you never showed up

45 6 8
                                        

1994

Beomgyu,

Bu mektubu hangi çekmeceye koyacağımı bilmiyorum. Takvimin yaprağıda senin gittiğin günle aynı hala. O da benimle birlikte o güne takılı kalmış sanki. Yani yılın kaçıncı günü olduğuna dair hiçbir fikrim yok. Yine de başına yılı yazıyorum; belki sen bakarsın diye değil, ben kaybolmayayım diye. Seni kaybettiğim yıl bu Beomgyu ve bu yıldan o kadar nefret ediyorum ki.

Sabah uyandığımda ev çok sessizdi. Duvarlar sanki biraz daha yaklaşmıştı. Kahve koymayı unuttum; fark ettiğimde kahve çoktan soğumuştu. Eskiden böyle olmazdı. Sen varken sabahlar aceleyle başlardı, hiçbir şey tam yapılmazdı ama her şey yerli yerindeydi. Şimdi her şey düzgün ve eksik. Bana kahve içmek ister misin diyen kimsem yok. Beomgyu'm yok.

Bugün eski yolu yürüdüm. Hani birlikte okuldan kaçıp denize inerdik ya, taşların sivri olduğu, ayakkabılarımızı elde taşıdığımız yol. Yol kısalmamış, deniz de yükselmemiş. Sadece ikisi de sessizleşmiş. Sen burada olsaydın, yine aynı yerde durur muydun bilmiyorum. Belki "biraz daha yürüyelim" derdin, belki de hiçbir şey demeden önümden giderdin. Sen hep öyle yapardın; kelimeleri arkanda bırakırdın, ben peşinden toplardım.

Taşların arasına oturdum bir süre. Sen olsaydın yanıma uzanırdın, ben de senin o güzel, kusuruz saçlarında parmaklarımı gezdirir yüzünü ezberlermişçesine bakardım sana. Dalgalar ayaklarıma vurdu, soğuktu. Eskiden bundan şikâyet ederdim, sen gülüp suya girerdin. Bugün suya girmedim. Bazen cesaret dediğimiz şeyin, sadece yanımızda biri varken mümkün olduğunu düşünüyorum. Sensiz bir hiçmişim ben Gyu. Eğer bunu dediğimi şu an görüyorsan bana kızma tamam mı?
Senin yokluğunda ne zaman rüzgâr saçımı dağıtsa, Bir an, arkamı dönsem hâlâ orada olacağını sanıyorum. Saçlarımı düzeltirken güleceğini. "Üşüyorsun," deyip ceketini omuzlarıma bırakacağını.

Beomgyu'm çiçek kokan ceketin hâlâ bende. Ama sıcak tutmuyor artık; sadece ağır. Sen yoksun diye mi bunlar?

Eve dönerken cebimde anahtarlar çınladı. Sen olsaydın, "çok ses çıkarıyor o ne ya " derdin. Şimdi kimse demiyor.

Unutmadan şunu da sıkıştırayım araya. Birlikte gittiğimiz o küçük dükkân kapalıydı. Hani şu sana sürekli şeker aldığım. Camında toz vardı. Sen olsaydın, "bak, kimse bizsiz açamamış" diye dalga geçerdin. Sonra yine de kapıyı yoklardın. Hep bir ihtimal bırakırdın dünyaya. Ben bırakmadım. Bırakamadım.

Eğer burada olsaydın, hâlâ akşamları geç saatte yürür müydük? Sözlerimiz yarıda kalır mıydı, yoksa bu kez susmayı ben mi öğrenirdim? Bunları bilmiyorum. Bildiğim tek şey, senin yokluğunun bir boşluk değil, bir ağırlık olduğu.

Taşıyorum. Her gün. Her saniye.

Bazen seni unutmaktan korkuyorum. Yüzünün ayrıntılarından değil. Sesinin tonundan, durup dururken omzuma dokunuşundan. O yüzden yazıyorum. Mektuplar, seni tutabildiğim tek yer gibi.

Özür dilerim sevgilim mektubu burada bitiriyorum. Hyuka nasıl olduğuma bakmak icin yarın beni ziyaret edeceğini söylemişti!! Uyumam gerek. Umarım sen de uyuduğun yerde huzurlusundur. Seni her şeyden çok sevdiğimi lütfen unutma Beomgyu olur mu? Seni çok özledim.

Pişmanım, Beomgyu.

Yeonjun.

Yeonjun

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
my dear arthur -yeongyu Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin