🂳

31 11 7
                                        


Sabah çantamı omzuma takarken aynada kendime bir göz attım.
Abim kayıp olduğundan beri ev bomboş geliyordu. Kapıyı kapatırken içim yine bir anlığına burkuldu ama derin bir nefes alıp evden çıktım. Bugün sıradan bir gün olsun istiyordum.

Okula doğru yürürken rüzgâr montumun içinden sırtıma vuruyordu. Bu rüzgâr beni uçurabilir gibi hissediyordum.
Bazıları bunun tatlı olduğunu söylerdi, bazılarıysa alay ederdi.

Ama bugün moralimi bozmayacaktım.
Koridorda birkaç kişi yine yanımdan ittirerek geçip gitti.

“Minicik boyunla yolumuzu kapatma bücür.” dedi biri.
Sadece dudaklarımı birbirine bastırıp yürümeye devam ettim. Minik olmamın sorumlusu ben miydim?

Derse girdim, çıktım, kantinde küçük bir muzlu cheesecake yedim. Gün böyle ufak ufak geçti gitti.

Okulun kapısından çıkınca içini bir rahatlama sardı.
Koridorun uğultusu bitmişti. Kimse dirseğini çarpmıyor, kimse “bücür” diye fısıldamıyordu.
Hava kararmaya dönüyordu; sokak lambaları birer birer yanıyordu.

Montunun fermuarını boynuna kadar çekti.
Sırtına rüzgâr vurdukça ürperdi ama yürümeye devam etti.

Bir süre sonra adımlarının arkasına karışan başka bir ritim fark etti.
Biri… çok yavaş… çok kararlı şekilde onunla aynı hızda yürüyordu.

Bir an durup bakmayı düşündü ama vazgeçti.

“Saçmalama… eve gidiyorsun işte.”

Başını öne eğip yürümeye devam etti.
Ama rüzgârla karışan o ayak sesleri peşini bırakmıyordu.
Adımlarını hızlandırdı.
Ses yine aynı hızla hızlandı.

Boğazı düğümlenmeye başladı.
Montunun içine daha da gömüldü.
Köşeye yaklaşırken kalbi hızla çarpmaya başladı.

🂢

Bu sokağı yıllardır kontrol ederim.

Kimin geçip gideceğini, kimin dönmeyeceğini ezbere bilirim.

Gölgeler bile bana ait sayılır.

Ve o... uzun süredir bu gölgelerin içinden geçip gidiyor, haberi bile olmadan benim çizdiğim sınırların içinde yürüyor.

Bu çocuk 𝑱𝒊𝒔𝒖𝒏𝒈.

Kendimi göstermek istemedim; mafya işinde görünmezlik bir silahtır.
Kapüşonumu yüzüme çekip duvarın gölgesine yaslandım.
Sigaramı söndürdüm.
Kokusu bile ona değmesin istedim.

Onu uzun zamandır takip ediyorum.
Bir obsesyon değil bu.
Daha çok… farkında bile olmadan koruduğum bir alışkanlık.
Sanki sokaklarda adım attığı her yerde bir sorun çıkacakmış gibi, beni peşine çağıran bir his.

Kapüşonumu yüzüme çekip gölgeye yaslandım.
Rüzgâr onun saçlarını savururken ben bile nefesimi tuttum.
O kadar kırılgan görünüyordu ki, şehir ona bir çırpıda zarar verebilirdi.

Bunu bildiğim için zaten hep buradaydım.

Adımları hızlanınca benimkiler de hızlandı.
Korktuğunu anladım.
İçimde istemediğim bir sızı oldu.
Keşke beni bilseydi.
Keşke beni düşmanı sanmasaydı.

“Dur.”
Sesim tehlikeli değildi; sadece alışkanlık.
Ama ona sert gelmiş olmalı.

Kaçtı Jisung.
Elbette kaçacaktı.
Benim adım bile insanlarda korku yaratıyordu.

Yine de ona yetişmek zor olmadı.
Bir virajda önüne geçip bileğini tuttum.
Avucumda ne kadar küçük kaldığını hissedince içim bir anlığına çözüldü.

“Yeter,” dedim, onu duvara yaslarken dikkatlice.
Sert görünmem gerekiyordu ama hareketlerim… olması gerektiğinden daha yumuşaktı.

O titriyordu.
Bana bakarken gözlerinde korkudan çok yorgunluk vardı.
Çok şey yaşamış birinin yorgunluğu.

Cebimden iğneyi çıkarınca geri çekildi.
Kalbim istemsizce sıkıştı.

“Ben sana zarar vermeyeceğim.”
Tonum alışık olmadığım kadar yumuşaktı.
Söz benim ağzımdan çıkmadı sanki; kalbimden döküldü.

Yaklaştım.
Omzuna iğneyi yerleştirirken gözlerindeki o korkan bakış bir an bile dağılmadı.
Doz hızla etkisini gösterdi.
Bacakları çözülürken onu düşmeden yakaladım.

Minik bedeni kollarımda neredeyse yok gibiydi.
Başını göğsüme yasladı.

"Kimse dokunamayacak sana."
Söz mü?
Tehtit mi?
Belki ikisi de

_________________________________________

Oy plsss 😭

You've reached the end of published parts.

⏰ Last updated: Mar 25 ⏰

Add this story to your Library to get notified about new parts!

𝕴̇𝖘𝖐𝖆𝖒𝖇𝖎𝖑 🂸 - 𝑴𝒊𝒏𝒔𝒖𝒏𝒈Where stories live. Discover now