Çocukluğu elinden alınan, baba evinde cehennemi yaşayan ve her gece gözyaşlarıyla uyuyan genç bir kadındı Sare. Yine sabah olmuştu... Sare bu sabahın hiç olmamasını, hatta ölmeyi istemişti. Çünkü babası ona, sırf güç ve para uğruna istemediği bir evlilik yaptıracaktı.
Sare acıyla yataktan kalktığı sırada odasının kapısı sertçe açıldı. Gelen, babası Şiyar Haznedar'dı. Yüzündeki acımasız ifadeyle tıslar gibi konuştu:
"Akşama Galip Barlas gelecek, hazırlan. Seni görmek istermiş."
Babama sadece baktım. Konuşacak ne halim ne de mecalim kalmıştı. Zaten dün akşam bu evliliğe karşı çıktığım için beni öylesine dövmüştü ki, şu an her yerim kırık gibi ağrıyordu. Babam bana ters ters bakıp odadan çıktı.
Bir şeyler yapmalıydım, bir çıkış yolu bulmalıydım... Üzerime siyah, düz ve bol bir elbise geçirdim. Ayağıma da siyah bir babet giyip hızla odamdan çıktım. Konakta hummalı bir hazırlık vardı.
Galip Barlas, Mardin'in en büyük ve en güçlü adamıydı. Beni dışarıda bir yerde görmüş, beğenmiş ve babamla konuşmuştu. Babam da bunu duyar duymaz hiç düşünmeden "Evet," demişti.
Babam, ablam Havin'i de beni de hiç sevmezdi. Onun için dünyadaki tek önemli şey ağabeyim Azad'dı. Bizim buralarda kadınlara pek önem verilmezdi zaten. Babam da yıllardır Haznedar soyadına bir leke gelmesin diye bize yapmadığını bırakmamıştı. Güya biz onun namusuna laf getirirmişiz diye, bizi yıllardır konaktan dışarı bile çıkarmazdı. Şimdi ise sırf kendi gücü için beni hiç tanımadığım bir adama satıyordu...
Mutfağa indiğimde tam bir karmaşanın içine düştüm. Herkes bir yerlere koşturuyordu. Köşede, yüzünde derin bir hüzünle öylece duran ablamı gördüm. Yanına adımladım. Ablam beni fark ettiğinde gözleri anında doldu; titreyen eli hızla yüzüme, babamın bıraktığı izlere gitti.
"İyi misin? Yüzün ne hale gelmiş kurban olduğum..." diye fısıldadı acıyla.
Benim de gözlerim doldu, boğazım düğümlendi. "Abla, ben gideceğim. Gitmem lazım, evlenemem o adamla," dedim kararlılıkla.
Ablam etrafı kontrol edip hızla başını salladı. Sesini daha da alçaltarak, "Ben bir şeyler duydum... Bu akşam Galip Barlas'ın tırları Mardin'den İstanbul'a büyük bir sevkiyat yapacakmış," dedi.
O an gözlerim parladı. Otobüsle ya da trenle gidersem beni dakikalar içinde bulurlardı. Ama kaçak gidersem bulamazlardı. Hem de bizzat Galip Barlas'ın yönettiği tırlardan birine saklanacaktım; bu, dünyada kimsenin aklının ucuna bile gelmezdi! En güvenli yer, tehlikenin tam kalbiydi.
"Tek şansım bu abla, gitmeliyim," dedim çaresizce. "Ama evden nasıl çıkacağım?"
"Akşamki karmaşada arka kapıdan sızacaksın. Galip Barlas geldiğinde tüm adamlar onu karşılamak için ön kapıda toplanır. Sen o sırada arkadan kaçacaksın," dedi ablam.
Planı kurmuştuk; gidecektim. O sırada yengem ters bir bakışla bize doğru dönünce, şüphe çekmemek için hemen yanından ayrılıp ayak altından çekildim.
Saatler hızla akıp geçti, hava sonunda karardı. Beni zorla giydirmişlerdi. Üstümde kırmızı, kayık yaka, maxi boy bir elbise vardı; adeta kurbanlık bir koyun gibi süslemişlerdi beni. Ablam gözyaşları içinde beni izliyordu. İstemediğim, nefret ettiğim bir evlilik yolculuğunun eşiğindeydim. Tüm Mardin'in korktuğu ve tiksindiği o adam, benim kocam olacaktı... Ama buna izin vermeyecektim. Her şeyi göze almıştım, buralardan gidecektim.
YOU ARE READING
GÖÇMEN KUŞUN PUSULASI
ActionSınır, Deniz ve Gece Yeraltının tüm hatlarını elinde tutan, isimleri sadece en kuytu köşelerde fısıldanan üç adam: Kara sınır kapılarının gizemli hakimi Araf, iç pazarın arkasındaki sinsi güç Gölge ve İzmir limanlarını Fransa'ya bağlayan, o tavizsiz...
