiğim, bir boyanın eski bir duvardan soyularak dökülmeye yüz tuttuğum yerdi.

Dudaklarım titremeye başladığında bir adım daha attım. Attığım adımlar beni bir geleceğe değil sona yaklaştırıyordu.

Sonum uzak değil yakındı.

İçime aldığım nefes ciğerimi yakarken ileride duran heykele baktım. Heykel yıkılmış bir vaziyette dururken karşımda duran adama baktım. Gözlerinde ilk defa bu kadar yoğun bir şaşkınlığa sahip olduğunu görmüştüm.

Dudaklarım titrerken yutkundum.

Ela gözleri dikkatle bana bakarken bende sadece dakikalar önce patlayarak parçalanan heykele bakıyordum. Gözlerimi dağılmış heykelden ayırmadan "Ruh bir çıkmaza girdiğinde kaçmaya çalışır, kaçamadığında, öylece kaldığında ise zarar vermekten korkmamaya başlar." Dedim.

Gözlerim yerden kalktığında tükenmişlik hissini ilk defa bu kadar derinde hissetmiştim. Sert bir nefes aldığımda "Artık beni öldürmenden korkmuyorum. Bu savaşmak ise eğer seninle savaşacağım," dedim.

Dudakları gerilmiş bir şekilde dururken "Cesaretine hayran kaldım,"dedi.

Gözlerimden yaşlar süzülürken parmağımı ona doğrulttum ve "Sen eğer bir cinayet sadece bıçak ya da silahla işleniyor sanıyorsan yanılıyorsun. Senin yaptığın, bu da bir cinayet sayılır." Dediğimde
adımları bana doğru düşmeye başladı.

Bu sefer korkmadan başımı dik tuttum ve onun gözlerinin içine bakmaktan çekinmedim.

Eli birden bileğimi yakalayıp sertçe çektiğinde gözümü kırpmadan ona baktım. Bana dikkatle bakarken "Artık benden gözlerini kaçırmıyorsun." Dedi. Gözlerine bakmaktan geri durmadan "Senden
korkmuyorum çünkü. Korkarak yaşayacağıma bu şekilde ölürüm." Dedim.

Dudakları yukarıya kıvrım kazandığında "Ne zamandan beri böyle cümleler kurabiliyorsun?" Diye sordu ve  gözlerim ile yerde duran devasa heykeli göstererek "Onu yok ettiğim andan beri." Dedim.

Sinirleri bozulmuş gibi güldüğünde "Sikimde mi sanıyorsun sen bu heykelin? Kıytırık bir heykeli patlatarak beni korkutabileceğini mi
düşünüyorsun?" diye sordu.

Gözlerim bileğimi tutan eline kaydığında
"Seni korkutamam belki ama bu sana zarar veremeyeceğim anlamına gelmez, Ombra."
Güldü ve "Bizim küçük ressam burada takıla takıla kendisini buradan biri sanmaya başlamış." Dedi.

Başımı iki yana sallayarak "Hiçbir zaman buraya ait olmadım. Her zaman burada olamaması gereken kişi konumundaydım ama sen bunu ısrarla istedin. Ve şimdi beni sana dönüşmekle suçlayamazsın," dedim.

"Sesini kes." dedi sabit ve kaba bir sesle.
Geri adım atmadan ona baktım ve "Senin gibi bir canavar olmam seni rahatsız mı etti? Yoksa sana canavar demem mi?" Diye sordum. Ve bu bileğimi daha sıkı tutarak beni hızla savurmasına neden oldu.

Bedenim büyük bir şiddet ile selvi ağacına çarptığında acı tüm kemiklerime yayılmış bir haldeydi.

Bir ruh başka bir ruha zarar verdiğinde bu sadece o ruhu yıkmak değil, o ruhu ölüm ile şekillendirmek olurdu.

Başımdan sızmaya başlayan sıcak sıvıyı hissettiğimde gözlerimi kaldırarak ona baktım. Gördüğüm ilk şey bana doğru yönelmiş gümüş silahın namlusu olmuştu. Dudaklarıma yayılan gülümseme ile güldüğümde "Bu o silahı bana ilk doğrultuşun değil, eğer ölmezsem sonda olmayacağını biliyorum. Ama sen hala bir canavar olduğunu öğrenemeyecek kadar bencil bir adamsın." Dedim.

"Sana sesini kes dedim! Eğer bir daha ağzını açarsan beynini dağıtırım," dedi.

"Her şeyi dağıttın zaten Ombra, beynimi dağıtsan da bir şey değişmeyecek artık," dedim.

Ve bu silahın tetiğinin çekilip, gün batımını ikiye ayıran o sesin duyulduğu ilk andı. Yıkım değildi bu, bu bir yok oluştu.

Var olmadan yok olanların hikayesi.

Bahçede yüzerce karga aynı anda uçuşmaya başladığında kanat sesleri gökyüzünde yankılandı. Bu belki de benim için özgürlük anıydı?

Bahçeye çöken pus dağılmıyor, aksine daha da yoğunlaşıyordu.

Puslu bir bahçenin içerisinde pas tutan kalpler atmayı bıraktı.

Gün batımı ayrılığı değil yeniden var olmayı yazdı.

Gün solar
Gece biter
Aşk her şeyi mahvederdi.

PUSLU BAHÇEHistorias para obsesionarse. Descúbrelo ahora