01-Uyanış

61 26 3
                                        


Sisli bir geceydi. Diyarlar Merkezi'nin üzerinde asılı duran devasa ay, huzurlu ışığını gökyüzüne yayıyordu. Fakat bu huzurun altında, yıllardır süregelen bir sessizlik vardı. Eskiden ışığın ve gölgenin dengesiyle yönetilen bu krallık, artık yalnızca karanlığın hâkimiyeti altındaydı

Kral Dylan Light, Diyarlar Merkezi'nin en karanlık zindanında, zincirlerle bağlanmış hâlde gözlerini kapadı. Nefesi yavaş ve derindi. Gücünü neredeyse tamamen kaybetmişti. Kardeşi Dylan Shadow tarafından ihanete uğradığında, gücünün büyük bir kısmı çalınmış ve ona ait olan ışık, karanlığa dönüşmüştü. Şimdi ise, yıllardır burada hapsediliyordu.

Zindanın dışındaki taht salonunda ise Dylan Shadow, tahtına yaslanmış, gözlerini dev aynada kendisine bakarak kıstı. Yüzü sertti. Parlak gümüş kolyesini elinde çevirirken, zayıflayan bariyerin farkındaydı. Diyarları birbirinden ayıran koruyucu bariyer, bin yılın sonunda yeniden açılmak üzereydi. Ve eğer zamanında harekete geçmezse, bu krallıkları tamamen kontrol etmesi imkânsız olacaktı.

Kapı aniden açıldığında, içeriye giren uzun siyah pelerinli bir adam gölge gibi ilerledi. Karanlık bir aura yayıyordu. Hafifçe eğilip konuşmaya başladı:

- "Lordum, üç krallık da savaş için hazır durumda. Kendi aralarında hâlâ birlik sağlayamadılar. Planladığınız gibi, birbirlerini düşman olarak görüyorlar."

Dylan Shadow hafifçe gülümsedi. Beklediği haber tam olarak buydu. Krallıkları manipüle etmek, düşündüğünden çok daha kolay olmuştu. Periler kendi içlerinde liderlik çatışmaları yaşıyor, deniz kızları krallıklarını savunmak için saldırgan bir politika izliyor ve şeytanlar her zamanki gibi güç arayışlarına odaklanmıştı. Tek bir kıvılcımla bu savaş başlayacaktı. Ve o kıvılcımı yakma zamanı yakındı.

- "Mükemmel," dedi sakince. "Fakat bir şey eksik. Onları tamamlayacak olan gerçek gücü henüz elde etmedik. Bu savaşın galibi olmak için dört temel güce ihtiyacım var."

Adam başını salladı.

- "Işık, gölge, su, doğa ve ateş... Tüm güçler birleştiğinde, hiçbir diyar size karşı duramaz."

Shadow başını hafifçe yana eğdi. Elindeki kolye parıldadı. Güçlerin hepsini kendine çekebilmesi için hâlâ eksik olan bir şey vardı. Ama bu eksikliğin ne olduğunu henüz bilmiyordu.

- "Onları bulacağız," dedi kararlı bir sesle. "Ve bu diyarlar tamamen benim olacak."

-

Aynı anda, zindanın derinliklerinde Dylan Light gözlerini açtı. Başını yukarı kaldırdı, tavandaki minik ışık huzmesine baktı. Gücü tükenmiş olabilirdi, ama umudu henüz tükenmemişti.

Zayıf bir hareketle elini kaldırdı. Avucunun içinde hâlâ az miktarda sihir kalmıştı. Son bir büyü yapmak için tüm enerjisini topladı. Gözleri parladı ve sessizce mırıldandı:

- "Siz... seçilmiş olanlar... Uyanın."

Bir anlığına zindanın duvarları titredi. Gücünün son kırıntıları, diyarları aşarak uzaklara, başka bir dünyaya doğru aktı.

Dünyaya.

-

Güneş ışıkları perde aralarından süzülerek odanın içine doluyordu. Irina Swan gözlerini kısarak uyandı. İçinde garip bir his vardı. Kalbi hızlı atıyordu. Sanki bir şey onu çağırıyordu.

Ona ne olduğunu bilmiyordu. Ama bu, bir rüya değildi.

Irina Swan başını yastığa gömerken içindeki huzursuzluk hissini bastırmaya çalıştı. Ama olmuyordu. Sanki bir şey, bir ses ya da bir çağrı, onu bilinmez bir yere çekiyordu. Gözlerini tavana dikti, derin bir nefes aldı ve aniden uykusunu bölen rüyanın etkisiyle irkildi.

Rüyasında gökyüzü parçalanıyordu. Altın renkli bir ışık huzmesi karanlığı delerek gökyüzünden aşağı süzülüyor, ardından bir ses yankılanıyordu zihninde. Derin, güçlü ama yorgun bir ses...

"Uyan..."

Irina, gözlerini ovuşturarak doğruldu. Kalbinin atışları hızlanmıştı. Sıradan bir rüya gibi hissettirmiyordu bu. Ama rüya dışında ne olabilirdi ki?

Saatine baktı. Sabahın erken saatleriydi. Evdeki sessizlik ona huzur vermiyordu, aksine daha da rahatsız ediyordu. Koridorda yankılanan hafif ayak sesleri duyduğunda nefesi kesildi. Üvey ailesi hâlâ uyuyor olmalıydı. Ama kapının altından sızan ışık, birinin uyanık olduğunu gösteriyordu.

Yavaşça yataktan kalktı, ahşap zeminde çıplak ayaklarıyla yürüyerek kapıya yaklaştı ve dikkatlice araladı. Salonun ortasında duran uzun boylu bir adam gördü. Yüzünü tam seçemiyordu ama elindeki asadan soluk bir ışık yayılıyordu. Irina'nın içgüdüleri ona kaçmasını söylüyordu, ama içindeki garip çekim duygusu onu hareketsiz bırakmıştı.

Adam başını yavaşça kaldırdı, gözleri doğrudan Irina'nın gözlerine kilitlendi.

"Seni bekliyorduk."

Irina'nın nefesi kesildi.

-

Irina hâlâ kapının eşiğinde donup kalmışken, yabancı adam ona doğru birkaç adım attı. Yüzü şimdi daha net görünüyordu. Gözleri, yılların bilgeliğini taşıyan derin bir mavilikteydi. Ama en dikkat çekici şey, boynunda asılı duran küçük bir madalyondu.

Irina istemsizce geri çekildi.

- "Sen... sen de kimsin?"

Adam hafifçe gülümsedi.

- "Ben bir elçiyim. Ve senin artık buraya ait olmadığını söylemeye geldim."

Irina'nın kaşları çatıldı.

- "Ne saçmalıyorsun? Buraya ait değil miyim? Senin burada ne işin var?"

Adam başını yana eğdi.

- "Bu dünyada geçirdiğin zaman sona erdi. Senin ait olduğun yer başka bir diyar, gerçek mirasını taşıdığın yer."

Irina anlam veremediği bir hisle adamın gözlerine baktı. Bütün bunlar gerçek olamazdı, değil mi?

Ama içindeki ses, adamın doğruyu söylediğini söylüyordu.

- "Sana inanmıyorum," dedi geri çekilirken. "Şaka yapıyorsan çok kötü bir şaka bu."

Adam derin bir nefes aldı.

- "Beni dinle, Irina. Şu an anlamayabilirsin ama zamanın daralıyor. Senin gibi diğerleri de çağrıldı. Ve eğer bu dünyada kalırsan, hem sen hem de bu dünya büyük bir tehlikeye girecek."

Irina'nın kafası iyice karışmıştı. Ama adamın son sözleri ona sanki kalbine bir ok saplanmış gibi hissettirdi.

- "Çünkü karanlık geliyor."

Tam o anda, evin camları şiddetle sarsıldı. Dışarıdan gelen bir gölge, karanlık bir dalga gibi pencerelere çarptı. Irina çığlık attı, adam ise anında elindeki asayı kaldırarak bir ışık kalkanı oluşturdu.

Gölge varlık, salonun içine süzülmeye çalışırken, Irina'nın tüm bedeni dondu. İçindeki korku, hareket etmesine izin vermiyordu.

- "Irina, zamanı geldi!" diye bağırdı adam. "Bu dünyayı terk etmelisin!"

Irina başını hızla iki yana salladı.

- "Hayır! Buradan bir yere gitmiyorum!"

Adam gözlerini kapadı, elindeki madalyonu sıkarak derin bir nefes aldı.

- "Özür dilerim," diye fısıldadı.

Ve bir anda, Irina'nın etrafında bir ışık halkası belirdi. Tüm bedenini saran sıcak bir hisle birlikte, dünya gözlerinin önünde erimeye başladı.

Her şey sönükleşti, şekiller kayboldu, zamanın akışı durdu.

Son gördüğü şey, o gölge varlığın kulak tırmalayan çığlığıydı.

Yin-YangStories to obsess over. Discover now