Telefonun alarmı, sabahın sessizliğini yavaşça böldü.
Saat 07.00.
Alya, gözlerini hemen açmadı.Alarm birkaç saniye daha çalmaya devam ederken yorganını biraz daha üzerine çekti. Soğuk bir sonbahar sabahıydı perdenin ince aralığından içeri süzülen güneş ışığı, odanın ahşap zemininde solgun bir çizgi oluşturuyordu.
Derin bir nefes aldı.
Yeni bir gün...
Yeni dosyalar...
Yeni insanlar...
Ve yine bitmek bilmeyen bir koşuşturma. Sağ elini komodine doğru uzatıp telefonunu sessize aldı odanın içinde yeniden huzurlu bir sessizlik oluştu.
Yatağın başucundaki küçük kitaplıkta hukuk kitapları, birkaç polisiye roman ve yıllardır yerinden hiç kıpırdamamış eski bir fotoğraf çerçevesi duruyordu.
Fotoğrafın içinde küçük bir kız çocuğu vardı.
Yanında annesi...
Ve babası...
Alya'nın bakışları istemsizce birkaç saniye fotoğrafta kaldı.
Her sabah olduğu gibi...Sonra gözlerini usulca başka tarafa çevirdi , alışmıştı.
İnsan bazı acılara alışamaz derlerdi yanılıyorlardı.
Alışıyordu.
Sadece canı eskisi kadar yüksek sesle yanmıyordu yatağından kalkıp ayaklarını ahşap zemine bastı.
Pencerenin yanına yürüdü.Kalın perdeleri iki yana çekince sabahın serinliği odanın içine doldu.
Dışarıda şehir çoktan uyanmaya başlamıştı.
Karşı apartmanın balkonunda çiçeklerini sulayan yaşlı kadın...
Okula yetişmeye çalışan çocuklar...Simit tezgâhını hazırlayan yaşlı adam...Uzaklardan gelen martı sesleri...
Hayat, her zamanki gibi kimseyi beklemeden akıp gidiyordu.
Alya birkaç saniye bu manzarayı izledi.Bazen insanların hayatına mahkeme salonlarından bakıyordu.
Kimi bir cinayetin ardından adalet arıyordu.
Kimi bir boşanmanın içinde kaybolmuştu.
Kimi ise yıllardır taşıdığı bir suçun yüküyle yaşıyordu.
O ise...
Kendi hayatını düşünmeye pek vakit bulamıyordu.Başını hafifçe iki yana sallayıp banyoya geçti.
Ilık su yüzüne değdiğinde aynadaki yansımasına baktı.
Ela gözlerinin altında belli belirsiz morluklar vardı.
Son birkaç haftadır geceleri tam anlamıyla uyuyamıyordu.
Sebebini bilmiyordu.
Sadece her sabah, sanki bütün gece kilometrelerce yürümüş gibi yorgun uyanıyordu.
"Bugün daha iyi olacaksın." diye fısıldadı kendi kendine.
Saçlarını özenle topladı , dolabını açtı.
İçinde neredeyse tamamı siyah, beyaz ve toprak
tonlarından oluşan kıyafetler asılıydı.
Gösterişi hiçbir zaman sevmezdi sade ama güçlü görünmek hoşuna giderdi.
Krem rengi gömleğini giydi.siyah kumaş pantolonunu düzeltti.
Ceketini koluna aldı
Komodinin üzerindeki saate göz attı.
Saat 07.34.
Tam odadan çıkacakken gözü tekrar fotoğraf çerçevesine takıldı.
Bu kez birkaç saniye daha uzun baktı.
Dudaklarının kenarında belli belirsiz buruk bir gülümseme oluştu.
"Bugün de yanımdasınız... değil mi?"
Cevap veren olmadı odada yine yalnızca sessizlik vardı.
ve Alya, bunun hayatındaki en tanıdık ses olduğunu çoktan kabullenmişti.
Alya odasının kapısını açıp merdivenlerden aşağı indiğinde mutfaktan yükselen taze demlenmiş çayın kokusu bütün evi sarmıştı.
Bu koku...
Çocukluğundan beri ona huzuru hatırlatıyordu.
Mutfağa girdiğinde anneannesi Nermin, her zamanki gibi pencerenin önünde duruyor, bir yandan çayı süzerken bir yandan da ocaktaki menemeni karıştırıyordu.
Saçlarına düşen beyazlar yılları anlatıyordu belki ama yüzündeki sıcak gülümseme hiç değişmemişti.
Alya kapıya yaslanıp birkaç saniye onu izledi.
Nermin, arkasını dönmeden gülümsedi.
"Kapıda dikilip beni izleyeceğine gel de sofrayı hazırla."
YOU ARE READING
YANKI
Mystery / Thriller"Bazı kapılar kilitli değildir. Sadece açılmaması gerekir." Bir insan, geçmişini gerçekten unutabilir mi? Yoksa unutmak, yalnızca ona anlatılan bir yalandan mı ibarettir? Alya Demir, hayatı boyunca sıradan bir geçmişe sahip olduğuna inandı. Kaybetti...
