🧋🌃𝙔𝙖𝙧𝙞𝙢 𝙠𝙖𝙡𝙖𝙣 𝙧𝙖𝙣𝙙𝙚𝙫𝙪

26 3 3
                                        

Akşam üstü kafenin camlarından süzülen ışık yavaş yavaş solarken, Eddie masanın karşısında oturmuş seni dinliyordu. Kahvesi neredeyse hiç eksilmemişti; sanki fincan orada sadece bir bahane gibi duruyordu. Başını sallıyor, arada küçük bir gülümseme bırakıyordu ama gözlerinde hep o tuhaf dalgınlık vardı. Buradaydı... ama aynı zamanda değildi.

Konuşurken fark ettin. Cümlelerinin bazı yerlerinde gözleri bir anlığına camdan dışarı kayıyor, sonra tekrar sana dönüyordu. Elini masanın üzerine koymuştu; parmakları seninkilere çok yakındı ama dokunmuyordu. Sanki bilinçli olarak o mesafeyi koruyordu.

"İyi misin?" diye sordun sonunda. Sesin yumuşaktı ama içinde hafif bir tereddüt vardı.

Eddie bir an durdu. Nefes aldı, sonra sana baktı. Bu sefer kaçmadı bakışları.

"Evet," dedi. "Sadece... bazen kafam biraz karışıyor. Ama seni dinliyorum. Gerçekten."

Tam o sırada ceketinin cebinden gelen titreşim masadaki sessizliği böldü. Eddie dondu. Telefonu çıkarmadan önce yüzündeki ifade değişti; sanki bir şey onu çağırmıştı. Bu sıradan bir mesaj değildi.

Venom (içinde, ciddi ve alçak): Tehlike yaklaşıyor. Şehir huzursuz.

Eddie telefonu açtı, ekrana baktı ve yüzü bir ton daha soldu. Sen bir şey sormadan ayağa kalktı; hareketi aceleciydi, neredeyse telaşlı.

"Üzgünüm," dedi hemen. "Gerçekten çok üzgünüm ama gitmem gerekiyor."

"Şimdi mi?" dedin. Sesin sakin kalmaya çalışsa da şaşkınlığın belliydi.

Eddie başını salladı. Elini saçlarının arasından geçirdi; bu, onun gerildiğinde yaptığı bir hareketti.

"Bunun kötü göründüğünü biliyorum," dedi. "Ama açıklayamam. Şu an değil."

Bir anlığına sustu. Sana baktı. Gözlerinde suçluluk vardı, kaçmak isteyen birinin değil; gitmek zorunda kalan birinin bakışıydı bu.

"Bu bir kaçış değil," dedi yavaşça. "Sana söz veriyorum. Sadece... bazı şeyler var. Kontrol edemediğim."

Ceketini aldı, ama tam kapıya yönelmişken durdu. Geri döndü.

"Bunu telafi edeceğim," dedi. "Gerçekten."

Sonra gitti. Kapı kapandığında kafe yeniden eski seslerine kavuştu ama senin için her şey biraz daha sessizdi. Masada yalnız kaldın. Soğuyan kahveyle ve aklında dönüp duran sorularla.

O akşam eve dönerken, istemeden de olsa o anı düşündün. Birkaç hafta önce, sokakta yaşanan o tuhaf an... Eddie'nin seni bir köşeye çektiği, karanlığın içinden siyah bir şeyin kıpırdadığı o saniye. Tam olarak ne gördüğünü hâlâ bilmiyordun. Sormaya cesaret edememiştin. O da hiç açmamıştı.

Ve şimdi bu.

Günler geçti. Eddie tamamen kaybolmadı ama mesajları kısaydı. "İyi misin?" "Bugün biraz yoğunum." "Sonra konuşuruz." Hep nazik, hep dikkatli... ama mesafeli. Bu da seni daha çok düşündürüyordu.

Aradan haftalar geçti. Bir akşam telefonun titreştiğinde, adını görünce kalbin hızlandı.

"Merhaba," yazıyordu. "Bana bir şans daha verir misin?"

Bir dakika sonra bir mesaj daha geldi.

"İlk sefer yarım kaldı. Bu sefer yarıda bırakmak istemiyorum."

Ekrana bakarken nefesini tuttun. Parmağın cevap yazmak için klavyeye gitti ama durdu. Aklına sorular geldi. Korkular. Merak.

Son bir mesaj daha düştü.

Venomous Amends (TÜRKÇE)Stories to obsess over. Discover now