Olivia Rodrigo/ Stranger
☯︎
Ama tüm bu kötülüklerin arasında iyi kalmayı başaramaz mıyız?
Kalbimizi koruyamaz mıyız?
Sanmam.
Oturduğum sandalyede bir bacağım diğer bacağımın üzerinde gergince sallanırken bakışlarımı kısarak karşımda dikilen arkadaşımı seyrediyordum. Erkek arkadaşımı.
Bu sabah, ona sürpriz yapmak istemiş ve elimde kocaman kalıp bir kekle kapısına dikilmiştim. Anahtarım vardı, deliğe soktuğum demirle beraber kapıyı araladıktan dakikalar sonra sessizce odasına girdiğimde görmeyi beklediğim manzara bambaşkaydı. Fakat onu kollarının arasında uyuyan bir kadınla görmek benim için fazlaca beklenmedikti. Nefesim kesilmiş, avuçlarım terlemeye ve derin bir uykuya dalan öküz sevgilime öfkemden gözüm dönmeye başlamıştı.
Hâl böyle olunca çığlığı basmış, tüm binayı ayağa kaldırmıştım. Hırsla yatağın üzerine atlayıp tokadımı onun suratına geçirdikten sonra neye uğradığını şaşırarak uyanmış ve bön bön suratıma bakmıştı.
Komşular seslerden ne olduğunu anlayamayıp önce kapının önüne, daha sonra da evin içine doluşmuşlardı. Onlara rezilliği gösterip evden çıkarken kendime hâkim olmakta epey zorlanmıştım. Şimdi çalıştığım kafeye gelmiş, önünde dikilmişken iş arkadaşlarıma da rezil olmamak için onu dışarıya çıkartmıştım. Mola masasında oturuyorduk kepaze gibi.
Yüzüne iğrenerek baktığım esnada, "Lalin, bak-" diye konuşmaya girmek üzereydi ancak hızla sözünü kestim. Siyah saçlarını özenle taramış, üzerine jilet gibi bir takım çekmişti. Beni etkileyecekti kendince. Oysa ki onu her gördüğümde ve anımsadığımda zihnimde dolaşan görüntüler yalnızca midemi bulandırıyordu artık.
"Bana hiçbir açıklama yapma. Buna hakkın yok, seni dinlemeye ayıracak vaktim de yok benim! Özür diliyorsan dile, dilemiyorsan çek git!"
"Yanlış anlaşılmaydı, yemin ederim! Sezen'i tanıyorsun, iş yerinden-"
Sırıtarak başımı salladım. "Sezen'i tanıyorum evet, hani şu iş yerine geldiğimde gözüme çarpan, sana ilgisi olduğunu söylediğim Sezen. Sonra saçmalama aşkım, o benim iş arkadaşım dediğin Sezen...evet hatırlıyorum!"
"Sarhoştuk..."
Kanımda fokurdayan öfke yüzüme çıktığında ve yanaklarımın kızarmaya başladığını hissettiğimde gözlerimi yumup sabır dilendim içimden. Saniyeler sonra, "Özür dilerim." dedi sessizce. Yeşil gözlerini kaçırırken dudaklarını birbirine bastırdı ne yapacağını bilemeyerek. Utanıyordu, fakat yaptığından değildi bu pişmanlık. Yakalanmış olmanın verdiği utanç duygusunu taşıyordu üzerinde. "Lalin ben seni seviyorum, bak cidden..."
"Laf ebeliği yapma bana," diyerek ayağa kalktım hızlıca. Önündeki çaya ilişti gözlerim. Daha sonra saniyeler içinde bardağı kavrayıp üzerine döktüm bir anda. Bu saatten sonra ona acıyacak değildim. Sıcak çay boynu ve göğsü boyunca yayıldığında rahatlayarak geriye gittim. "Siktir git buradan, bir daha da sakın bir metre öteme bile yaklaşma!"
Beyaz gömleğini parmak uçlarıyla tutup teninden uzaklaştırırken acıyla bağırıyordu. "Lan! Kafan yerinde mi kızım, ne yaptığını sanıyorsun?"
O söylenirken arkamı dönüp, sarı saçlarımı savurarak yürümeye başladım. Çalıştığım lüks restorandan içeriye adımlarken dışarıda yaşanan kaosun aksine alandaki misafirler oldukça sakinlerdi. Buna sevindim. Zaten restoran hep sessiz, nezih ve nostaljik bir hava taşırdı. Bu yüzden genelde üst kesimlerden, sınıfsal olarak bizim gibilerden epey yukarıda olanlar buraya teşvik ederdi. İş adamları aile yemeklerini, şirket toplantılarını ve özel misafirlerini burada ağırlardı.
Mutfak bölümünde şef yardımcısı olarak çalışıyordum. Buraya ilk girdiğimde üniversite son sınıftaydım. Gastronomi bölümünü bitirdikten sonra devam etmeyi istemiştim, restoranın sahibi Hakan Bey ile münasebetimiz olduğundan ötürü kabul etmişlerdi beni hemen.
İşimi seviyordum, maaşı diğer mekânlara göre idealdi. Bir evim vardı, annemi kaybettikten sonra bana kalmıştı. Annemle birlikte olduğumuz zamanlar o ev ikimize de çok küçük gelirdi. Hep başka bir evin hayalini kurar dururduk. Şimdiyse o ev öyle büyük geliyor ki, içinde kayboluyorum bazen. Yalnızlığın dayanılmaz geldiği bir noktada iş arkadaşım Çiğdem ile birlikte yaşamaya başlamıştık. Ev zaten benimdi, faturaları birlikte bölüşüyorduk. Zaten mutfak işlerini restoranda hallediyorduk, böylece gayet makul bir şekilde geçinip gidiyorduk.
Mutfağa doğru giden koridorda ilerlemeye başladığım esnada, mutfağın sağ tarafında kalan lobide iki adam dikkatimi çekti. Ayakta dikilmiş, hararetli hararetli tartışıyorlardı. Onlara bakmayı kesip önüme döndüğüm esnada, "İşte!" diye bağırdı adamlardan biri. Önüme dönüktüm ancak yandan görebiliyordum onu. El sallıyordu ve bariz bir şekilde banaydı bu. Zaten benden başka kimse yoktu ki etrafta!
Kaşlarımı çatarak başımı ona çevirdiğimde gördüğüm simayı incelemeye başladım. Uzaktan pek görünmüyordu ama uzun boylu, geniş omuzları olan kumral bir adamdı seslenen kişi. Üzerinde beyaz, salaş bir gömlek; altında da bej rengi kumaş bir pantolon vardı. Omzuna astığı beyaz kumaş ve yakasına asılı olan güneş gözlüğü onun konumunu uzaktan bile kanıtlar nitelikteydi. Kolundaki gümüş saati göz hizasında kaldırıp, "Sevgilim, seni bekliyorduk biz de!" dedi aynı yüksek tonla.
Kaşlarımı çatıp arkama baktım anlamayarak. Bana mı diyordu o? Sevgilim.
Tekrar ikiliye döndüğümde seslenen adam üzerime doğru yürümeye başladı. Şaşkınlık içerisinde duraksadım. Adımları önümde bittiğinde burnuma dolan erkeksi parfüm kokusuyla başım dönecek gibi oldu ancak çenemi yukarıya kaldırıp aşağıdan ona bakmaya başladım. Kahverengi, küçük gözleri vardı. Göz göze geldiğimizde ve üzerime doğru eğildiğinde kaşlarım mümkünmüş gibi daha da çatıldı. "Beyefendi?" dedim ne yaptığını sorgular nitelikte.
"Hanımefendi?" dedi kaşlarını kaldırarak. "Rica etsem birkaç saatliğine bana yardım edebilir misiniz?"
"Tabii, hangi konuda?" dedim, ancak eli hâlâ belimde olduğundan ötürü odaklanamıyordum.
Elini çeksene be adam!
"Sevgilim olabilir misiniz?"
"Pardon?" dedim kaba bir tabirle. Sesim istemsizce yükselmiş, bedenimi geriye doğru itmiştim. "Anlayamadım?"
"Bakın, çok zor durumdayım. Yalnızca birkaç saatliğine ailemle otursanız, sevgiliymişiz gibi yapsanız...lütfen?"
"Neymiş gibi yapacağız?"
"Sevgili."
"Katiyen olmaz," dedim geriye doğru gidip, elimdeki kolunu uzaklaştırmaya çalıştığımda. Fakat bırakmadı, daha çok üzerime eğilip bana yaklaştığında yutkundum istemsizce.
"İstediğin her şeyi yaparım."
"Hiçbir şey istemiyorum, bırakır mısınız lütfen?"
"Ya, bu kadar zor mu? Yardıma ihtiyacım var diyorum," diye sızlanarak gözlerimin içine baktı. "Bakın lütfen, ne istiyorsanız yaparım. Para, iş, her neyse...lütfen. Tek yapmanız gereken '-miş gibi yapmak.'"
"-miş gibi yapmak?"
"Evet, tüm olay bu."
☯︎
selllammlarr!
arka planda KvK'yı yazarken epey tıkandığım bir dönemden geçiyordum kiii "-Mış Gibi Yapmak" ellerimden tuttu. Yazarken çokça keyif aldığım bir kurgu, umarım ilk bölümümüzü beğenmişsinizdir 💗
yeni bölüm yarın akşam aynı vakitlerde yayında olacakk, sevgiller, öptüm 🌟
YOU ARE READING
MİŞ GİBİ YAPMAK
Romance"Sevgilim olabilir misiniz?" "Pardon?" dedim kaba bir tabirle. Sesim istemsizce yükselmiş, bedenimi geriye doğru itmiştim. "Anlayamadım?" "Bakın, çok zor durumdayım. Yalnızca birkaç saatliğine ailemle otursanız, sevgiliymişiz gibi yapsanız...lütfen...
