Oops! This image does not follow our content guidelines. To continue publishing, please remove it or upload a different image.
Gece yarısını çoktan geçmişti. Şehrin en tepesindeki o cam kulelerin birinde, kırk sekizinci kattaki o devasa ofiste sadece akvaryumun içindeki loş, mavi ışık yanıyordu. Dışarıda bardaktan boşanırcasına yağan yağmur, devasa camlara kırbaç gibi vuruyor, şimşek her çaktığında lüks ofisin içindeki pahalı mobilyaların, deri koltukların gölgeleri duvarda devasa canavarlar gibi büyüyüp küçülüyordu.
O, odanın tam ortasında, o yozlaşmış adamın kutsal saydığı çelik kasanın önünde diz çökmüş durumdaydı. Üzerindeki hırkanın omuzları yağmurdan hafifçe nemlenmişti ama o bunu zerre umursamıyordu. Gözlerini kapatmış, nefesini o kadar minimuma indirmişti ki odadaki saat tıkırtısı bile kendi soluğundan daha yüksek çıkıyordu. Sağ eliyle, kasanın pürüzsüz metal çarkını milim milim çeviriyordu. Parmak uçlarındaki hafif sızlama, kasanın içindeki mekanik dişlilerin birbirine oturduğu o saliselik titreşimleri hissetmesini sağlıyordu.
Tık. İlk şifre kırılmıştı.
Şakaklarından süzülen bir damla ter, keskin çene hattından aşağıya doğru kaydı. Feromonlarını şu an tamamen baskılamak zorundaydı; çünkü en ufak bir odak kaybı, binanın alt katlarında bekleyen onlarca silahlı korumayı buraya yığardı.
Tık. İkinci kademe de tamam.
Son bir hamleyle metal kolu aşağıya doğru indirdiğinde, devasa çelik kapı neredeyse hiç ses çıkarmadan, ağır bir tıslamasıyla aralandı. Kasanın içinden yayılan o pahalı evrakların, eski paraların kokusu odadaki loş havaya karıştı. Ama onun gözü ne paralardaydı ne de altın külçelerinde. En dipte, kadife bir kutunun içinde duran o siyah hard diski gördü. Şehrin en pislik, en dokunulmaz adamının bütün o kirli ağını, kimleri satın aldığını, kimlerin hayatını kararttığını kanıtlayan tek bir şey.
Uzanıp soğuk metali eline aldı. Tam ceketinin iç cebine yerleştiriyordu ki koridorun ucundan, ağır ahşap kapının arkasından gelen o ses kulaklarında patladı. Bir telsiz hışırtısı ve ardından yaklaşan iki çift ağır postal sesi.
"Bütün katı kontrol edin, buralarda bir yerlerde olmalı."
Gözleri karanlıkta bir anlığına vahşi bir ışıkla parladı. Kaçış planı saniyeler içinde zihninde yeniden yazıldı. Hard diski ceketinin içine sabitleyip ayağa kalktığı an, ofisin kapısı büyük bir gürültüyle açıldı ve koridordaki spot ışıkları içeriye sızdı.
"Kim var orada?!"
Zaman o andan itibaren yavaşladı. İlk koruma silahına davranamadan, karanlığın içinden bir gölge gibi fırladı. Muazzam bir hızla adamın bileğini kavrayıp ters çevirdiğinde kemik kırılma sesi yağmurun sesini bastırdı. Ancak arkadaki diğer koruma çoktan tetiğe basmıştı.
Güm!
Susturuculu silahtan çıkan kurşun, ofisin o devasa cam duvarını tuzla buz ederek sol omzunun hemen altını sıyırıp geçti. Keskin, yakıcı bir acı anında tüm bedenini sardı ama acıyla inlemek yerine dişlerini birbirine kenetledi. Kumaşın hızla kanla ıslandığını hissedebiliyordu.