1- Çatıda konuşulan çatıda kalır
Gece, gökyüzünün üzerine ağır bir battaniye gibi serilmişti yıldızlar ise usta bir ressamın fırçasından çıkmış gibi şehrin üstünde ışıldıyordu. Sokak lambaları soluk ışıklarını taşlara döküyor, rüzgâr yaprakları savuruyordu. Felix, evin balkonuna çıkmış, ellerini soğuk demir korkuluklara dayamıştı. Işıldayan gökyüzüne bakarken nefesi titriyordu, ama titremenin nedeni yalnızca rüzgâr değildi. Şimdi gözlerini ruh haline uymayan ışıldayan gökyüzünden çekmiş boşluğa bakıyordu. İçinde kıyamet gibi gürültü kopmasına rağmen, dışarıdan bakan biri onun sessizliğini yalnızca huzur sanabilirdi.
Gözlerinin içi doluydu. Boğazında düğümlenen bir şey, boğazını sıkıştıran görünmez bir el vardı sanki. Gözleri yanıyordu, fakat gözyaşlarını tutmaya çalışıyordu.Yine de başaramadı;
Tutmaya çalıştığı yaşlar sonunda yanaklarına süzüldü. Ardından arkası geldi, damlalar hızla çoğaldı. Felix başını ellerinin arasına aldı. Rüzgâr saçlarını karıştırırken, dudaklarından çıkan titrek nefes geceye karıştı. O an kendini küçücük hissetti, koca şehrin ortasında kaybolmuş, kimsenin görmediği, kimsenin anlamadığı sahipsiz bir çocuk gibi.
Gözyaşları hızla yanaklarını ıslatırken ellerini demirlere sıkıca bastırdı. Soğuk metal parmaklarının arasına işledi, ama o acıyı hissetmek, kalbindeki ağırlığın bir nebze azalmasını sağlıyordu.
Kendi kendine fısıldadı: “Ben... ne yapıyorum? İçimde büyüyen bu ağırlık beni boğuyor. Beni kırdığında bile… seni istiyorum. Bu normal değil… biliyorum. Ama senden kopamıyorum."
Bir an başını kaldırıp gökyüzüne baktı.Yıldızlar donuk ve uzaktı, bir yıldız kaymasını diledi, ama hiçbir şey olmadı. O bile gerçekleşmedi. Ona cevap vermeyeceklerini bile bile bir dilek daha diledi: “Beni ya gerçekten sev… ya da beni bırak. Ama ne olur… ne olursun arada bırakma.” Felix sessizce hıçkırdı. Omuzları titredi, kalbi göğsüne sığmadı. O balkonda, kendi duygularıyla boğuşurken tek isteği vardı: Birinin gerçekten gelip onu görmesi, sesini duyması, onu anlaması. Ama kimse yoktu. Gece boyunca yalnızca rüzgâr onun gözyaşlarını duydu, yalnızca yıldızlar onun sessiz çöküşüne tanıklık etti. Sözleri geceye karıştı, rüzgâr taşıdı ama karşılığında gelen yalnızca sessizlikti. Felix gözlerini kapadı. Hyunjin’e olan bağımlılığının ne kadar zehirli olduğunu biliyordu, ama kalbinin bağı çözülmüyordu.
☆ミ
Gecenin sessizliği Felix’in ağlayışının sesini Minho'nun odasına taşıyordu, yatağında uzanıp kitap okuyan Minho gözlerini satırlardan ayırmış balkon kapısına yönlendirmişti. Ağlama sesi kısık olsa bile kulaklarına geliyordu, kendi kendine 'Yine mi?...' diye söylenmişti. Sesin Felix’in balkonundan geldiğini biliyordu, onun ağlama sesini hep duyardı her ne kadar görmezden gelmeye çalışsa da bir türlü göz ardı edemiyordu yardım isteyen bu hıçkırıkları.
Yavaşta yataktan kalıp penceresinin önüne konumlandırdırğı piyonasına oturmadan önce sürgülü cam kapıyı da açmayı ihmak etmemişti. Piyona çalmaya başlamıştı çünkü onu sakinleştirmek için başka ne yapabileceğini bilmiyordu. Kendisi ne zaman üzgün, çağresiz, yalnız hissetse piyonası ona yardımcı oluyordu. Yan komşusu melankolik Felix'e de yardımcı olabileceğini düşünerek sakin ama bir çok duygu yüklü olan melodiyi çalmaya başladı. İlk bikaç dakika ağlama sesini hâlâ duyuyordu ama Felix'in karmaşık düşüncelerini esen rüzgar alıp götürmüş olucak ki artık sadece meraklanmıştı.
Hiç dikkat etmediği bu usta ellerin sabibini merak ediyordu. Minho'nun elleri gökyüzünde yanıp sönen yıldızlar gibi gibi notaların üstünde süzülüyordu.
YOU ARE READING
Dealer/danceracha
Fanfiction"Bazı şeyler insana zarar verse de dönüp baktıklarında orda olduklarını bilmek iyi hissettirir, fakat bazen anlık hazlar geleceği mahvedebilir."
