GİRİŞ

21 3 1
                                        




"Bazı insanlar karanlıkta doğar. Bazıları ise karanlığı aydınlatmak için yaratılır."

Dünya, insanların gördüğünden çok daha büyüktü. Herkes aynı sokaklarda yürür, aynı gökyüzüne bakar, aynı hayatın içinde yaşardı. Ama herkes aynı dünyaya ait değildi.

Çünkü bazı kapılar vardı ki herkes açamazdı. Bazı isimler vardı ki sadece söylendiğinde bile insanların sesini alçaltmasına sebep olurdu. Bazı insanlar vardı ki onların verdiği tek bir karar, yüzlerce insanın hayatını değiştirebilirdi.
Ve o insanlar...
Gücün ne olduğunu herkesten daha iyi bilirdi.

Güç, çoğu insanın sandığı gibi sadece paradan veya makamdan ibaret değildi.

Gerçek güç;
herkes sana karşıyken ayakta kalabilmekti. Herkes senden bir şey beklerken kendi yükünü taşıyabilmekti.
Ve en önemlisi...

Sahip olduğun her şeyin bir gün elinden alınabileceğini bilerek yaşamaktı. Çünkü güç beraberinde sorumluluk getirirdi.

Sorumluluk ise yalnızlık.

Dünyanın birçok yerinde görünmeyen düzenler vardı.
İnsanların bilmediği anlaşmalar...
Duymadığı isimler...
Görmediği savaşlar...

Ülkeler kendi sınırlarını korurken, bazı insanlar sınırların ötesindeki dengeleri korurdu. Masalar kurulurdu. Kararlar alınırdı.
Ve o masalarda oturan insanlar, sadece kendi hayatlarını değil, birçok insanın geleceğini belirlerdi.

Türkiye'nin içinde de yıllardır süren bir düzen vardı.
Yedi bölge.
Yedi farklı güç.
Yedi farklı lider.

Her bölgenin kendi kuralları, kendi insanları ve kendi sorumlulukları vardı.
Akdeniz'den Karadeniz'e...
Ege'den İç Anadolu'ya...
Doğu'dan Güneydoğu'ya...

Her bölgenin arkasında güçlü isimler vardı.Ama hepsinin üzerinde duran bir denge noktası bulunuyordu.
Bir isim.
Bir soyadı.

POLAT.

Polat ailesi yıllardır bu dünyanın içindeydi. Onların adı sadece bir aile adı değildi. Bir geçmişti. Bir mirastı. Ve aynı zamanda ağır bir yüktü. Bu yükü taşıyan kişi ise herkes tarafından bilinen bir isimdi.

SARP POLAT.

Bazıları onun hakkında acımasız olduğunu söylerdi. Bazıları duygusuz. Bazıları ise onun gibi birinin bu düzen için gerekli olduğunu düşünürdü.

Çünkü Sarp Polat kolay öfkelenmezdi. Kolay güvenmezdi. Kolay bağlanmazdı.
Onu tanıyan herkes aynı şeyi söylerdi.

Sarp Polat'ın en tehlikeli yanı gücü değildi. Sessizliğiydi.

Çünkü o konuşmadan önce düşünürdü.
Karar vermeden önce hesap ederdi.
Ve bir kez karar verdiğinde...
Geri dönmezdi.

Ama insanların bilmediği bir şey vardı. En güçlü görünen insanların bile geçmişinde sakladığı hikâyeler olurdu. En soğuk insanların bile kimseye göstermediği yaraları vardı. Ve bazen bir insanın hayatını değiştiren şey büyük bir savaş değildi.

Bir anlaşma değildi.
Bir düşman değildi.
Bazen sadece bir karşılaşmaydı.

Kısa bir bakış.
Hatırlanmayan bir an.
Ama yıllar sonra bile kalpte kalan bir iz.

Çünkü kader bazen sessiz gelirdi.
Kapıları kırarak değil...
Yavaşça yaklaşarak.
Bir şarkının içinde.
Bir sokakta.
Bir bakışta.
Ve insan farkına varmadan bütün hayatını değiştirecek kişiyle karşılaşırdı.

Bu hikâye;
gücün içinde büyüyen bir adamın,
Kendi ışığını kaybetmeyen bir kadınla karşılaşmasının hikâyesiydi. Birinin dünyası kurallardan oluşuyordu. Diğerinin dünyası cesaretten.

Biri karanlığı öğrenmişti.
Diğeri ışığı.
Ama bazen...

En büyük savaşlar iki insan arasında değil, iki farklı dünyanın karşılaşmasıyla başlardı.Ve bazı insanlar hayatımıza girmezdi.

Hayatımızı yeniden yazarlardı.

AFİTAPBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin