Soğuk bir geceydi. Sokak lambaları sarı ışıklarını ıslak asfaltın üzerine dökerken rüzgâr dar sokakların arasında uğuldayarak dolaşıyordu. Jungkook nefes nefese koşuyordu; ayak sesleri karanlıkta yankılanıyor, kalbi göğsüne sığmayacakmış gibi çarpıyordu. Neden kaçtığını tam olarak bilmiyordu ama durursa kötü bir şey olacağını hissediyordu. Ciğerleri yanıyor, nefesi kesiliyor, ama arkasındaki ayak sesleri onunkinden daha sakindi; yavaş, düzenli ve kaçınılmaz. Sanki onu kovalayan kişi koşmaya bile ihtiyaç duymuyordu. Jungkook titreyen bir nefesle arkasına bakmaya cesaret ettiğinde sokak lambasının ışığı bir yüzü aydınlattı: Kim Taehyung. Yüzünde ne öfke ne de panik vardı, sadece ürkütücü bir sakinlik… ve elinde, lambanın ışığında donuk bir şekilde parlayan bir bıçak. Jungkook’un boğazı kurudu, adımları bir anlığına yavaşladı. Taehyung birkaç adım daha yaklaştı, gözlerini Jungkook’tan hiç ayırmadan hafifçe başını eğdi. Dudaklarında beliren ince gülümseme geceyi daha da soğuk hissettirdi. Sonra fısıltı gibi bir ses karanlığa karıştı: “Seni ben öldürmeliyim.” Jungkook’un kalbi bir anda duracakmış gibi oldu—ve tam o anda gözlerini açarak yatağında doğruldu. Oda karanlıktı, nefesi hâlâ düzensizdi ve alnından soğuk ter damlıyordu. Bu sadece bir rüyaydı… ama Jungkook bunun en korkunç kısmının rüya olması olmadığını çok iyi biliyordu. Çünkü bu rüyayı ilk kez görmüyordu. Ve içten içe, bir yerlerde, bunun sadece bir rüya olmadığından korkuyordu.
Konuyu kendi fikrim olması umuduyla atıyorum, benden önce biri yaptıysa en içten özülerimi sunuyorum.
ESTÁS LEYENDO
Yansıma.
Historia Corta"yine mi aynı rüya Jeon?" "tekrar aynı rüya.. tekrar taehyung.."
