Kapıyı çaldığım günü hatırlamıyorum. Zaten çoğu misafir de hatırlamaz. Eşiği ilk ne zaman geçtiğini değil, içeride yaşadıklarını hatırlar.
Ben de öyle yaptım.
Zamanını bilmiyordum ama içeri girdiğimde karanlıktı.
Dar bir yerdi.
Gürültülüydü.
Ritmik bir ses vardı; sanki duvarların içinde biri sürekli kapıyı tıklatıyordu.
Sonradan bunun kalp denilen şey olduğunu öğrendim. Bu evin saatiydi.
İlk zamanlar sadece izledim.
Ev büyüyordu.
Duvarlar genişliyordu.
Yeni odalar açılıyordu.
Pencereler ilk kez ışık gördüğünde içerisi telaşla doldu.
Sesler, renkler, dokunuşlar...
Ev her şeyi ciddiye alıyordu. Ben ise şaşkındım.
Ev yürümeyi öğrendi. Ben düşmeyi.
Ev ağladı. Ben sıkışmayı.
Ev güldü. Ben hafiflemeyi.
Bir süre sonra aramızdaki sınır silindi.
Ev aç kaldığında "Ben açım" dedim. Ev korktuğunda "Ben korkuyorum" dedim. Aynaya her bakışımızda camın arkasındaki kişiyi ben sandım.
Sürecin en yorucu kısmı şuydu: Ev sahibi mi yoksa misafir mi olduğunu bilememek..
Yıllar geçti. Ev koştu, yoruldu, istedi, kıyasladı. Duvarlara isimler yazdı. Bazılarını sildi. Bazılarını silmeye çalıştı ama izleri kaldı.
Ev hatıra biriktirmeyi seviyordu. Sesleri, bakışları, cümleleri...
Bir gün ev ilk kez kırıldı.
Dışarıdan kimse görmedi. Duvarlarda çatlak yoktu. Ama içeride bir oda çöktü. Sessizce.
O gün anladım:
Ev dayanıklıydı ama kalıcı değildi.
Ev toparlandı. İnsanlar buna "geçti" dedi. Ama ben o odanın artık hiç eskisi gibi olmadığını biliyordum.
Sonra başka şeyler oldu.
Ev sevdi. Bu, evin en riskli alışkanlığıydı. Kapıları sonuna kadar açıyordu. İçeri biri girdiğinde her şeyi ona göre düzenliyordu.
O zaman şunu fark ettim: Ev misafir kabul etmeyi seviyordu ama gidenleri anlamıyordu.
Giden her şey evde yankı bırakıyordu.
Ev kaybetti. Bu sefer acı daha uzun kaldı. Ev sürekli aynı odaya gidiyor, aynı sahneyi tekrar izliyordu.
O gün ilk kez geri çekildim.
Düşüncelerin gerisine.
Duyguların arkasına.
Gürültünün altına.
Ve orada bir şey buldum:
Sessizlik.
Bu sessizlik tanıdıktı. Sanki gelmeden önce beklediğim yer gibi.
Ev konuşmayı seviyordu. Ben ise sessizliği hatırladım.
İçimde küçük bir şüphe doğdu:
Ya ben bu ev değilsem?
Bu soru uzun süre cevapsız kaldı. Ev bu soruyu sevmiyordu. Netlik istiyordu. Etiket istiyordu. Kimlik istiyordu. "Ben buyum" demeyi seviyordu.
Ben ise ilk kez emin değildim.
Yıllar ev için ağırlaşmaya başladı. Merdivenler daha uzun, günler daha kısa geliyordu. Aynalar değişmişti. Ev aynalara daha az, hatıralara daha çok bakıyordu.
Ben değişimi izliyordum.
Ev korkmaya başladı. En çok da bitmekten. Duvarların çatladığını hissediyordu. Gürültüler azalıyor, kalbin sesi daha belirginleşiyordu.
Sanki ev kendi saatini ilk kez duyuyordu.
Vur.
Vur.
Vur.
Ev bunu tehlike sandı. Ben ise hatırladım.
Çünkü bu ses ilk geldiğimde de vardı.
Bir gün ev çok yoruldu. Bu yorgunluk uykusuzluk gibi değildi. Dinlenmeyle de geçmiyordu. Ev ilk kez kontrolü bıraktı. Plan yapmayı bıraktı.
Ben o boşlukta net gördüm:
Ben evi taşıyan değildim.
Ev beni taşıyordu.
Ben bu ev değildim.
Bu ev kaldığım yerdi. Kabuğumdu.
Bu fark ediş dramatik değildi.
Sakin bir kesinlikti.
Her ihtimalde misafirdim.
Ağır bir misafir.
Bunu anladığımda eve bakışım değişmedi. Acı yine geldi. Sevinç yine geldi. Korku yine geldi. Ama artık hiçbirinin kalıcı olmadığını biliyordum.
Ben sahip olan değil, deneyimleyendim.
Ev yaşlandı. Dışarıdan sert görünen bu kelime içeride daha çok yavaşlama demekti. Gürültü azaldı. Gereksiz odalar kapandı. Ev daha az istedi, daha çok baktı.
Bu dönemi sevdim. Çünkü ev ilk kez benim hızımda yaşamayı öğreniyordu.
Sonra o akşam geldi.
Kapı sesi.
Bu kez dışarıdan değil, içeridendi. İlk günkü sesin aynısıydı. Tanıdım. Başlangıçla bitişin aynı sese sahip olması ironikti.
Ev korktu. Tutunmak istedi. Biraz daha zaman istedi. Duvarları sağlamlaştırmaya çalıştı.
Ama ben paniklemedim.
Çünkü bu bir son değildi.
Ya da her son bir başlangıçtı.
Sona gelindiğinde eve kızmadım. Onu yetersiz bulmadım. Minnettardım. Bana ağırlığı, dokunmayı, özlemeyi, beklemeyi öğrettiği için.
Kapıya doğru ilerledim. Son kez eve baktım.
Koşan bir çocuk, korkan bir genç, susan bir yetişkin, sevdiklerini bekleyen bir yaşlı...
Hiçbiri kaybolmamıştı. Hepsi aynı evde yaşamıştı.
Hiçbir an kimsesiz değildi.
Hepsi bizdendi. Evden ve benden.
Kapıyı açtım.
Sessizlik geri geldi. Tanıdık sessizlik.
Zaman dolmuştu.
Yeni gelen kalıyor, vakti dolan gidiyordu. Bu döngü asla değişmeyecekti.
Ruh bedende daimi kalamazdı.
Son durağı olamazdı.
Beden bir hancıydı.
Ruh bir yolcu.
Bu bilinçle dağılan evi son kez gözlerinden öpüp sessizlikte ilerledim.
Kapı yeniden çalınana kadar:
"Hoşça kal, can dostum..."
VOUS LISEZ
AĞIR MİSAFİR
NouvellesKapıyı çaldığım günü hatırlamıyorum. İçeri girdiğimde karanlıktı, ama zamanla odalar ışıkla doldu. Ev büyüdü, değişti, kırıldı, sevdi. Ben izledim. Bir gün anladım: Kendimi ev sanmıştım. Oysa ben sadece o evde kalan bir misafirdim. Bu, bir bedende k...
