1

29 2 1
                                        

"HYUNJİN SANA DİYORUM!"

Han'ın ona seslenmesiyle yerindan zıpladı. Birkaç gündür geceleri uyumakta zorlandığı için gün içinde dikkatini toplamak çok zor oluyordu.

"Ne bağırıyosun ya ödümü kopardın aptal"dedi. kısık sesle. Yüksek sese tahammülü yoktu. Uykusuzluk ne siktiriboktan bir şey diye geçirdi içinden.

"Kanka dalıp dalıp duruyosun öldürcem seni bak derdimi anlatıyorum şurda."

Göz devirdi. Sabahtan beri aynı konuyu 150 kere anlatmıştı. Ama Jisung'u çok sevdiğinden 151. kez anlatması için "Tamam özür dilerim anlat baştan dinliyorum bu sefer" dedi.

"Öyle işte oğlum ya çocuğu nasıl bulcağımı bilmiyorum kendimi parçalıcam şimdi. ADINI BİLE BİLMİYORUM HYUNJİN ŞAKA GİBİ ŞAKA GİBİ NERDESİN YARİM"

Bir anda böyle yükselinca kahkahayı patlattı Hyunjin. Jis'in ani tepkileri onu hep güldürmüştü ilk tanıştıkları günden beri.

"Tamam Jisung'um ya bekle ben şimdi hemen beyin fırtınası yapıyorum. Düşünelim hmm" Jisung onun ağzının içine bakıyordu ciddi olduğunu görünce o da ciddileşti.
"Niye sporcu olduğunu düşünüyosun? Nerde görmüştün ki sen onu?"

"Üstünde beyzbol forması vardı kanka. 11 numaraydı bi de soyadı Kim galiba yanlış görmediysem. Hyunjin yüzü o kadar güzel ki görsen dilin tutulur. Ben aşık oldum diyorum sana şaka sanıyosun."

İki parmağını ağzına götürerek kusar gibi yaptı. Arkadaşıyla uğraşmayı çok severdi Hyunjin. Jisung göz devirip koluna iki üç tane geçirdikten sonra masadan kalkmaya çalıştı. O da kolunu ovuşturup gülülerken Jisung'a seslenmeye çalıştı. "AH OF ACITTIN HAYV- BEKLE DUR BEN DE GELİYORUM." Jis uzaklaşınca hemen eşyalarını çantaya sokuşturup masadan kalktı. Yetişmek için hızlı koşmalıydı.

"JİSUNG ŞAKA YAPTIM YA DUR GİTME SALAK" diye bağırdı ardından hemen koşup yetişti arkasından. Nefes nefese kalmıştı yine de konuşmaya çalıştı.
"Maymun jisung sana da hiç şaka yapılmıyo of koşturdun beni. hadi gel sahanın oraya gidelim bakalım orda mı. Hem belki ismini öğreniriz."

"YESS BE"  O kadar bağırdı ki kalktıkları kafeteryadaki kulaklıkla ders çalışan öğrenciler bile onlara bakmıştı. Sonra 32 diş sırıtarak daha ismini bile öğrenemedikleri beyzbolcu Kim Seungmin'i ilk görüşünü, göz göze gelmelerini 152. kez anlatmaya başladı. 

Onlar da iki kişilerdi işte. Küçükken o kadar yakın olmamalarına rağmen zamanla bu değişti. Jisung Hyunjin'in bi parçasıydı sanki. Hyunjin birisine aşık olsa bile en çok Jisung'u seveceğini söylerdi zaman zaman.

Böyle düşünürken aşkın ne olduğundan zerre haberi yoktu tabi ki.

Hava çok sıcaktı kampüs ağaçlarla çevrili olmasına rağmen sıcağa etki etmiyordu sanki. Kan ter içinde kalan iki oğlan sahanın yanındaki banklardan birine yığılmıştı. Jisung güzel yüzlü çocuğu görme umuduyla etrafı gözlemeye başlamıştı.

Hyunjin başını arkadaşına yaslayıp tepenin esintisinin tadını çıkarmaya çalıştı. Ter içinde oldukları için hafif rüzgar bedenlerini gıdıklıyordu. Hyunjin'e göre o an günün en güzel saatleriydi. Günün kaosu sakin bir vedayla yerini gecenin sessizliğine bırakıyordu. Usul usul kayboluyordu güneş. Hayatı romantize etmekte Hyunjin'in üstüne yoktu. Aynı şey Jisung için söylenemezdi. O hayata daha düz bir pencereden bakmayı tercih ediyorudu. Hyunjin arkadaşının omzunda dinlenirken acıktığını hissetti. Bunu Jisung'a söylemek için oturduğu yerde doğruldu.

Günün son ışıkları hala sahanın tümünü aydınlatıyodu. Sahaya doğru döner dönmez karşısında onu gördü Hyunjin. İlk saçları dikkatini çekti. Günbatımında parlayan saçları. Yüzünü göremedi ama arkasını döndüğünde kolsuz formasından ismini okudu. Lee Minho.

Onu tanıyodu ama uzun zamandır görmemişti. En son gördüğünde karşısındaki kişiden alakasız cılız bir çocuktu Minho. Gözlerini dikmiş ona bakarken çocuk Hyunjin'e doğru döndü. Gözleri birleşince Hyunjin başka bi tarafa bakmak istedi ama o an gözlerini ayırmaya cesaret edemedi.

Sanki onu tanımış gibi kendi kendine güldü Minho. Garipti çünkü Hyunjin onu zar zor hatırlamıştı. Minho onu nerden hatırlayabilirdi? İlkokuldaki ilişkileri garipti hatta Hyunjin o zamana dair çok fazla şey hatırlamıyordu ama Minho'yu unutmamıştı.

"Bu kadar dikkatli baktığına göre beni hatırladın herhalde Hwang"

Minho'nun seslenmesiyle irkildi Hyunjin. Şaşkınlığı yüzüne yansımıştı. Minho'nun ses tonu, bakışları 2 saniyeliğine içini öyle bir ısıtmıştı ki. Şaşkınlığını üsünten atıp bir cevap vermesi gerekiyordu. Boğazını temizledi.

"E-evet hatırladım tabi."

Cevabını aldıktan sonra gülümsedi Minho Elindeki su matarasının kapağını kapattı manalı bakışlarla Hyun'a son kez bakıp arkasını döndü ve sahanın öbür ucuna yürümeye başladı. Hyun Anlam verememişti. Sanki mimikleriyle bir şey anlatmaya çalışmıştı çocuk. Ya da Hyunjin sporcunun gözlerinde bir mana arıyordu.

Arkasını döndüğünde elleriyle Jisung'u omuzlarından tutup salladı. " Onu tanıdın değil mi? Lütfen tanıdığını söyle."

"Ne tanıması oğlum. Hayatımda ilk defa görüyorum çocuğu.Ben de nerden tanıştığınızı sorucaktım."

Hyun sinir olmuş bir ifadeyle arkadaşının suratına baktı. Nasıl bu kadar farklı iki insan olduklarını çözemiyordu. Hyunjin eski bir tanıdıkla karşılaşmanın heyecanını yaşarken Jisung Lee Minho'yu tanımamıştı bile. " Minho. Lee Minho. Aynı ilkokuldaydık hatırlayabildin mi şimdi?"

"NE ? ŞAKA YAPIYORSUN HERHALDE? nasıl mümkün böyle bir şey lan. Çok değişmiş aklımın ucundan geçmezdi böyle birine dönüşeceği."

"Nasıl böyle birine? Ben hatırlamıyorum nasıl biri olduğunu."

"Bir de bana kızarsın hafızam zayıf diye. Minho çıkardığı kavgalar yüzünden az daha okuldan atılıyordu. Her hafta başkasını yumrukluyodu hiç hatırlamıyo musun? noldu oğlum hafıza kaybı falan mı yaşadın. Sakin birine dönüşmüş onu diyorum değişmiş diye. Vücudu da forma girmiş eski cılız minhodan eser kalmamış. Yakışıklı da olmuş piç"

Jisung anlattığında Hyunjin az çok bir şeyler hatırlar gibi olmuştu. Sanki unuttuğu daha çok şey var gibi hissediyordu ama zihnini daha fazla zorlamadı. Minho aklına takılsa da konuyu değiştirmeye karar verdi.

"Anladım. Jisung bugünlük bu kadar dedektiflik yeter bence çocuğu da göremedik zaten hadi yemek yemeğe gidelim ben çok acıktım. Yarın yine geliriz."

"Hyunjin ne yapıcaz ya ismini bile bilmiyoruz. Kesin minhoyla tanışıyolardır ikisi de sporcu sen sorsana hadi dostun için lütfen canımın içi baş tacım"

"Jisung saçmalama. Çocukla ne muhabbetimiz var ki çok garip olur. Sen ilkokuldan Dae'ye gidip hmm şöyle birini tanıyo musun der misin demez misin? derim dersen ben de hemen gidip sorarım senin güzel yüzlünü"

"Ya amına koyayım ikisi aynı şey mi? Dae ders çalışmaktan kafayı yemek üzere korkuyorum ben ondan."

Hyunjin kahkaha attı. "Bak gördün mü söyledim işte."

Kahkaha atmasıyla ortaparmağı yüzüne yemesi bir oldu. "Nefret ediyorum senden birtane arkadaşın var. Hatrım için sor bari."

"Hadi yürü Jis. Açlıktan ölmek üzereyim bunu sonra konuşalım."

Oflasa da arkadaşını dinledi Jisung. Yemeklerini yedikten sonra hava kararmıştı. Her gün yaptıkları gibi beraber eve yürümeye başladılar. Jisung her akşam Hyunjin'i evine bırakırdı bu akşam da evinin önünde ayrılmışlardı. Ertesi gün için sözleşerek.

Kapının önündeki ayakkabılara söylenerek içeri girdi Hyunjin. Küçük kardeşi Jeongin'in bir davar olduğundan neredeyse emindi. Liseye giden Jeongin ayakkabılarının birini anyaya birini konyaya fırlatarak eve giriyodu.

Evdekilere selam verdikten sonra yukarı kata odaya çıktı. Jeongin duştaydı odayı paylaştıkları için birbirlerinin düzenine ayak uydurmak zorunda kalıyorlardı. Çoğu zaman birbirlerine girseler de birbirlerini anladıkları zamanlar da vardı. Duştan çıkmadan uyursam sıkıntı çıkmaz diye düşündü Hyunjin. Zaten uykusuz olduğundan üstünü değiştirmek için acele etti ve kendini tertemiz çiçekli nevresiminin üstüne attı.

Bugün karşılaştığı geçmişten gelen çocuğu düşünerek uykuya daldı.

eternal, hyunhoStories to obsess over. Discover now