1

3 0 0
                                        

Son masayı da temizledikten sonra derin bir nefes aldım. Bugün pastahane fazlasıyla yoğundu. İnsanlar hiç bitmemişti, siparişler üst üste gelmişti. Yorgundum ama dükkânın bu kadar ilgi görmesi içimi de bir şekilde mutlu ediyordu.

Pastahanede üç kişiydik: ben, aşçımız Jiho ve Yejun. Mekân küçük sayılırdı ama Jiho’nun yaptığı pastalara olan talep büyüktü. Vitrin çoğu zaman boş kalmazdı. Bugün de öyle olmuştu.

Duvardaki saate baktığımda 00.23’ü gördüm. Geç kalmıştım.
Ellerimi yıkayıp kapının yanındaki askılıktan ceketimi aldım. Normalde dükkânı Jiho kilitlerdi ama o gün kardeşinin doğum günü olduğu için erken çıkmasına izin vermiştim. Anahtar artık bendeydi.
Kapıyı açtığımda soğuk hava yüzüme çarptı.

Ürperdim ama belli etmeden kapıyı kapatıp kilitledim.
Sokak neredeyse tamamen boştu. Sarı sokak lambaları dışında benimle yürüyen kimse yoktu. Sessizliği dağıtmak için hafifçe ıslık çalmaya başlamıştım.

Eve doğru yürürken Jimin’i düşündüm. Muhtemelen hâlâ uyumamış olurdu. O beni beklerdi. Hep beklerdi.J-Hope da büyük ihtimalle mutfakta bir şeyler atıştırıyor olurdu. Gece enerjisi hiç bitmezdi onun.

Onlar benim tek gerçek arkadaşlarımdı. Sadece ev arkadaşı değildik. En kötü günümde yanımda olan, saçma şakalarla beni güldüren, hiçbir şeyi sorgulamadan beni kabul eden iki insandılar. Eve her dönüşümde onların sesini duymak, üzerimdeki bütün ağırlığı alırdı.

Tam sokağın başında bir siluet gördüğümde ıslığım yarıda kesildi.
Bu saatte dışarıda olan biri pek güven vermiyordu.

Yavaşladım. Dikkatlice baktım. Üzerinde siyah bol bir ceket vardı, altında siyah kot pantolon ve sıfır kol bir atlet. Garip bir havası vardı. Bir eli karnındaydı.

Biraz daha yaklaşınca elinde kan izleri olduğunu fark ettim.
Kalbim hızlandı.

Görmezden gelip yürümeye devam ettim. Belaya karışmak istemiyordum. Ama birkaç adım sonra durdum. Adamın düzgün yürüyemediğini fark etmiştim. Sendeliyordu.

Onu orada bırakıp eve gitsem, Jimin’in gözlerinin içine rahat bakamayacağımı biliyordum. J-Hope bunu öğrense beni asla rahat bırakmazdı zaten. Vicdanım susmazdı.

Derin bir nefes alıp geri döndüm.
“Yardıma ihtiyacınız var mı—” dememe kalmadan adam üzerime yığıldı.

Refleksle onu tuttum. Ağırlığı bir an kollarıma çöktü ama bırakmadım. Kolunu omzuma doladım ve dükkâna doğru yürümeye başladım.
Anahtarı cebimden çıkarırken zorlandım, hatta bir an sendeledim ama sonunda kapıyı açtım. İçeri girer girmez kapıyı kilitledim, perdeleri çektim.

Onu sandalyeye oturttum. Gözleri kapalıydı, bilinci yerinde değildi.

Eczane dolabından ilk yardım çantasını alıp karşısına oturdum.
Atletini dikkatlice kaldırdım. Beklediğim gibi bir bıçak yarası yoktu, sadece koyu bir morluk vardı. Güçlü bir vücudu vardı; istemeden bir an duraksadım ama hemen toparlandım.

Asıl yarayı ayak bileğinde buldum. Bilekten yukarı doğru uzanan bir kesikti. Tentürdiyotlu pamuğu yaraya değdirdiğimde içim sızladı. Sanki acıyı ben hissediyordum.
Yarayı temizleyip gazlı bezle sardım.

Saat 01.20 olmuştu.

Yorgunluk bir anda üzerime çöktü. Sandalyeyi biraz yaklaştırıp masaya yaslandım. Eve mesaj atmayı düşündüm ama göz kapaklarım ağırlaşmıştı.
Son gördüğüm şey, loş ışıkta hareketsiz oturan o adamdı.
Ve fark etmeden uyuyakaldım...

Merhabalar daha  yeni kurguma başsayalı çok olmadığı halde bir taekook yazmak istedim begenilirse de devam edicem...

Görüşürüz

İlacım /Taekook Stories to obsess over. Discover now