-SEN EVE GEL GÖSTERECEĞİM SANA İT!

-Ya anneeee! Gelicem hemen..

-essiğn sıpası...

-----------özgür sunar----------------

Amina koyduğumun ilçesinin gece kondusundan kaçarken hatırlıyorum küçüklüğümü, annemden yediğim terlikleri babamdan yediğim kemerleri, abi dayağı,abla draması hay anasını..
Her esenyurtlu fakir çocuklardan biri olarak bunları yaşamam zaten muhtemeldi. Herkes yaşıyordu değil mi? Kimsede umursamıyordu zaten bende siklememeye başladım. Burada yaşamak istiyorsak umursamayacaktık zaten. Gerek yok, hızlı yaşıyoruz.

O eski rutubetli evleri, sürekli ciklet çalıp sinir ettiğimiz recep amcayı, sürekli buluştuğumuz sarhoş esc falan herşeyin bulunduğu o yıkık park ve 5 kişi biz.

Başta en yakın arkadaşım burak,melih,anıl ve ege. Onları hatırladıkca aklıma anılarım geliyor sikeyim özlüyorum. Hiçbirşey eskisi gibi değildi artık. Ne bakkaldan aldığımız kartlarımız,misketlerimiz, ıslanınca ağırlaşan toplarımız, şişmiş cipslerimiz.. hiç biri yoktu artık, hepsini çocukluğumla,o yıkık evimde,surekli top oynadığımız dar sokaklara, yuvarlanıp kaşımı yardığım o uzun merdivenle birlikte gömdüm.

Oradan taşınmak kolay olmadı. Gerçekten kardeşim demek istediğim insanlardan ayrılmak mı? Yuvamdan,anılarımdan,çocukluğumdan?

Dün gibi hatırlıyorum hepsini yine arkadaşlarla emlağın önünde cips yiyorduk ve annem eve çağırmıştı. Yine yemeğe çağırıyor sandım öfleye öfleye gittim eve. Keşke sarılıp vedalaşsaydım.
Kolumdan tuttular saat 2 gibi ayrıldık o yıkık ve rutubetli yuvamdan...

Nasıl ağladığımı yalvardığımı söylemek bile istemiyorum. Erkek adam yalvarmazdı ya hani? Ben yalvardım işte, gitmemek için. Arkadaşlarım 300. Rüyasını görürken bilmiyorlardı ki ben ayrılıyordum ondan.

Amcamdan da nefret ettim hep zaten. İstanbulda iş bulmuş, sigortalıymış bla bla diyerek evime,yuvama,çocukluğuma el koydu sikik adam.

Biz ise artvine dedemgilin o tahtadan büyük çay bahçesine bakan evine geçtik. Dedemle babannemle halamla yemgelerimle kısacası sülalemle yaşıyordum.

Sürekli annemle babanemin, halamla yengelerimin, dededim bağırışlarına, babamın stressli sinirine maruz kalıyordum.

Kabak her türlü bu köyün tek çocuğu özgürün başına patlardı tabii. Babamdan yediğim dayaklar, annemin göz yaşları, dedemin öğütleri ile geçiyordu yaşamım.

Ha arada çay da taşıyordum tabii, küçük ve cılız bedenim ile. Bana hep biraz erkek ol derlerdi.
Ne demekti erkeklik? Arabalar mı, güç mü, otorite mi? Hmm aslında bende arabalar dışında bişey yok erkekliğe dair.

Kabus gibiydi herşey, esenyurttan ayrılmak demek dayağı umursamak ancak saklamak mı demekti? Orada da doğal değil miydi?
Değilmiş işte.

Babamın vurduğu kemerler hep o kuytu kilerde kaldı. Benim gözyaşlarım uyuyacağım bahanesiyle yatağıma damladı. Yaralarım kendiliğinden iyileşti. Ve babamda hiç birşey olmamış gibi davrandı.

Hiç bişey olmadı mı yani?

Küçük aklımı bunlar karıştırırken okula tekrar başladım. 3. Sınıfta iken bıraktığım 3ten tekrar devam ediyordum ancak 1 yıl geç arayla. O kişin aile arasındaki soğukluğu, ilk baharın huzurunu, yazın kavurucu stressini, sonbaharın göz yaşları ile bitmişti bir yıl.

Ve evet o küçük top denilen,yaralarını saklayan özgür büyümüştü ve çocukluğuna geri dönüyordu.

Esenyurt'a.

aşağı inin aq -texting-Historias para obsesionarse. Descúbrelo ahora