under the iron bridge

30 3 3
                                        


yağmur, şehrin paslanmış kaldırımlarına düşerken, o akşam içimde hiç olmayan sevgiyi arıyordum. sokak lambaları titriyordu; kalbim gibi, sanki yanlış ritimde çalıyordu. tam da o anda gördüm onu. .. siyah ve uzun paltosuyla, yüzüne yakışan ince çerçeveli gözlüğüyle... orada duraksadım, hâlâ yürüyordu ve kulaklığı vardı, acaba ne dinliyordu? her ne kadar kendimi tutmaya çalışsam da merak içimi kemirip beni cesaretlendirmeye çalışıyordu. 

pencere kenarında elimle saçlarımı karıştırmaya başladım. bu güzel hafif yağmurlu hava onun için ne ifade ediyordu?

bu düşüncelerim arasında kaybolurken yürüyen adamın şapkasının yere düştüğünü gördüm, pencerenin önünden ona seslendim ama müziğin etkisine o kadar kapılmış görünüyordu ki, beni duymadı bile.

acaba şapkasını ona götürmeli miydim? ya şapkasını düşürdüğü için üzülürse? ya da o şapka onun için çok değerliyse... belki de hiç umurunda bile olmaz. 

"jake gereksiz düşünüyorsun" dedi içimden bir ses. "sadece merak ediyorum" diyerek onu susturmaya çalıştım. gerçi ben zihnimdeki konuşmalarla bir anlaşmaya varana dek, adam gitmişti bile. biraz garip hissettim doğrusu. fakat hissediyorum, tekrar karşılaşacağız. 

"neyse, ne olacaksa olsun. şapkayı almaya gidiyorum."

 şapkayı alıp eve geldikten sonra aklıma bir fikir gelmişti, elime aldığım defter ve kalemle onu çizmeye başladım. belki bir gün ona verme fırsatım olur, kim bilir?

resim çizmek kolaydı ama ne dinleyecektim.. çok da zor değil aslında, elime aldığım the smiths kasetini hemen açtım, mırıldanarak resim çiziyor ve şarkı söylüyordum.

"so, for once in my life, let me get what i want. lord knows, it would be the first time"

nihayet bitmişti. kağıda baktım ve onu düşündüm.. tanrım, o mükemmeldi. 

yağmur durmuştu, o harika kokuyu almak için bahçeye çıktım. bayılana kadar o kokuyu ciğerlerime çektim, sonra kendimi henüz kurumamış otlara bıraktım. kısa süreliğine de olsa cenneti bedenimde hissetmek güzel geldi.

gözlerim kapalı bir şeyler düşünüyordum, o esnada yagmur tekrar hızlanmaya başladı. mükemmel bir haz. 

 bir süre sonra gözlerimi açtım ve izin verdim biraz daha yüzüm ıslansın. kalktım ve yavaşça eve doğru yürüdüm. kendimi ılık bir duşa attım, çıktığımda ise hâlâ onu düşünüyordum.

"he knows so much about these things"

yine bir şarkı zihnimi ele geçirdi.. seviyorum bunu. 

***

belki de günler geçti, hâlâ yoksun burada. neden kafayı sıyırmış bir aptal gibi pencerenin önünde onu bekliyorum? bu korkunç bir sey, sadece hayatıma kısa bir süreliğine girdi, ve kayboldu. bir daha görmeyeceksin onu jake, kendine gel.

ne ara bu kadar o adamı düşünür oldum ben de bilmiyorum. 

yüzü olmayan resimler çiziyordum, odamdan yankılanan melankolik sesler beni daha da dibe çekiyordu. bunların bir nedeni vardı değil mi? 

bulunduğum bu durumdan kurtulmak için şarkı patlatmaya karar verdim. kendimi tutamadım ve 'asleep' şarkısını son ses ile dinlemeye başladım. kendimi kaybetmiştim, hoşuma gidiyordu. eşlik ediyordum şarkıya..

"sing me to sleep 

im tired and and i 

want to go to bed..."

wasted - jaykeWhere stories live. Discover now