Konoha'da saat akşam beşe geliyordu. Odamda pembe saçlarımı tarıyor, uzayan kısımlarını aceleyle kesiyordum. Sasukesiz geçen dördüncü yılımdı. Lanet olsun, o kadar zaman geçmiş miydi? Zaman zaman düşünüyorum; burayı terk etmeseydi nasıl biri olurdu? Muhtemelen daha mutlu biri olurdu, çünkü en azından Naruto ileyken dili çözülür ve bir şekilde çocuksu yanını koruyabilirdi. Fakat ne zaman o sinir bozucu Sakura, yani ben gelsem her şey başa sarardı. Bazen ben de böyle huysuz biri olmak istemezdim ama şartlar bunu gerektiriyordu. Düşünüyorum da, bütün suç Sasuke'de miydi, yoksa ben mi fazla şefkatsiz ve baskıcıydım?
Sonunda evden çıktım. Köyün yakıcı yaz sıcağının altında, yüzüme zoraki bir gülümseme takındım. İnsanların kafasını sürekli yüzümü asarak şişiremezdim, özellikle de casusluk ve büyük planların merkezindeyken.
"Sakura-Chan!!!"
Naruto'nun her zamanki o tiz çığlığıyla otomatik olarak yüzümü buruşturdum.
"Ne bu bağırış yine, Naruto?" diye sordum, içimdeki öfkeyi bastırmaya çalışarak.
"Tsunade-Sama özel bir toplantı için acilen bizi çağırıyor!"
Özel bir toplantı? Bu ilginçti, çünkü Tsunade böyle şeyleri genelde sessiz sedasız yapardı. Adımlarımı hızlandırarak hokagenin ofisine vardım. İçeri girdiğimde havadaki gerginlik elle tutulur kadardı. Tsunade-sama masasında arkası dönük duruyordu, Kakashi-sensei ise her zamanki gibi durgundu.
"Sakura," dedi Tsunade, ciddi ve otoriter bir sesle arkasını dönerek. "Sana uzun süredir üzerinde çalıştığımız o gizli görevi veriyorum. Akatsuki'nin içine sızman gerekiyor. Ancak bunun inandırıcı olması için Konoha'nın seni dışlaması, hatta hain ilan etmesi şart."
"Ne?" diye atıldım. "Ne demek hain ilan etmesi?"
"Annen ve baban için köyün dış etkenler tarafından saldırıya uğradığı süsü verilmiş sahte bir mezar ayarladık," diye araya girdi Kakashi, tek gözüyle beni süzerek. "Sen bu gizli görevi yürütürken onlar güvenli bir karargahta saklanacaklar. Ancak dışarıdan bakan herkes, onların öldüğünü ve bu işin arkasında bizim olduğumuzu düşünecek."
Vay be! Bana seçme hakkı bile bırakmadan her şeyi kusursuzca planlamışlardı bile. Ailemle usulca vedalaşmama bile izin yoktu.
"Tamamdır, Tsunade-sama," dedim buz gibi bir sesle. "Yarın sabah saat dokuzda yoldayım."
Başını onaylar anlamda salladı. Hızla terk ettim odayı. Arkamda duyduğum tek şey Naruto ve Kakashi-sensei'nin bu kararın tehlikeleri üzerine ettiği itiraz sesleriydi. Ailemle tek bir kelime bile edememiştim. Ne karın ağrısı ama!
Ertesi sabah odama geçtim. Sırt çantamı koluma taktım ve aynanın karşısına geçip ninja bandımı çıkardım. Keskin bir kunai ile metal levhanın ortasına derin bir çizik attım. Bu, köyü ve ninjalığı tamamen terk etmek demekti; rolümüzü doğru dürüst uygulamalıyız sonuçta. Ya Madara bana güvenmezse? O zaman ölümüm çok yakın olurdu.
Günler süren yorucu bir yolculuğun ardından sonunda Akatsuki'nin kontrol bölgesine ulaştım. Uzaktan sığınaklarına bakmaya başladığımda fark ettiğim ilk şey, İtachi'nin hâlâ yaşıyor olmasıydı. Bu harika bir haberdi; Sasuke o karanlık katile dönüşmeden önce onu durdurabilirdim.
Planım netti: Önce İtachi ile karşılaşmalı, durumumu ona inandırmalıydım. Yakın zamanda İtachi'nin ve yanındaki üç kişinin yola koyulduğunu öğrendim. Onlardan hızlı davranıp ilerideki dağ yolunun ortasına oturdum. Birazdan geleceklerdi ve bu sıradan bir karşılaşma olmayacaktı. Fakat bu durumu acıklı ve inandırıcı kılmak varken neden düzgünce yürüyerek teslim olacaktım ki?
Elime geçen sivri bir taşı sol ayak bileğime tüm gücümle geçirdim. Acıdan çığlık atmamak için dudağımı ısırdım; dişlerimin arasından sızan belirgin bir kan çenesine doğru süzüldü. Taşı uzağa fırlattıktan sonra gözlerimi yumdum ve çamurlu yolda öylece bekledim.
Gözlerimi açtığımda üzerime düşen loş mağara ışığı gözlerimi kamaştırdı. Hafifçe homurdandıktan sonra başımda duran İtachi'yi görmemle istemsizce rahatladım.
"Sakura, daha iyi misin?" diye sordu o sakin, huzur veren sesiyle.
Başımı yavaşça salladım. "Evet, İtachi-kun... Ben neredeyim?" diye sordum, sahte bir şaşkınlıkla etrafa göz atarken.
"Akatsuki malikanesindesin," dedi kollarını göğsünde kavuşturarak. "Seni buraya baygın halde getirmek kolay olmadı tabii, fakat eski dostu yarı yolda bırakamazdım. Hayırdır, seni hangi rüzgar bu sınırlara kadar attı ve neden ninja bandın çizik? Açıklamak istersin diye düşündüm."
Tam söze girmek için ağzımı açtığımda, İtachi beni hafifçe durdurdu. "Bunu içeride, herkese anlatman gerekecek."
Kendimi toparlayıp zar zor ayağa kalkmaya çalıştım. İtachi-san merhamet edip bir kolumdan destek oldu. Ana odaya vardığımızda herkes oradaydı. Etraftaki masalarda sadece altı koltuk boştu; biri benim için, biri İtachi içinse, geri kalan dört koltuk kime ait idi? Asıl sorun bu değildi. Odadaki herkes dik dik bana bakıyordu, özellikle de gölgelerin içindeki Madara.
Madara, o buz gibi ve sert ses tonuyla, "Anlat," dedi.
"Akatsuki'ye katılmak istiyorum," dedim, mükemmel bir oyunculukla içimdeki tüm stresi ve öfkeyi kusursuz bir nefrete dönüştürerek. Kelimeler ağzımdan zehirli bir ok gibi çıkmıştı. "Tsunade denilen o kadının emrindeki Anbular... ailemi öldürdü."
İtachi-san bana inanırdı, nitekim inandı da. Gözlerindeki o keskin bakış, bendeki sahte nefreti ve acıyı tartıyordu. Aslında benim gözlerimdeki gerçek nefretin asıl sebebi, o sıralar Konoha'ya ihanet eden Sasuke idi. Uzun zamandır ortalıkta yoktu, ölü mü kaldı mı kimse bilmiyordu ve bu beni deli ediyordu!
"Sakura-san, sen ne diyorsun?" diye araya girdi odadaki başka bir üye şüpheyle. "Tsunade bunu neden yapsın?"
Dişlerimi sıktım, aklımı tamamen Sasuke'ye duyduğum o derin kırgınlığa ve çaresizliğe yükledim. "Bir iftira sonucu oldu her şey! Kimliği belirsiz bir kişi, o Tsu denen kadına sahte bir ihbar vermiş. Neymiş efendim; annemle babam Akatsuki'ye casusluk yapıyormuş. Birkaç sahte dosya ve ses kaydıyla birlikte, ben görevdeyken ailemin idamına karar verilmiş. Ben köy merkezine vardığımda çok geçti, hepsi gitmişti..."
Tanrım, kendi yalanıma neredeyse inanacaktım. Gözlerim dolmuş, boğazıma büyük bir yumru oturmuştu. İtachi-san dostça sırtımı sıvazladı ve beni başıyla onayladı.
"Zorlama kendini, Sakura. Bu son kararınsa, üyelerle bir toplantı yapacağız."
Yanağımdan süzülen birkaç damla yaşı silmeden kafamı salladım. "Evet, İtachi-san... Ailem yetmezmiş gibi beni de öldürmeye çalışıyorlar. Meğerse asıl şeytan Konoha'nın kendisiymiş! Ben intikam almak ve hayatta kalmak istiyorum. Ben senin yanında olmak istiyorum; bir zamanlar kendime abi gibi gördüğüm kişinin yanında..."
İtachi hafif, sıcak sayılabilecek bir gülümsemeyle başını salladı. Bu büyük ihaneti planlarken üzüleceğim tek kişi muhtemelen İtachi-san olacaktı...
"Bize toplantı için biraz izin ver, Sakura-san. Kararımız çıkınca seni çağıracağız."
Kafamı sallayıp odadan dışarı çıktım. Mağaranın serin koridorlarında yürürken, Konoha'nın Anbuları tarafından gönderilen haberci kuşun karanlıkta parlayan pençelerine, burada güvende olduğumla alakalı şifreli mesajı iliştirdim.
GIRIŞ BOLUMU KISA OLUR TMM?
güncel sasusaku yazarı bulamadınız mı e ben varım?
ESTÁS LEYENDO
Pembe Sarmaşık //SASUSAKU//
FanfictionTsunade-sama tarafından akatsukiye casus olarak gönderilen sakura-
