Merhabalar her kese. Yeni kurgumu umarım beyenirsiniz. VVendover isimli diğer bir kitabımda var sadece o azerice, türk okurlarım anlaması daha kolay olsun diye bu kitab da türkçe yazılıcaktır. Bazı vergül ve ya nokta yanlışları olursa kusura bakmayın bu dilin yazım stiline çok ta aşina diyilim.
Her türle eleştiriye açığım.
İyi okumalar.
⋆.˚✮🎧✮˚.⋆
Pencerenin kırılma sesine uyandım. Hava hala karanlıktı; kırık pencereden esen serin rüzgar ve yağmur sonrası nemli toprak kokusu burnuma geldi. Pencereye doğru uzanmak istedim ama başaramadım; üzerimde sanki ağır bir yük vardı. Sonunda kendime geldim ve ayağa kalkmayı başardım. Kırılan camdan dışarı baktığımda, ormanda ay ışığı altında bir silüet gördüm. İçimi korku sardı, dizlerim titriyordu. Ayağımda ağrı hissediyordum ama gözümü silüetten ayıramadım. "Kim o?" diye seslenmek istedim ama sesim çıkmadı. Bir şey yapmam gerektiğini hissettim; hatırladım ki uyumadan önce telefonumu yatağın yanındaki komodinin üzerine koymuştum. Bir cesaretle arkamı döndüm ve onu almaya çalıştım. Zor görüyordum, elimi attığımda komodinin tahta yüzeyini hissettim. Telefona değdiğini düşündüm ama hareket etmekten korkuyordum. Eğilerek soğuk zeminde elimle gezindim; telefonumu tuttuğumu hissettim, hemen elime aldım ve tuşuna bastım. Saatin 2:02 olduğunu gördüm, telefonumun işığını açtım ve pencereye yöneldim. Yerde kırık cam parçaları vardı; sanırım ayağımın ağrısı onlardan kaynaklanıyordu. Şimdilik bu önemli değildi. Ayağa kalkıp silüetin gördüğüm yere baktım ama kimseler yoktu.
Polisin numarasını tuşladım, bir süre telefon çaldı ve operatörün sesini duydum:
—Merhaba, polis hizmetidir. Nasıl yardımcı ola bilirim?
—Merhaba, pencerem... pencerem kırıldı.
—Pencere nasıl kırıldı? Birisi mi vurdu yoksa kaza mı oldu?
—Birisi kasten kırdı, o bana bakıyordu. Oradaydı.
—Şu an hâlâ orada mı? Kimdir? Tanıyor musunuz?
—Bilmiyorum, yüzünü görmedim.
—Şu an neredesiniz? Adres verin, ekip gönderelim.
—Chapel Lane, Wendover, Buckinghamshire, HP22 6EF
—Teşekkürler, ekibimiz birazdan orada olacak, endişelenmeyin. Adınızı alabilir miyim?
—Edmund Hartwell
—Tamam Bay Edmund, sakin olun, her şey yolunda. İsterseniz telefonu kapatabilirsiniz ama ekip gelene kadar elinizin yakınında olması iyi olur.
—Çok teşekkür ederim.
Telefonu kapattım. Hâlâ ışık yakmayı düşünmemiştim. Gözlerim kısılmıştı, etrafa baktım: Yerde kan lekeleri vardı. Ayağıma baktım, hâlâ kan akıyordu. Çantamda küçük bir bandaj olmalıydı; annem gitmeden önce zorla koymuştu. Odağın köşesinde, gardırobun yanında olduğunu hatırladım. Duvara tutunarak gidip bandajı çıkardım. Çantanın yanına oturup yarama sardım.
Telefona bakınca 20 dakika geçtiğini fark ettim. Bu küçük kasabada bir tane bile polis memuru yoktu! Birden kapı çalındı. "Nihayet geldiler" diye düşündüm ve kapıyı açtım. Karşımda yaklaşık 1,80 boylarında, 30–40 yaşlarında bir adam duruyordu. Üzerinden ucuz sigara ve ter kokusu geliyordu.
—Merhaba beyefendi, içeri geçebilir miyim?
—Evet, evet, buyurun.
Adam bana dik dik bakıyordu, sanki öncü olmamı istiyordu. Yavaşça odamın içine doğru yürüdüm. Ayağım ağrıdığı için duvardan destek alarak ilerliyordum. "Burada," diye arkamı gösterdim ama adam yerinden kıpırdamadı. Sanki uykulu gibiydi ama değil. "Sorun mu var?" diye sordum.
YOU ARE READING
Wendover
ActionBu kitab orjinal kitabın türkçe çevirisidir. Wendover'de hiçbir şey tesadüf değildir. Ne gelmek, ne de kalmak. Onun annesi yalnızca mükemmelliği görüyordu. Edmund Hartwell ise karanlığın içine inip kendi gerçeğini bulmak istiyordu. Londra'da nüfuzlu...
