İki hafta önce
İlahi bakış açısı.
Wooyoung ve diğerleri San'ın doğum günü için ona sürpriz yapmak istiyorlardı ve bu organizenin başında elbette Jung Wooyoung vardı.
Onlar aynı mahalle de doğup büyümüşler ve birbirlerinden hiç ayrılmaz sekiz kişilik bir ekip olmuştu. Mahallede ki herkes onları tanırdı. Neredeyse hiç tanımayan yoktu.
Fakat Wooyoung ve San'ın bağı diğerlerinden biraz daha farklıydı. Birbirlerine ölümüne güvenirler, hiç bir şey saklamazlardı.
Hatta bazen birbirlerine o kadar güzel bakıyorlardı ki, bazen insanlar onların sevgili olduklarını düşünüyorlardı. Ama hayır, bu onların sevgi diliydi.
Birbirlerine her zaman sarılırlar, öperlerdi. San ve Wooyoung her zaman birbirine yapışık ikiz gibiydiler.
Aslında tüm hikaye bir gün San'ın annesinin daha o sekiz yaşındayken ailesini terk etmesiyle başlamıştı. San kimseye belli etmiyordu içinde ki acıyı, tabiki Wooyoung hariç.
Wooyoung onun bu hayatta ki en büyük tesellisi, en korunaklı evi ve en güvenilir şövalyesiydi. Bir derdi olsa her zaman Wooyoung'a gelirdi. Nadiren ağladığı zamanlar da bile Wooyoung'un yanındaydı.
San, annesinin onu terk ettiğini Wooyoung'un neşeli karakteri sayesinde unutmuştu ve öylece babasıyla geçinip hayatı devam etmişti.
Ta ki bir gün bütün gerçekleri babası ve Wooyoung'un annesi bayan jung'dan öğrenene kadar. Bildiğine göre babası ve bayan jung'un çocukluk aşkı olmasıydı fakat bir türlü bir araya gelememeleriydi.
Wooyoung'un annesi, San'ın babası için evini terk etmişti.
Wooyoung terk edildiğinde henüz on beş yaşındaydı. Ve o da San gibi güvenli limanına sığınmıştı. Artık San'ı en iyi anlayan kişi oydu.
San'ın on dokuz yaşına girmesini kutlayacaklarken, Wooyoung'un gördüğü gerçekler tamamen bir hayal kırıklığıydı. San'ın evine sürpriz yapmak için gitmişti ama kendisinden yıllardır gizlenen sırrı da öğrenmişti.
Aslında Wooyoung'un annesi onu hiç terk etmemişti ki, o hep buradaydı. San'ın babasının yanındaydı.
Wooyoung başta şok olmuştu sonra San'ın şaşkın suratına bir yumruk indirmişti. Kardeşim dediği, geceleri sabaha kadar birlikte ağladığı adama vurmuştu.
Sonra bağırıp çağırmış, ağlamaya başlamıştı. Adeta sinir krizi geçirmiş ve etrafa vahşice saldırmıştı. Annesine binlerce kez yalvarmıştı ama annesi onunla gelmemişti. Kadın bir kez daha oğlunu terk etmişti sanki.
Bu sırada işin içine San'ın babası bay choi girmişti. Yahu Wooyoung bu adama baba diyordu ve seviyordu. Wooyoung'un böylelikle sevdiklerine hayal kırıklığı bir kez daha artmıştı.
O gece Wooyoung'un çığlıkları ve çaresiz ağlayışları korkunçtu. Mahallenin neşeli çocuğu gitmiş yerine bambaşka biri girmiş gibiydi.
Tabiki San'da bu olanlar için hemen pişman olmuştu. Hatta bir ara Wooyoung'la birlikte ağlamış, onu dinlemesi için yalvarmıştı. Ama arkadaşını tanıyordu, Wooyoung inatçı keçinin tekiydi.
San o gece sayamadığı kadar çok özürler dilemişti. Wooyoung'la konuşmaya çalışmıştı. Ama insanlar bir kere hayal kırıklığına uğrayınca bunu hemen unutamazlardı. Wooyoung'a en çok koyan da buydu.
San'ı evi olarak görecek kadar çok seviyordu. Ama bu affedebilir bir şey miydi Allah aşkına?
Böylelikle ayrılmaz ikilinin, yapışık ikizimizin arkadaşlığı böylece bitiyordu. San, bitmemesi adına çabalamak için elinden geleni yapacaktı. Wooyoung'da inat edip onu affetmemeye çalışacaktı.
YOU ARE READING
Toxin | woosan
FanfictionSan İ love you too tatlım Woo But i hate you canım texting-düz yazı. • • •
