Başlama tarihi (3/12/2025)
⸻
"Ateşten korksan da, yanacağını bilsen de... bazı kapıları açmak zorundasındır"
İki adım attım. Yürüyüşüm kararlıydı; her adımımda taş zeminden yayılan o soğukluk dizlerime kadar tırmanıyordu ama durmadım. Yarkan'ın tam arkasında, sadece birkaç metre uzağında durdum. Elimin titremesine izin vermeden silahımı kaldırdım ve namluyu Yarkan'ın kafasına, o mağrur ensesine doğru nişanladım.
"Çek o namluyu Eren'in alnından, Yarkan Erbağlı."
Avluya ikinci kez ölümcül bir sessizlik çöktü. Bütün bakşlar bana döndü. Erkekler... Ergüş ve Erbağlı, hepsi sanki bir büyüyle oldukları yere çivilenmiş gibi donup kaldılar.
Arman abimin sesi, önce büyük bir şokla, sonra dehşetle patladı:
"NAZLIĞÜL! Ne yapıyorsun sen! Kızım! Hemen gel buraya!"
Babamın sesi kulaklarımda uğuldadı: "Kızım! Silahı indir!"
Yüzlerce silahlı adamın arasında, bir kadın... Bir Ergüş Kızı, bir aşiret ağasının kafasına silah dayamıştı.
Arman abimin hemen yanındaki amcaoğlum Baran, bana doğru bir adım attı. Gözlerinde akıl almaz bir panik vardı:
"Nazlıgül, deli mi oldun? Lütfen indir şunu. Seni eve götüreceğim!"
Baran yaklaştıkça, parmağımın tetikteki baskısı arttı. Namluyu milimetrik bir hareketle Baran'ın bacak hizasına çevirdim:
"Bir adım daha yaklaşırsan, seni vururum Baran!"
Baran durdu. Gözleri şaşkınlık ve gerçek bir korkuyla açılmıştı. Karşısındaki Nazlı'nın sadece konuştuğunu değil, yapabileceğini de o an anladı.
Yarkan, başını yavaşça bana doğru çevirdi. Omuzları hareket etti, bedeni ağır ağır bana döndü. Yüzünde önce bir şaşkınlık dalgası geçti, ardından o bildiğim acımasız alay maskesi yüzüne oturdu. Soğuk gri gözleri, benden yayılan nefreti ölçüp biçiyordu.
"Vay Ergüş kızı," dedi, sesi havada zehirli bir sis gibi süzülürken. Dizlerinin üzerine çökmüş olan Eren'e bakıp alayla devam etti: "Şu et parçası için, kendi kanını bile vurmayı göze alıyor. Nasıl, küçük Ergüş? Ablanın seni kurtarma savaşına değer misin?"
Silahım hâlâ Baran'ı hedef alıyordu ama bakışlarım Yarkan'daydı.
"O zaman anlamışsın," dedim, sesim keskin bir bıçak gibiydi. "Kendi kanıma bunu yapıyorsam, başkalarının kanına neler yapmam... Eren için her şeyi göze alırım."
Yarkan'ın yüzünde bir anlık hayranlık ve tiksinti iç içe geçti. Bu cüret, onun dünyasında bir kadına ait olamazdı.
"Bak sen," dedi Yarkan, yine o üstten bakan tavrıyla. "Ergüş Kızı, silah tutmayı da biliyormuş demek."
Cevap vermedim. Hızla, Yarkan'ın ayağının dibine, kimseye isabet etmeyecek ama o koca avluyu dize getirecek bir el ateş ettim.
Taş zeminden duman yükseldi. Avlu inledi. Kulakları sağır eden o sesin ardından tekrar namluyu Yarkan'ın şakağına diktim.
"Umarım Ergüş Kızı'nın neler yapabileceğini daha fazla öğrenmek istemezsin," dedim.
Yarkan'ın gözleri, benimkilerin içine kilitlendi. Nefret, nefretle çarpışıyordu.
"Onu kurtarabileceğini mi sanıyorsun gerçekten?" diye sordu, sesi kısıktı, hırıltılıydı.
Silahımı daha sert bastırdım kafasına. "Onu kurtarabilir miyim bilmiyorum Yarkan. Ama biliyorum ki, onu kurtarmazsam, senin için de bu dünyada bir kurtuluş olmayacak!"
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Viran
Non-Fiction"Kendi cenazesine yürüyen bir kadını, hiçbir kurşun öldüremezdi." Nazlıgül, kardeşinin alnına dayanan o soğuk silahı gördüğünde anlamıştı: Bu şehirde can bağışlanmazdı, sadece takas edilirdi. Bir cana karşılık bir ömür... Bir kurşuna karşılık bir be...
