"Bazı insanlar hayatınıza yanlış zamanda girer. Ama doğru insan olup olmadıklarını anlamanız, bazen her şeyi kaybettikten sonra mümkün olur."
Mira ve Lara için bu şehir sadece bir kaçıştı. Arkalarında bırakmak istedikleri bir hayat, gerçekleştirmek...
"Fırtına denizi bulduğunda kimse ikisinin birbirini sakinleştireceğini düşünmez." — Anonim
Oops! This image does not follow our content guidelines. To continue publishing, please remove it or upload a different image.
- Mira'nın Ağzından -
"Bir umuttu yaşatan insanı Aldım elime sazımı"
Şarkıyı kısık sesle mırıldanırken gözlerimi tavana diktim. Sesim odamın sessizliğine karışıp kayboldu. Şarkı söylemeyi hep sevmiştim.
Belki de bu yüzden... Küçüklüğümden beri içime sığdıramadığım ne varsa önce şarkılara anlatırdım. Her şarkıda kendimi arardım. Mutluluğumu... Öfkemi... Kırgınlığımı...Hayallerimi...Şimdi ise ilk defa özgürlüğümü anlatmak istiyordum.
Dudaklarımda belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
Bir hafta... İstanbul'a geleli tam bir hafta olmuştu. Sadece yedi gün. Hâlâ garip geliyordu. Çünkü insan yıllarca aynı kafeste yaşayınca, kapı açılsa bile hemen uçup gidemiyormuş. Önce şüphe ediyormuş. Sonra korkuyormuş. Sonra da gerçekten özgür olduğuna inanmaya çalışıyormuş. Ben de tam olarak bunu yapıyordum.
Her sabah uyandığımda birkaç saniye boyunca nerede olduğumu anlamaya çalışıyordum. Sonra burnuma denizin kokusu geliyordu. Martı sesleri duyuluyordu. Ve ben yavaşça gülümsüyordum. Çünkü o zaman hatırlıyordum. Artık Gaziantep'te değildim. Artık o konakta değildim. Artık her hareketimi sorgulayan gözler yoktu. Artık kapılar üzerime kilitlenmiyordu. Artık hayallerim suç değildi.
Bazen hâlâ gerçek değilmiş gibi geliyordu. Sanki birazdan biri gelip:"Tamam Mira. Oyun bitti. Konağa dönüyorsun."diyecekmiş gibi.
Koskoca yirmi bir yıllık hayatımdan sonra özgürce yaşadığım ilk bir hafta.
Derin bir nefes aldım. Sonra gözlerim odamın içinde dolaştı. Asılı fotoğraflar. Dağınık çalışma masam. Açık unutulmuş senaryo kitaplarım. Ve pencerenin önündeki küçük çiçekler. Hepsi bana aitti. İlk defa gerçekten bana ait bir odada uyanıyordum. Bu bile başlı başına bir mucizeydi. Çünkü yıllarca kendi hayatımda bile misafir gibi yaşamıştım.
İlk geldiğimiz gün geldi aklıma.
Benim şaşkınlığı. Lara'nın ağlamamak için dudaklarını ısırışı. Çınar'ın her şeyi düşünüp hazırlamış olması. O gün ilk kez birinin bize gerçekten gitmemiz için kapı açtığını hissetmiştim. Çünkü bazı insanlar hayatınıza sessizce dokunurdu.
Lara'yla birlikte arabadan indiğimizde ikimiz de küçük bir daire bekliyorduk. Ama karşımızda duran apartmanı görünce birkaç saniye konuşamamıştık. Ne tamamen kalabalığın içindeydi ne de şehirden kopuktu. Sanki İstanbul'un ortasında küçük bir kaçış noktasıydı.
Faslasıyla şık, bakımlı ve bahçeli bir apartmandı. Bahçesinde rengârenk çiçekler vardı. Üstelik denize birkaç dakika uzaklıktaydı.
O an Lara'nın yüzündeki ifadeyi unutabileceğimi sanmıyordum. Sanki yanlış yere gelmişiz gibi bakıyordu. Aynı ifadeyle ben de apartmana bakıyordum.