We've updated our Content Guidelines.
Review the latest guidelines to keep sharing stories safely.

1.Viva La Vida

34 3 44
                                        


Medya: Mira keskin

Masada duran son neşteri akan suyun altında dikkatlice çevirdim. Çeliğin üzerine yapışıp kalmış ince kan tabakası yavaş yavaş çözülerek lavaboya karışırken laboratuvarın ağır demir kokusu da biraz olsun hafifledi. Neşteri kurulayıp metal alet sepetine bıraktıktan sonra gözüm, cam tezgâhın kenarında duran parçalanmış kuzu kalplerine takıldı. Bugünkü uygulamalı dersin geriye kalan tek izi onlardı.

Metal kabı kendime doğru çekip kalpleri içine doldurdum. Akşamüstü baçedeki kediler yine beni bekliyor olacaktı. Son birkaç haftadır laboratuvardan çıkan her parçayı aynı saatte aynı duvarın dibine
bıraktığım için beni ezberlemişlerdi.

Hatta içlerinden siyah olanı beni uzaktan
görür görmez peşimden yürümeye başlamıştı. Akademide beni gerçekten koşulsuz seven tek canlı belki de oydu.
Başımı kaldırdığımda sınıfın diğer ucunda hâlâ masa silen çaylaklar gözüme ilişti.

Hepsi aynı üniformanın içindeydi.
Bembeyaz ütülü gömlekler...
Siyah kumaş pantolonlar...
Omuzlarına tam oturmayan siyah akademi ceketleri...

Ve elementlerine göre değişen kravatları;
Ateş kullanıcılarının bordo, su kullanıcılarının lacivert, toprak kullanıcılarının koyu yeşil, hava kullanıcılarının ise gri kravatları, laboratuvarın beyaz ışıkları altında birbirinden kolayca ayırt ediliyordu.
Sanırım mezun olmanın en güzel yanı şu üniformalardan kurtulmaktı.

Çaylaklar masaları silerken sürekli bana göz ucuyla bakıyordu.
Sanki en ufak lekeyi görüp tekrar başlatacakmışım gibi.
Aslında buna hakkım vardı.
Bu akademide kimse hata yapma lüksüne sahip değildi.
Özellikle de ilk yıllarında.

İçimden derin bir nefes verdim.
Bir ay...
Şunun şurasında sadece bir ay kalmıştı.

Sonra şu zorunlu eğitmenlik yılı bitecek, ben de sonunda kendi timimle gerçek görevlere gidebilecektim.

"Çıkabilirsiniz."
Sesimi yükseltmeme gerek kalmadı.
Çocuklar aynı anda doğruldu.
"Bize ayırdığınız zaman için teşekkür ederiz, Eğitmen Mira."

Cümleyi neredeyse ezberden söyler gibi hep bir
ağızdan söylediler.
Sonra sessizce önlüklerini çıkarıp askılara astılar.

"Eğitmen Mira...

Başımı çevirdiğimde İpek'in kapının yanında dikildiğini gördüm. Ellerini önlüğünün cebine sokmuş, sonra vazgeçip tekrar çıkarmıştı.

Parmakları kumaşı öylesine sıkıyordu ki buruşan beyaz önlüğü hâlâ
bırakmaya niyeti yokmuş gibi görünüyordu.

Bir şey söylemek istediği belliydi.
Ama nasıl başlayacağını bilmiyordu.
Ona doğru dönüp yumuşak bir sesle sordum.

"Bir sorun mu var?"

Başını hızla iki yana salladı.
"Hayır... yani..."
Sustu.
Gözlerini yere indirdi.

Bekledim.

İnsan bazen sustuğunda karşısındakine konuşması için
daha fazla cesaret veriyordu.
Birkaç saniye sonra derin bir nefes aldı.

"Dün akşam arkadaşlarımın söyledikleri için...özür dilemek istedim."
Kaşlarım hafifçe çatıldı.

"Dün akşam mı?"

Sanki neyi kastettiğini bilmiyormuşum gibi sordum
ama aslında hatırlamıştım.

Bahçedeki yaralı köpek...
İpek bütün akşam boyunca yanımda durmuş, attığım her
dikişi dikkatle izlemişti. Tam işi bitirmek üzereyken birkaç safkan kız onu yanlarına çağırmıştı.

ETER Stories to obsess over. Discover now