1.BÖLÜM
Bugün güzel bir gün olacak diye düşünerek yatağımda doğruldum. Sabahın ilk ışıkları perde aralığından süzülüyor, odayı soluk bir altın rengine boyuyordu. Gözlerimi ovuşturup yanımdaki yatağa baktım. Orada huzur içinde uyuyan kişi sıradan bir arkadaş değildi; benim için çok daha fazlasıydı. Dominic... Ona baktığınızda aşık olmama ihtimaliniz neredeyse yoktu. Koyu kahverengi, hafif dalgalı saçları dağınık bir şekilde alnına düşüyor, yüzüne ayrı bir çekicilik katıyordu. Kapalı göz kapaklarının altında saklanan yeşil gözleri, açıldığında insanın bakışlarını üzerinde tutmasına neden olurdu. Geniş omuzları ve yaklaşık bir seksenlik boyuyla her zaman dikkat çekerdi. Uyurken bile sakin ve kendinden emin bir havası vardı.
Sonra istemsizce kendimi onunla kıyasladım. Ben ise siyah, dümdüz saçlara sahip, mavi gözlü, kulaklarında küçük piercingler taşıyan ve çoğu zaman gözlüklerinin arkasına saklanan biriydim. Kalabalık bir ortamda insanlar genellikle Dominic'i fark eder, ben ise arka planda kalırdım. Belki de bu yüzden ona hayran olmaktan kendimi alamıyordum. Sabahın sessizliğinde ona birkaç saniye daha baktım. İçimde, her zamanki gibi, söyleyemediğim duyguların ağırlığı vardı; çünkü Dominic benim en yakın arkadaşım olabilirdi ama benim için her zaman bundan biraz daha fazlasıydı.
Dominic ile ben ilkokuldan itibaren yakın arkadaşız, birlikte sıçtık, yemek yedik ve şimdi aynı üniversitede okuyorduk. Dominic göz doktorluğu, bende görsel sanatlar öğretmenliği.
Şuan bir haftalık tatilimiz vardı ve biz bu tatil için birlikte Thailanda gittik. tatil çok keyifli geçmişti, çok fazla yüzdük tabikide güneşin altında iyice yandık, çok lezzetli yemekleri yedik ve gezdik. Bugünde uçağımız vardı, evimize Toronto'ya
Yataktan kalkıp Dominic'in burnunu gıdıkladım.
"Günaydın, uyuyan prenses."
Dominic "demek bana öyle..." diye hırladı
Gülmemeye çalışarak onu dürttüm.
"Kalk artık iki saat sonra uçağımız var, ona geç kalamayiz"
"Doğru, kalamayiz" Dominic yataktan kalkıp esnemeye başladı
Bende kalktım ve yatağımı toplamaya başladım. Dominic banyoya giderken durdu ve
"Sen kahvaltı'yi yap ben valizleri toplarım"
"Tamam" diyerek mutfağa gectim
Dolabı açtım. Yumurtaları elime aldım, hafifçe birbirine vurdum; kabuklarının sesi mutfakta yankılandı. Tavayı ocağa koyup biraz tereyağı ekledim. Yağ erirken yayılan koku beni her zaman sakinleştirir. Yumurtaları kırıp tavaya döktüm. Sarıları bozulmadan duruyordu; tam istediğim gibi. Ekmekleri tost makinesine yerleştirdim. Çıtırdayan sesler duyulmaya başlayınca çaydanlığı doldurup ocağa koydum. Su kaynamaya başladığında çıkan buhar camı hafifçe buğulandırdı. Küçük şeyler ama sabahın en huzurlu anları bunlar.Bir yandan domates ve salatalık doğradım. Bıçağın tahtaya düzenli vuruşları neredeyse bir ritim gibiydi. Peyniri dilimleyip tabağa yerleştirdim. Masayı hazırlarken her şeyi simetrik koymaya özen gösterdim; nedense düzenli bir masa bana kontrol hissi verir.
Tam yumurtayı tabağa almıştım ki banyodan su sesi gelmeye başladı. Musluk açıldı, ardından duşun sesi...
Masaya ikinci bir tabak daha koydum. Çatalı, bıçağı yerleştirdim. Onun çayını biraz daha açık demledim çünkü koyu sevmez. Küçük detayları bilmek garip bir şekilde hoşuma gidiyor.
Banyodan dolap kapağının kapanma sesi geldi, ardından saç kurutma makinesinin uğultusu başladı. Gözlerimi hafifçe devirdim ama gülümsedim.
Tostları ikiye böldüm. O tam zamanında, saçları hâlâ hafif nemliyken mutfağa girdi. Beni arkamdan sarıldığını hayal ettim
"Mis gibi kokuyor" dedi.
YOU ARE READING
Sessiz Fırtına
Non-FictionEşcinsel olan Sterling arkadaşına Dominice aşık olur fakat sonra onu yıpratan ve onun kalbini kıran olaylarla karşılaşır... P.s. 14 bölüm değişti baştan okumaniza tavsiye ederim. İyi okumalar :3
