1„

15 4 10
                                        

- Taehyung

Günlerden pazartesi. Her gece olduğu gibi o'nu görmeye gideceğim. Kiraz kızılı saçlı biricik aşkımı. Bazıları bana takıntılı der, fakat ben kendimin gerçek bir aşık olduğuna inanıyorum. Sevdiğimi tüm gece boyu izliyor hakkında bilmediklerimi not alıyordum, ayrıca takıldığı erkekleri de not almayı eksik etmiyordum. Hayır, hayır katil değilim ben. Sadece not alıp aşkımın ne tür erkeklerden hoşlandığını öğreniyordum. Aslında bazen göz göze geliyoruz, ama asla onunla konuşma cesaretim olmadı. Benden korkacağını düşünüyorum.

Bazı geceler o'nu dar sokaklarda gölgelerin arasında takip ediyorum. Hayır sapık bir takipçi değilim, sadece birinin o'na zarar verebileceği düşüncesi midemi bulandırıyordu. Dünya sapkın insanlarla dolu, onlardan sevdiğimi korumak istiyorum.

Aşkımı bir kenara bırakıp kendimden bahsetmeliyim. Ben Kim Taehyung. Babam vefat ettikten sonra o'ndan kalan miras beni idare ediyordu. Lüks bir dairede yaşıyordum. Annemden haberim yoktu, zaten tek çocuktum. Evimde Jeongguk için özel hazırladığım büyük bir mantar panom vardı. Genelde yakınlaştığı erkeklerin gizlice fotoğrafını çekip panoya yapıştırıp, altına bilgilerini ve fiziksel görünüşlerini yazardım. Bilgilerini öğrenmek için babamın sağ kolu Namjoon'a fotoğraflarını atardım. Babam öldükten sonra Namjoon yanımda kalmaya başlamıştı. O'na her konuda güvenirim, bana hep yardımcı olur ve destekler.

Bugüne dönecek olursak bar için hazırlanıyordum. Üstüme salaş bol bir beyaz gömlek, altıma siyah kumaş pantolon, altın detayları olan kemer ve onunla uyumlu altın kol saati. Gitmeye hazır şekilde odadan çıkıp koltukta oturmuş telefonuyla oyalanarak beni bekleyen Namjoon'a döndüm "Hazırım." sesimle başını bana çevirdi. Bir kaç saniye gözleri kombinimi süzdü ve kalktı.

"Gidelim bakalım deli çocuk." benimle uğraşmayı severdi. Kenardan araba anahtarına uzanıp kaptı, bana göz kırptıktan sonra uzun boyuyla yanımdan geçerek kapıdan çıktı. Pano önünde duran defterimi kavrayıp pantolonumun arka cebine sıkıştırdım. Aynaya son kez bakarak açık kahve saçlarımı geriye ittim, fena değildim. Namjoon'a yetişmek için adımlayıp ayakkabılarımı bir çırpıda giydim.

Garaja indiğimde Namjoon çoktan arabaya binmiş birde bana gülümseyerek kornaya basıyordu. Aptal adam.

Babam eski araba tutkunuydu, garajda bir sürü eski model arabalar vardı. Namjoon bu sefer bordo bir ford mustang 1969 tercih etmişti. Bu arabaya bayılırdım, bordoluğu bana sevdiğimin kiraz kızılı saçlarını hatırlatırdı.

Arabaya bindiğimde deri koltuk beni sarmıştı resmen. Namjoon gözlerimdeki heyecanı görüp kıkırdamıştı. Aşkımı ilk kez görmeye gidiyor gibiydim her seferinde. Eski motor çalışmaya başlar başlamaz elimi çeneme yaslayıp camdan dışarıyı izlemeye başlamıştım. O'nun parlak minik gözleri aklıma gelirdi hep, gözlerindeki yıldızları sayardım hep sayısını bulamasamda. Gülüşü aklıma gelirdi hep, uzun ön dişlerini tavşana benzetirdim. Dudakları gelirdi aklıma, güzel dolgun kiraz rengi dudakları. Öpmeyi düşlerdim her gün gerçekleşmeyeceğini bilerek.

Düşüncelerimin içinde zıplarken yumuşak gülüşümü fark eden Namjoon sessizliği böldü "Sen çok mu seviyorsun bu çocuğu küçüğüm?" bir babanın ergen çocuğuna lise aşkını sorarmış gibi sormuştu Namjoon. Yüzüm hafif pembeleşirken ensemi kaşıyarak önüme dönmüştüm "Evet. Herşeyden çok seviyorum o'nu." konu o olunca ergene dönüyordum, ama Namjoon'da bilirki çok sert ve soğuk bir yapım vardır.

Elini uzatıp saçlarımı ovaladı ve direksiyona geri döndü. Namjoon hariç kimsenin bana böyle dokunmasına izin vermezdim. Yirmi yedi yaşında bir heriftim ben, çocuk değil.

Araba gene sessizleşirken öylece bıraktık, bara zaten yakınlaşmıştık.

Namjoon yavaşça arabayı kenara yakınlaştırıp inmem için bekledi. Belli etmesede gözlerinde endişe vardı, zaten her seferinde dikkatli olmam için beni tembihlerdi. Bu sefer de yapacaktı.

Midnight bloom | Taekook (+18)Stories to obsess over. Discover now