0. Giriş

12 1 0
                                        

İlk öncelikle bilmelisiniz ki bu kitap hassas içerikler barındırdığından yetişkin okurlar için uygundur.

Eser bir kişisel kin, bir intikam manifestosu ya da yazarın gizli öfkesini dışavurumu değildir. Bu satırlarda kimseye doğrudan gönderme yapılıp hedef gösterilmez. Tarihi devletlere karşı kişisel bir kin kitabı değildir, her şey kurgu unsurudur.

Ancak bu, anlatılanların sıradan olduğu anlamına gelmez. Bu kitapta karşılaşacağınız karakterler idealize edilmemiştir; onlar mükemmel kahramanlar değil, kırılmış aynaların parçaları gibidir. Her birinin içinde yaralar, suskunluklar ve çoğu kez itiraf edemedikleri bir karanlık vardır. Kimi zaman bu karanlık onları şekillendirir, kimi zaman da tüketir.

Eserde travmalar, psikolojik çöküş, vahşet ve işkence sahneleri, Ahlaki değerlere uymayan gri karakterler ve toplumun belli bir kesiminin inanç ve değerlerine uymayan ve farklı şekilde yorumlanan davranışlar gibi hassas okurları rahatsız edebilecek içerikler bulunmaktadır.

Son olarak bu bir kin kitabı olmamakla birlikte, kitapta bulunan hiçbir düşünce veya ideal yazarın kendi düşüncelerini yansıtmaz.
















Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, kargalar karanlık iblislerin üstünden uçar iken, atlar toynaklarını kuru toprağın üstüne sertçe vurur iken. Ben kralın tahtını tıngır mıngır sallar iken, az gittim uz gittim. Dağ taş düz gittim. Çamur kir geçerek, yoluma çıkanları biçerek; kalanların kanını içerek, güle güle bir güz gittim.




























2 Şubat, 2026





“Bayanlar baylar, hoş geldiniz! Müzemizin açılışı adı bugün dahi tartışmalara konu olan, gerçek düşmanının belli bile olmadığı prenses ve aynı zamanda kontes olan Vasilia Vasilikos ile olacak.”

Bugün bütün bu kalabalık önlerindeki geniş duvarda asılan ve önündeki büyük cam ile korunan tablodaki kadın için buradaydı. Heyecanla müzenin küratörünün sözlerine dikkat kesilmiş videolar çekiyor, bazıları ise anın tadını çıkarıyordu.

“1460 yılında doğan ve trajik bir şekilde 1488’de ölen Vasilia Vasilikos’un 15. Yüzyıldan günümüze ulaşan nadir bir portresi.” Adam duruşunu hiç bozmadan devam etti. Aklında duran tek şey anlatacaklarıydı.

O an kalabalığın ardında bir kadın belirdi. Kaşları havalanmış, merakla karşısındaki adamın ağzından çıkacakları dinliyordu.

“Vasilia yaşadığı dönemde bulunduğu krallıklar arasında sıkışmış, güçlü ve karmaşık bir figürdü.” Çekilmiş şeridin diğer tarafında duran kalabalığa bütün jest ve mimiklerini kullanarak arkasında duran portreyi anlatıyordu adam.

Kadının derin bakışları ilk kez etrafa değdi. Sergi de fotoğraf ve video yasak olduğundan herkes karşısındaki adama kulak vermişti. Çok geçmeden döndü önündeki tabloya.

“Bu tabloyu uzun süre arşivlerde sakladılar. Sözde ‘tehlikeli’ diye. Halbuki gerçek tehlike, görmezden gelinendir. Burada gördüğünüz kadın, döneminin prensesi değil yalnızca, aynı zamanda kendi zamanını aşmış bir figür…”

Adamın bakışları kimseye değmiyordu. Kalabalığın ardına saklanan kadını fark etmedi bile.

“Ne yazık ki Vasilia, ihanet ve suikastla anılan bir hayat sürdü. Tarih kitapları, ona yapılanları eziyet olarak sunar; ona yöneltilen komplolar ve ihaneti bir trajedi olarak kaydeder.” Önünde durduğu tablonun yanına doğru adımladı ve elini tabloya doğru yöneltti.

“Bu tablo, o trajedinin sessiz tanığıdır. Her fırça darbesinde hem bir prensesin kudreti hem de kırılganlığı hissedilir.”

Elini şakaklarına attı ve birkaç kez vurdu kadın. Dinlediklerine katlanamıyor gibi bir hali vardı. Sanki görünmez bir ilacın etkisi bütün vücudunda dolaşıyormuş gibi bir his vardı içinde. Ağrı çok geçmeden bütün uzuvlarına ulaştı.

Adam her zamanki gibi günler öncesinden çok sevdiği bu kadın tablosu için hazırlanmıştı. Her bilgiyi öğrenmeye çalışmıştı. Kadının ise unutmak isteyeceği kadar yer kaplıyordu zihninde.

“Bakışlarını fark ettiniz mi? Size değil, sanki aramızdan birine odaklanmış gibi. Hep öyle. Ben ne zaman baksam, gözleri benden bir şey ister. Ama ne olduğunu söylemez. Sanatın laneti de bu zaten; açıklamak yerine susar, biz de suskunluğun içine düşeriz.”

Kimse fark etmeden arkasına doğru döndü ve nereye bastığını fark etmeden yürümeye başladı. Önündeki insanlara sertçe çarptığında durma zahmetinde bulunmadan hızlıca kayboldu oradan.
Adamlarından biri bitkin gözüken genç kadının yanına geldiğinde kadın hızlıca toparlanarak siyah şık arabasına doğru yürüdü. Takımını düzelten adam kadından önce davranıp kapısını açtığında tek düşündüğü ona her daha iyi hizmet sağladığında alacağı paraydı.
Kadın ve adam içeri girdiğinde araba çalıştı.

“Wohin möchten Sie fahren, Gnädige Frau?” şoför dikiz aynasından arkasında oturan kadına baktı.

(Nereye gitmek istersiniz, efendim?)

Sarışın kadın ise gözlerini şoföre çevirdikten sonra başını arkasına yaslayıp gözlerini kapattı.

“Zum Hotel, bitte.”

(Otele, Lütfen.)












Herkese yeniden selaam!!
Umarım her şey güzel gidiyordur.
Uzun bir süre yoktum. Bu süre boyunca hem bölümleri daha güzel olacak şekilde düzenledim. Giriş bölümünü de 1. Bölüm ile ayırdım yani bölümler biraz kaydı gibi düşünün.

Hikayenin akışında değişen hiçbir şey yok, sadece düzenleyip eklediğim ve çıkarttığım kısımlar var.

Giriş bölümünü okuduğunuza göre sizi 1. Bölüme davet ediyorum efendimm

Geri dönüşlerinizi ve başlama tarihlerinizi bırakmayı unutmayın!!



















MÜRAİStories to obsess over. Discover now