1.Bölüm

4 0 0
                                        


Şafak, yaşayanların ödülüydü.

Ufkun üzerine vuran ilk güneş ışıkları, gecenin son izlerini de yavaş yavaş silerken savaş alanına ağır bir sessizlik çökmüştü. Birkaç saat önce çığlıklar, büyüler ve canavar kükremeleriyle yankılanan ova; şimdi duman, yıkıntılar ve toprağa saplanmış silahlarla doluydu. Hâlâ ayakta kalan bariyer direklerinden yükselen solgun ışıklar titriyor, şifacılar yaralıların arasında sessizce dolaşıyor, askerler ise konuşmadan kaybettikleri yoldaşlarını sedyelere taşıyordu.

"Geçit kapandı!" diye seslendi gözcülerden biri.
Merkez hattında duran komutan, gözlerini ufukta yavaşça kaybolan son karanlık izlerden ayırmadan başını salladı.
"Kayıplar?"
Genç subay elindeki rapora baktı.
"...Yirmi ölü. Kırk üç yaralı."
Komutan birkaç saniye sessiz kaldı. Bu sayılar ne şaşırtıcıydı ne de alışılmadık.
"Şehir güvenli mi?"
"Evet, komutanım."
Adam derin bir nefes aldı.
"Birlikleri geri çekin. Şafak bizim."

Bu dünyada hiçbir zafer sonsuza kadar kutlanmazdı. Çünkü herkes biliyordu ki, güneş battığında gökyüzü bir kez daha yarılacak ve gece, tüm karanlığıyla birlikte üzerlerine çökecekti...

Biraz ileride küçük bir tümseğin önünde yere çökmüş bir asker kaskını çıkartıp yüzünü ovuşturdu. Gözlerini kapatıp derin bir nefes alırken Bir gece daha... diye düşündü.
Yavaşça açtı gözlerini. Başını kaldırıp ovaya baktı. Birkaç saat önce ölüm kusan yaratıklar, şimdi güneş ışığının altında sessizce dağılıyordu. Ölü bedenleri çatlıyor, siyah ince kül parçalarına dönüşerek rüzgâra karışıyordu. Gecenin dehşetinden geriye, sanki hiç var olmamışlar gibi yalnızca parçalanmış toprak ve yıkılmış bariyerler kalıyordu.

Tam ayağa kalkacakken arkasından boğuk bir öğürme sesi duydu.
Döndüğünde, genç bir kızın dizlerinin üzerine çökmüş hâlde kustuğunu gördü. Zırhı henüz yeniydi; omuzluğundaki boyalar bile çizilmemişti.
Asker ağır adımlarla yanına yaklaştı.

"İlk görevin mi?"
Kız başını güçlükle kaldırdı. Gözleri yaşarmış, yüzü kireç gibi olmuştu.
"...İlk."
Adam kısa bir süre sustu. Sonra elini uzattı.
"İlkinde herkes kusar."
Kız, uzatılan nasırlı eli tutup ayağa kalktı.
Adam yüzünü yeniden savaş alanına çevirdi.
"İkinci gece daha az kusarsın. Üçüncüde etrafa bakmaya başlarsın. Dördüncüde kaç ölü var sayarsın."
Bir an durdu.
"Sonra kendini alıştığına inandırırsın."
Devamını getirmedi.

Genç kız gözlerini çevrede gezdirdi. Bakışları canavarların rüzgara karışan küllerine odaklandığında "Hepsi böyle mi olur?" diye sordu. Asker "Şafaktan sonra geriye hiçbir şey kalmaz. O ana kadar hayatta kalsalar bile böyle kül olup kaybolurlar." dedi.
"Neden?"
"Bilen olsaydı belki her gece Geçit başında pusu kurmazdık."

"İlk defa ön cephedeydim." dedi kız sessizce. "Akademide yılda en fazla üç gerçek Geçit görevi görüyorduk. Onlarda da arkalarda, güvenli bölgede olurduk."
Asker ona baktı.
"Lavekan Akademisinden değilsin demek."
Kız başını iki yana salladı.
"Güney Akademisi."
Adam burnundan soludu.
"Demek söylentiler doğruymuş. Diğer akademiler, çocukları gerçek Geçit yüzü görmeden mezun ediyor."

Kızın omuzları hafifçe düştü. Cevap veremedi.
Lavekan Akademisi... O ismi duymaya alışmıştı.
Bir zamanlar kendisi de oraya girmeyi hayal etmişti. Ancak giriş sınavını geçememiş, ikinci bir şans bulamayınca Güney Akademisi'ne kaydolmuştu.
Öğrenciyken Geçit görevlerinde onları daima arka hatta, güvenli bölgede tutarlardı. Ön saflarda savaşanlar ise hep Lavekan'ın öğrencileri olurdu. O zamanlar bunun kendileri için bir ayrıcalık olduğunu düşünmüştü.
Ancak ilk gerçek görevinin ardından aynı ayrıcalık hissi, yerini öfkeye bırakmıştı.

Oath Of NyxHistorias para obsesionarse. Descúbrelo ahora