00. GİRİŞ | DONAN RUHLAR ŞEHRİ •

53 5 24
                                        

XXXTENTACION - ALONE,PART3 🖤

 XXXTENTACION - ALONE,PART3 🖤

¡Ay! Esta imagen no sigue nuestras pautas de contenido. Para continuar la publicación, intente quitarla o subir otra.

GEÇMİŞ...
12.12.2021

Zaman, gece yarısını çoktan geçmişti. İstanbul'da kasvetli, bardaktan boşanırcasına yağan kar taneleri tenimi yalayıp geçerken, ıslanan kısa siyah saçlarım yüzüme yapışıyordu. Günlerdir ağzıma tek bir lokma
koyamamanın verdiği açlık sızısı, ayazın sertliğiyle birleştiğinde artık gövdemi bir zehir gibi ele geçirmişti. Üstelik bugün benim on sekizinci yaş günümdü.

Herkesin geleceğe umutla baktığı o eşikte, ben sadece hayatta kalmaya çalışan bir ölüden ibarettim. İnsanların dilekler dileyip mum üflediği bu yaşta, ben nefes alabilmenin bile vermiş olduğu ağır bedel ile eziliyordum. Geçmişim koca bir çaresizlikten ibaretti, geleceğim ise önümde uzanan bu karanlık sokak kadar belirsiz ve soğuktu.

Aynı yerde durmak bedenimi daha da üşüttüğü için sokaklarda çaresizce yürümeye devam ediyordum. Her adımımda ayaklarım karların içine gömülüyor, sanki şehir beni yavaş yavaş yutmak istiyordu. Rüzgarın yüzüme vurduğu her darbe, bu dünyada ne kadar yalnız ve kimsesiz olduğumu fısıldayan acımasız birer tokat gibiydi. İçimde ne bir kaçış ümidi ne de yarını görme arzusu kalmıştı, sadece adımlarımın beni götürdüğü o belirsiz sonun bir an önce gelmesini diliyordu yorgun kalbim.

Gözüm yanından geçtiğim bir apartmanın giriş katındaki penceresine takıldı. İçeriden sokağın karanlığına inat sıcak, sarı bir ışık yansıyordu. Üç kişilik bir aile, yaklaşan yılbaşı için evlerinde çam ağacı süslüyordu. Ufak kızlarının boyu ağacın üst dallarına yetişemediği için babası onu sevgiyle kucağına almış, süsleri kendi elleriyle yerleştirmesine yardım ediyordu. Annesi ise kenardan onları izleyip gülümsüyordu.

Hayatım boyunca hiç sahip olamayacağım bu sıcak aile ortamını izlemiş olmanın verdiği acıyla gözlerimi hızla oradan çektim. Göğsüme saplanan kıskançlık ve çaresizlik hissi, dışarıdaki ayazdan çok daha keskin bir şekilde canımı yakmıştı. Bugün benim doğum günümdü ama bu koca şehirde hiç kimse için bir şey ifade etmiyordum.

Adımlarım biraz daha hızlandı, sanki o pencereden kaçarsam içimdeki bu dayanılmaz yalnızlık acısından da kaçabilecekmişim gibi körü körüne yürümeye devam ettim.

Dünyada bu kadar çok mutlu insan varken, benim kendi doğum günümde bile aç ve yalnız bir şekilde sokaklarda sürünmem içimi her şeyden daha çok acıtıyordu.

Düşüncelere dalmış öylece yürürken adımlarım birden birbirine dolandı, başım döndüğü için sendeledim. Kafamı kaldırdığım an, sokak lambalarının cılız sarı ışıkları gözlerimin önünde büyüyüp küçülmeye başlamışlardı. Daha fazla ayakta kalmaya dayanamadığım için sırtımı eski bir binanın çatlak duvarına yasladım. Açlık ve soğuk yüzünden artık bir adım bile atamayacak hale gelmiştim. Havanın soğukluğu üzerimdeki eski paltoyu delip geçtiğinde bacaklarım artık benden tamamen vazgeçmişti. Yaslandığım duvarda yavaşça kayıp dizlerimin üzerine yığıldım. Nefesim yetmez olmuştu, sanki her nefes alışımda ciğerlerime binlerce iğne batıyordu.

Karların benden çaldığı son sıcaklıkla birlikte göz kapaklarım usulca kapanmaya başladı. Bu hissettiğim, çektiğim son acı olmalıydı, hayat sonunda beni kendi beyaz kefeniyle örtüyordu ve ben bu yorgun sonu tamamen kabullenmiştim.

Gözlerim kapalı bir şekilde karların arasında ne kadar kaldığımı bilmiyordum ama bir dakika bile bana şu anda binlerce yıl geçmiş gibi hissettiriyordu. Soğuk bedenimin her yerine sızmış hareket etmemi bile engeller olmuştu. Bilincim tamamen kapanmak üzereyken karın sessizliğini bölen tok ayak sesleri duydum ama aldırmadım. Bu havada dışarıda olan biri ya delidir ya da evsiz diye düşünüp yanımdan geçip gitmesini bekledim. Fakat adımlar karı sertçe ezip doğrudan bana yaklaşmıştı. Çok geçmeden, canımı yakan rüzgar bir anda kesildi. Tepemde duran kişi tam önümde durmuş, bana gelen fırtınayı engellemişti. Karların arasında yatan bedenimin başında öylece bekliyordu, gitmiyordu.

Ölümümü izleyen Azrail miydi, yoksa zihnimin bir oyunu muydu?

Gitmemekte ısrar edince gözlerimi yavaşça araladım. Siyah paltosunun etekleri sert rüzgarda savrulan bu yabancı, yüzünü hafifçe bana doğru eğmişti. Sokak lambasının cılız ışığı yüz hatlarına vuruyordu, gözlerinde ne olduğunu çözemediğim karanlık bir ifade vardı. Öfke miydi bu, yoksa gecenin karanlığını bile bastıran derin bir şaşkınlık mı, ayırt etmek imkansızdı. Sadece bakışlarındaki o sertlik bile sokağın ayazından daha baskındı.

Adam aramızdaki kısa mesafeyi tek bir adımla kapatıp karın ve ayazın teni donduran soğukluğunu zerre umursamadan, kibirli ve güçlü duruşundan ödün vererek tam önümde, dizlerinin üzerine çöktü. Üstten bakan heybetli duruşu şimdi benimle aynı hizadaydı. Aramızdaki görünmez ama derin uçurumu kapatır gibi ellerini bana doğru uzattığında sıcak elleri eski paltomun üzerinden bedenimi kavradı.

O muazzam gücün beni incitmeden, adeta kırılacak bir cam parçasıymışım gibi özenle yerden kesişini, ruhumun en derin yerinde hissettim. Yıllardır kimsenin dokunmadığı, kimsenin korumadığı o terk edilmiş çocuk, o an ilk kez sıcaklığı hissetmişti.

Başım onun sert göğsüne düştüğünde, burnuma dolan ağır sedir kokusu zihnimi son kez uyardı. Gözlerim yavaşça geri kapanırken sesleri ve hareketleri artık ayırt edemez olmuştum. Bilmediğim bir adamın kucağındaydım ama ona karşı çıkacak gücüm de isteğim de yoktu. Zaten her şeyden vazgeçmiş olan ruhum, onun göğsündeki sarsılmaz güce tamamen teslim olmuştu. İlk kez bir yabancının varlığı beni korkutmak yerine içimdeki amansız üşümeyi dindiriyordu.

Parmakları, yüzüme yapışan ıslak saçlarımı yavaşça geriye doğru taradı. Eli yüzüme değdiği an teninin sıcaklığı buz tutmuş cildimi hafifçe sızlattı. "Bir daha seni yalnız bırakmayacağım kız çocuğu," dedi. Sesi rüzgarı bıçak gibi kesen, fısıltı kadar alçak ama bir o kadar amansız bir emirdi sanki. "Bunun olmasına izin vermeyeceğim."

Gözlerim tamamen karanlığa teslim olmadan önce bulanık zihnimle uğultu şeklinde duyduğum son sözler bunlardı. Artık ne tenimi sızlatan ayazı hissediyordum ne de günlerdir içimi kemiren açlık acısını. Bu koca şehir beni bir çöp gibi sokak ortasında ölüme terk etmişken, kadere meydan okuyan yabancı bir adamın kollarında almış olduğum son nefes ile sarsıldım.

Karların arasında donmak üzereyken bu adamın göğsünün, bu koca şehirde sığınabileceğim tek sıcak yer olduğu gerçeğiyle zihnim tamamen karanlığa teslim oldu.

・ 。゚★: *.☾ .* :★ 。゚・

İlk yazmış olduğum kitap olduğu için bu kurgumun yeri bende ayrıdır. Umarım sizler de en az benim kadar benimser ve seversiniz. Keyifli okumalar dilerim. ^^

Nehra: Hüküm ve KülHistorias para obsesionarse. Descúbrelo ahora