Oops! This image does not follow our content guidelines. To continue publishing, please remove it or upload a different image.
💌
Bazen sorarsınız ya kendinize;ben niye buradayım?
İşte şimdi ben kendime soruyordum. Mavi ve mor ışıklandırmaları olan, her yerde sevişen çiftlerin olduğu, oldukça yoğun içki kokan bu barda ne işim vardı benim? Hepsi Jennie yüzündendi aslında. Okullar yeni kapanmıştı ve olabildiğince eğlenelim demiştik fakat eğlenceden kastım bu değildi, kesinlikle değildi.
"Jennie, yeter artık. Ben gidiyorum, daha fazla bu müziğe katlanamayacağım!" Müzik tepemizde bangır bangır çalarken bağırmak zorunda kalıyordum.
Hızlıca kolumdan tuttu. "Roseanne, lütfen biraz daha kalalım! Hem sen gidersen ben burada yalnız kalacağım."
Asla biraz daha kalmak istemiyordum ancak Jennie'yi de burada tek başına bırakmak da istemiyordum. Bir kere daha bu mekana gelmeyi kabul ettiğim için kendime lanet okudum.
"En fazla yarım saat. Ondan sonra çeker giderim, haberin olsun."
Memnuniyetle başını salladı ve yanında oturan Jongin'e döndü. Aslında ona Jongin de göz kulak olabilirdi fakat hiç güven veren biri değildi. Yaklaşık 4 aydır süren bir ilişkileri vardı ama ilk günden beri gözüm hiç tutmamıştı.
Derin bir nefes aldım ve içeceğimden yudumladım. İçinde en az alkol olan kokteyli söylememe rağmen yoğun içki tadı midemi bulandırmıştı. Yüzümü ekşitip geri koydum.
Etrafa göz attığım sırada tanıdık yüzler görmeye başlamıştım. Çoğu bizim okuldan olan bir grup serseriydi hepsi de. Yan masamıza gözüm takıldığında 𝐽𝑒𝑜𝑛 𝐽𝑢𝑛𝑔𝑘𝑜𝑜𝑘'la göz göze geldim. Kucağındaki kızın kalçasını sıkarken kız da Jungkook'un boynunu emiyordu fakat o, kızla ilgilenmek yerine sırıtarak bana bakmaya devam ediyordu. Gözlerimi kısıp iğrendiğimi yeterince belli ettikten sonra göz devirdim ve tekrar etrafı izlemeye başladım.
Jungkook'la aynı bölümü okuyorduk: Gazetecilik. Gerçi onun okulu pek umursadığı söyleyemezdi. Onun tek umursadığı şey motor yarışlarıydı.
Duyduğum kadarıyla yarışların vazgeçilmez çocuğuydu. Jungkook'un yarışı olduğu zaman okulun neredeyse yarısı boş oluyordu. Aslında iyi de oluyordu çünkü okuldan gerizekalı sayısı azalmış oluyordu.
Jungkook'la arkadaş değildim ve asla da olmazdım. Fakat onun benimle uğraşması hiç eksilmiyordu. Kısacası, birbirimizden pek hoşlanmazdık. Ben kendi halimde bir insan olarak hayatıma devam etmek isterken o hayatıma saçma dedikodular eklemeye yardım ediyordu.
Biraz daha etrafı izledikten sonra Jennie'nin kulağına eğildim. "Ben gidiyorum, daha fazla duramayacağım." Midem bulanmaya başlamıştı artık.
Jennie yüzüme bıkkınca baktı ama kabul etmek zorunda olduğu için başını salladı. "Eve gittiğinde bana haber ver."
Çantamı elime aldım ve ayağa kalktım. "Sende." Çıkışa doğru yürümeye başlamaya çalıştım. Çalıştım diyorum çünkü o kadar sıkışıktı ki, iğne atsam düşmeyecekti resmen.
Zor uğraşlar sonucu kendimi dışarıya atmıştım. Temiz havayı derince içime çektim. Şimdi sırada otobüs durağı bulmaktaydı. Fakat saatime baktığımda bundan vazgeçmiştim. Saat çoktan gece yarısını geçmişti ve bu saatte asla otobüs bulamazdım ve mecburen yürümek zorundaydım.
İçerideki sesten başıma ağrı girmişti, bir yandan da topuklular ayağıma vurmaya başlamıştı. Normalde topuklu giymeyi sevmezdim ki buraya da giymeyecektim ama Jennie zorla giydirmişti.
Ayağımdaki sızıyı görmezden gelmeye çalışarak yürümeye başladım. Bir süre sonra siyah bir G-Wagon yanımda yavaşladığında biraz daha hızlanmıştım ama o da benimle birlikte hızlanıyordu.
Dikkat etmemeye çalışıyordum ama şüphelenmiştim. Durduğunu fark ettiğimde artık ayaklarım benden bağımsız hızlanmıştı. Arabanın kapısının açıldığını duydum, arkamdaki adımları hissediyordum.
"Roseanne!"
Sesin tanıdıklığı bir yandan içimi rahatlatırken diğer yandan da olan kişiden dolayı sinir olmuştum. Sinirle arkamı döndüğümde aynı içerideki gibi sinir bozucu sırıtışı yüzündeydi.
"Korkma, yemem." Yavaş yavaş üzerime doğru yürüdü ve tam önümde durdu.
"Ne kadar komiksin sen öyle." İğrenç kahkahası yüzümü buruşturmama neden oldu.
"Ne var Jungkook? Gerçekten gece gece seni çekemeyeceğim." Şuan tek istediğim ılık duş alıp uyumaktı.
Kollarını göğsünde bağladı. "Mekandan hızla çıktığını görünce eve nasıl gideceğini düşündüm ve iyilik yapmak adına seni evine bırakmayı düşündüm. Nasıl, iyi düşünmüş müyüm?"
Gevşekliği delirtiyordu. Gözümü sabırla kapatıp açtım. "Git, mekanda bir kızla daha yiyiş. Koleksiyona bir kız daha eklersin, ne dersin?"
Gözlerini kısarak yüzünü yüzüme yaklaştırdı. O yaklaştıkça geri çekildim. "Sen beni kıskanıyor olabilir misin?"
"Gizlemene gerek yok, alışık olduğum şeyler nasıl olsa." Bu çocuğun beyin yaşı asla büyümeyecekti.
"Jungkook, git işine bak."
"Şuan, işim sensin güzelim."
Yavaştan sinirin beynime gittiğini hissediyordum. "Bana bak Jeon, kendin gibi kızların peşinde dolaş. Benden uzak dur!" Sona doğru sesimin desibeli ister istemez yükselmişti.
Yüzünün ciddileştiğini fark etmiştim. "Kimmiş o benim gibi kızlar?"
Aynı onun gibi kollarımı göğsümde birleştirdim. "Madem merak ettin, anlatayım. Tek derdi kucaktan kucağa atlamak, saçma sapan motor yarışlarında sürten ve hayatta hiçbir yere gelemeyecek bomboş insanlarsınız. Yeterince açık oldu mu?"
Yanağında diliyle oluşturduğu bir şişkinlik olmuştu. Onu sinir ettiğim için gurur duymuştum açıkçası. Gerçek olmayan hiçbir şey dememiştim.
Ondan bir şey çıkmayınca ben konuşmaya devam ettim. "Anladığını düşünüyorum, değil mi?"
Yavaşça kafasını salladığında ona eşlik ettim ve arkamı dönüp evime doğru yürümeye devam ettim.