"Aşkım anahtarlar sende mi?" Kız arkadaşım içeriden bağırdı.
"Kasanın yanındaydı en son."
Hande pastanenin deposundan çıktı ve önlüğünü çıkarıp tezgahın üzerine bıraktı. Askılıktaki ceketini alıp giyindi, anahtarları da aldıktan sonra "Hadi gidelim artık." dedi.
"Gel bir öpeyim seni." Yavaşça kollarını bedenime sardı ve alnına bir öpücük kondurmama izin verdi. Boyu ancak göğsüme geliyordu, çok tatlıydı. "Çok yoruldun mu bugün?"
Benden uzaklaştı. "Bugün harbi yorucuydu ya. Eve gidip dinlenmem lazım."
"Bırakayım seni o zaman."
"Çok iyi olur." Dükkandan çıktık ve kapıları kilitleyip kepenkleri indirdik. Hande'nin bakışları ellerimde gezindi. "Yüzüğün nerede?"
"Aşkım evde unuttum. Duşa girerken çıkarmıştım, banyoda kaldı sanırım." Minik ve kızgın suratı bana dönüktü. "Vallahi özür dilerim. Bir daha olmaz."
"İnşallah olmaz Bedirhan!" Hızlı adımlarla yürümeye başladı.
Peşinden koşturduğum sırada, "Ya hayatım ya! Yapma böyle." diye söyledim. "Vallahi trip atacak bir şey yok burada. Ne zaman çıkardığımı gördün şimdiye kadar? Unutmuşum diyorum işte."
Aniden arkasını döndü ve "Ben niye hiç unutmuyorum nişan yüzüğünü peki Bedirhan?" diye çıkıştı yüzük takılı parmağını gösterirken.
"Ya ilk kez oldu diyorum." Tekrardan arkasını döndü ve aceleci adımlarla yürümeye devam etti. "Aşkım bir daha olmaz yemin ederim."
"İnsan önemsemediği şeyi unutur."
"Ne alakası var canım önemsememekle? Aceleyle çıktım duştan. Unutuvermişim işte. Bende insanım yani. Arada bir şeyleri unutabilirim."
Hande böyleydi işte. En ufak şeyleri bile sorun haline getirir, o günü bana zehir ederdi. Onu önemsemediğim falan yoktu. Hayatta en önemsediğim ve sevdiğim insandı ve o da bunun gayet farkında olmasına rağmen çocukça oyunlar oynuyordu benimle. Onun bu huyundan nefret ediyordum.
"Doğru Bedirhan! Sen de insansın. Doğumgünümü unut, yıldönümümüzü unut, en sevdiğim çiçeği unut. Gerçi bana çiçek aldığın mı var ki de hatırlayacaksın? Bir nişanda işte. O da gelenek diye alındı zaten. Yoksa ben kimim ki de müstakbel kocamdan çiçek alacağım değil mi? Ben layık değilim. Millet nasıl seviliyor, ilgiye boğuluyor, çocuk gibi şımartılıyor. Bir de bana bak! Onu bunu geçtim, beyefendi benim hakkımdaki şeyleri hatırlamaya dahi tenezzül etmiyor ki." Bir anda patlayıvermişti. Ne olduğunu anlamamıştım. Yani ne yapmıştım ki şimdi ben? Alt tarafı sikik bir yüzüğü takmayı unutuvermiştim. Geçmişteki saçma sapan mevzuları sürekli gündeme getirip duruyordu ve artık o kadar sıkılmıştım ki bu durumdan.
"Ne yaptım şimdi ben ya? Kızım sana iyilik de yaramıyor ki. Yaptığım hiçbir iyiliği dile getirme, bir kere dönüp de teşekkür etme ama konu hatalara gelince o çenen hiç durmasın." Durdu ve bana döndü. Gözleri yaşarmıştı. Onu sevmiyor değildim ama sürekli tartışma yaratıp üste çıkamadığında küçük bir velet gibi ağlamasından bıkmıştım. Onun gözyaşları sahte geliyordu artık. İçimde hüzne dair en ufak kıpırtı olmadı. "Günümüzün içine sıçtın yine, aferin Hande. Tebrikler Hande."
"Senden nefret ediyorum Bedirhan!" Bir anda yakama yapıştı. "Bu ilişkiyi tek taraflı yürütmeye çalışmaktan o kadar yoruldum ki. Beni anlamaya bile çalışmıyorsun." Artık sadece gözleri dolmamıştı, hüngür hüngür ağlıyordu da. "Günün bunca stresinin, yorgunluğunun üstüne bana bu tavırları mı reva gördün gerçekten? Ne vardı gönlümü alsaydın? Ne vardı şu çeneni asıl sen tutsaydın? Erkek olmayı becerebilseydin keşke bir kere, ne vardı?"
