Ada, ailesinin tüm servetine rağmen kendi hayatını inşa etmeye çalışan genç bir kadındı. Atlas ise; yıkımı önceden görebilen, kariyerini Yapı Denetim alanında sürdüren başarılı bir mimar. Bir gece, ikisi de aynı enkazın altında kaldı. Suç ve gerili...
Merhaba Mimozalarım! Uzun zamandır içimde büyüyen bir hikâyeyle karşınızdayım. Onları yazmak bana iyi geldi, umarım size de dokunur. Başlama tarihinizle beraber yıldız bırakmayı unutmayın olur mu? Keyifli okumalar🧡
Geçmiş asla ölü değildir. Hatta geçmiş bile değildir. William Faulkner
Oops! This image does not follow our content guidelines. To continue publishing, please remove it or upload a different image.
24. 04. 2004 İzmir
Ormanın kıyısında, inşaatın hemen yanında küçük bir alan vardı, küçük Ada her gelişinde aynı yere koşardı. Yine öyle yaptı. Avuçlarındaki çamur, elbisesinin ucundaki kirle, olduğu yere çömeldi.
"Burada olduğunu biliyorum," diye mırıldandı kendi kendine. "Ben özleyince saklanırım hep. Sen de beni özlediğin için mi gizlendin?" Kirpi çalıların arasından başını çıkardığında küçük kızın yüzü bir anda aydınlandı. "Tarçın!" Adını Tarçın koymuştu. Parmaklarının ucunda taşıdığı küçük ekmek kırıntılarını yere bıraktı. Yaklaşamadı, dikenlerin batmasından korktuğu için elini hızla geri çekti. Yine de oturdu, öylece bekledi.
Tarçın yavaşça yanına yaklaşırken bir şey oldu. Tarçın, Ada'nın ürkek bakışları arasında kıpırdandı, sendeledi ve en sonunda olduğu yere yığıldı. Kalbi sıkışırken, "Tarçın?!" diye bağırdı. Kirpiden hiçbir hareket gelmedi. Yavaşça parmaklarını oynattı ama dokunamadı, eli havada kaldı. "Dokunursam acıtır mısın beni?" diye fısıldadı. "Batırır mısın dikenlerini?"
Tarçın hareketsizce yatıyordu, Ada'nın gözleri doldu ve sonunda kabarıp taştı. "Dokunsaydım sana," dedi titreyen sesiyle hüngür hüngür ağlarken. "Kurtarırdım seni, ölmezdin belki, ama korktum."
Bir çubuk buldu, onunla itmeye çalıştı kirpiyi. Olmadı, hiçbir şey değişmedi. Toprağın üstünde küçücük bir beden, yanında kocaman bir suçluluk kaldı.
"Benim yüzünden..."
Ağlamaktan kendi sesini duyamıyordu. O duymamıştı, fark etmemişti ama bir gölge düşmüştü üzerine. Kıvırcık, hafif kızılımsı saçlarıyla sessizce durmuş onu izliyordu. "Niye ağlıyorsun?" dedi o gölge, sesi beklediğinden daha yakındı.
Ada kıpkırmızı gözleriyle başını kaldırıp tepesindeki çocuğa baktı. "Tarçın öldü," dedi hiç beklemeden.
"Tarçın kim?"
"Benim tek arkadaşım, kirpim."
Çocuğun bakışları yerdeki bedene indi, gülümseyecek gibi oldu ama sonra vazgeçti. "Üzülme," dedi huzur verici sesiyle. "Ölmüş olabilir ama yine de yaşatabiliriz."
Ada başını salladı. "Olmaz, nasıl olacak ki?" Ağlaması dinmeyince çocuk, mavi önlüğünün yakasını çıkarıp uzattı. "Al bunu, burnunu sil."
Ada hıçkırarak beyaz yakayı aldığında çocuk hafifçe gülümsedi. "Kirpini gömüp dualarımızla yaşatacağız."
Biraz olsun sakinleştiğinde küçük elleriyle toprağı kazımak için bir parça demir, bir kırık tahta ne buldularsa kullandılar. Kirpiyi bir taşla kaldırıp dikenlerine dokunmadan toprağın içine bıraktılar. Toprak kapanırken Ada'nın hıçkırığı yeniden yükseldi.
"Ağlama artık."
"Geçmiyor ki," dedi Ada. "Ağlayasım geçmiyor."
Çocuk başını yana eğip Ada'nın ela gözlerine dikkatle baktı. "O zaman başka bir şey düşün, güzel şeyler. En çok neyi hayal ediyorsun?"
Ada burnunu çekerken, "Bir kule," diye mırıldandı. "Kocaman bir kule. Yüksek olsun, çok yüksek, tıpkı Rapunzel'in kaldığı kule gibi. Ama her yeri cam olsun, her tarafı."
Ada'nın küçücük kalbinden dökülen o kocaman hayaller, çocuğun kaşlarını düşünceli bir şekilde çattırdı. "Camdan kule mi olur? Olmaz, kırılır."
Ada hemen karşı çıktı. "Hayır, kırılmaz!"
Çocuk bir an düşündü. "Sağlam yaparsak kırılmaz belki."
"Kimse yapamaz ki..." dedi bu kez Ada karamsarca.
Çocuk, "Benim babam yapar," dedi hiç düşünmeden. "Hem de çok iyi yapar. Onun yaptığı evler asla yıkılmaz."
Ada'nın gözleri hâlâ doluydu yine de başını hafifçe salladı. "Ya yapamazsa?"
Bu ihtimali hiç düşünmemişti, yüzünü buruşmuştu fakat çabucak toparlandı. "O yapamazsa, ben sana yaparım."
Ada burnunu çekti tatlı tatlı. Küçük, kırık bir umutla bakıyordu karşısındaki güçlü çocuğa. "Gerçekten yapar mısın?"
"Büyüyünce söz, senin için yaparım."
Ada'nın kalbinde sevinç naraları atmaya başladı. Daha şimdiden Tarçın'ın ölümünü bile unutmuştu. Dayanamadı, heyecanla çocuğun karşısına geçip yosun yeşili gözlerine yaşlı gözleriyle baktı, burnu da hâlâ akıyordu. "Unutma ama," diye tembihledi.
"Unutmam merak etme."
"O zaman," dedi Ada heyecanla. Kıymıklarla dolu zeminde parmak uçlarıyla yükseldi ve çocuğun hiç beklemediği bir anda yanağından öpüverdi. "Bunu da unutma tamam mı?"
Suratını astı çocuk. İstese de unutamazdı, çünkü adanın burnundan akan sümükler olduğu gibi yanağına yapışmıştı. Tam kolunu kaldırıp yanağını sileceği sırada beklenmedik bir şey oldu, rüzgâr sertleşirken uzakta bağırışlar yükseldi. İnşaatın içinden metal sesleri gelmeye başlamıştı çoktan. Ve zemin üst üste titremeye başladı.
"Ne oluyor?" dedi Ada korkuyla. Sarsıntı büyüdüğünde çocuk Ada'nın önüne geçip onu hızla geriye itti. "Dur, gitme o tarafa."
Gidecek bir yer kalmamıştı ki. İnşaatın demirleri birbirine çarpmış, taşlar kaymaya başlamış ve koca yapı, iki çocuğun gözlerinin önünde diz çöker gibi yıkılmıştı.
Ada ve Atlas'ı sevdiniz mi? Gelecek bölüm karakter kartlarını paylaşacağım🧡