1- Küllerden Önce

23 8 0
                                        

Bazı geceler vardı; insan daha gökyüzüne baktığı anda her şeyin ters gideceğini anlardı. Sanki dünya görünmeyen eller tarafından yavaşça susturulur, rüzgar bile ağaçların arasından geçerken her zamanki sesini kaybederdi. O gece de tam olarak böyleydi. Ay gökyüzünde olmasına rağmen görünmüyordu. İnce, kirli gri bulutların arkasına çekilmişti; sanki yukarıdaki tanrı bile yeryüzünde olacak şeyleri görmek istememiş, gözlerini karanlığın ardına gizlemişti. Ormanın üzerine çöken sessizlik ise huzurlu değildi. Bekleyen bir sessizlikti bu. Bir şeyin yaklaşmakta olduğunu bilen, ama ne olduğunu söylemeyen ağır bir sessizlik.

Kyra bunu hissedebiliyordu.

Dizlerini nemli toprağa bastırmış, iki eliyle dikkatlice yere uzanmıştı. Parmak uçları, toprağın içine yarı gömülmüş ince gövdeli küçük bir bitkinin etrafını yavaşça temizliyordu. Fazla sert davranırsa kök kopabilirdi ve günlerdir aradığı şey bir anda işe yaramaz hale gelirdi. Birkaç saniye daha uğraştıktan sonra kökü tek hamlede çıkardı ve avucunun içinde tutarak dikkatlice inceledi. Solgun mavi yaprakları ay ışığı olmadığı halde belli belirsiz parlıyor gibiydi. Dudaklarının kenarında hafif, memnun bir gülümseme oluştu.

Yan tarafında oturan küçük kızıl tilki kuyruğunu yavaşça yere vurdu.

Kyra başını kaldırıp ona baktığında yüzündeki gülümseme biraz daha belirginleşti. Cinder onu birkaç dakikadır aynı şekilde izliyordu. Kızıl kürkü karanlığın içinde bile sanki kendi rengini etrafa taşıyordu. Özellikle kuyruğunun ucundaki daha koyu tüyler, uzaktan bakıldığında sanki alevin son saniyelerinde ortaya çıkan turuncu parıltıları andırıyordu.

"Bir saattir beni izliyorsun." diye mırıldandı Kyra, avucundaki bitkiyi dikkatlice küçük deri kesesinin içine koyarken.

Cinder normalde böyle zamanlarda başını yana eğerek ona bakardı. Bazen küçük bir ses çıkarır, Kyra bunun ne anlama geldiğini bilmemesine rağmen kendince cevap verirdi. Ama bu kez tilki hareket etmedi.

Kyra bunu fark ettiğinde kaşlarını hafifçe çattı.

Garipti.

Başını yavaşça yukarı kaldırdı ve gökyüzüne baktı.

Bulutlar biraz daha koyulaşmıştı.

Hava ağırlaşmıştı.

Bir şeyler... farklıydı.

Bu hissi tanıyordu.

Annesi hayattayken bazı geceler ellerini pencerenin önündeki ahşap zemine koyar, dışarıdaki karanlığı uzun süre izler ve sonra hep aynı şeyi söylerdi.

"Doğa konuşmadan önce dünya sessizleşir."

Kyra çocukken bu cümlenin ne anlama geldiğini anlayamazdı. Ona göre annesi bazen gereksiz şekilde gizemli konuşmayı seven bir kadındı. Ama yıllar geçtikçe, özellikle de annesi öldürüldükten sonra, bu cümle zihninde bambaşka bir anlam kazanmıştı.

İnsanlar korktukları şeyleri anlamaya çalışmazdı.

Onları yok etmeye çalışırdı.

Çünkü anlamak zordu. Beraberinde birçok soruyu getirirdi. Sorgulama gerektirirdi. Merak duygusu gerektirirdi.

Kyra'nın yaşadığı yerde ise bu duygu yoktu. Bunun yerine herkes insanları belirli kalıplara sokardı. Bunu yaparken o kişiye sormaz veya kendi fikrini düşünmezdi. Başkaları nasıl düşünürse herkes öyle düşünürdü.

Kyra'nın da annesine olan buydu. Cadılıkla suçlanmıştı.

Kyra'nın annesi kendisi gibi kızıl saçlıydı. Gökyüzünü kıskandıran masmavi gözleri vardı. Doğayı tanıyordu. Hangi yaprağın yüksek ateşi düşürdüğünü, hangi mantarın vücuttaki zehri temizlediğini, hangi kökün sancıları hafiflettiğini... Hepsini kendi annesinden öğrenmişti ve Kyra'ya da öğretmeye başlamıştı. Ama köy halkı bilgiyle karşılaştığında iki seçenekten yalnızca birini seçerdi. Hayran olmak ya da korkmak.

Kül DöngüsüStories to obsess over. Discover now