Sabahın erken saatlerinde kampüs yavaş yavaş hareketlenmeye başlamıştı. Güneş, sonbaharın hafif serinliğinde bile parıldıyor, üniversitenin geniş bahçesi yavaş yavaş öğrencilerle doluyordu. Bahçenin taş döşeli yollarında gruplar halinde yürüyen öğrenciler kahkahalar atıyor, kimi aceleyle dersine yetişmeye çalışıyor, kimi de boş vakitlerini arkadaşlarıyla geçirmeyi tercih ediyordu.
Ve işte, o an geldi.
İki yeni öğrenci, okulun giriş kapısından içeri adım attı.
Han Jisung ve Lee Felix.
Jisung, küçük ve narin bedeniyle etrafına tedirgin bakışlar atıyordu. Kendi içinde zaten yeterince gergindi. Üniversitenin büyük, görkemli binası önünde dururken, bu yeni ortamın ona ne getireceğini bilmiyordu. Yanındaki Felix ise her zamanki gibi rahattı. Omuzlarına düşen altın sarısı saçları, parlayan ela gözleriyle her zamanki gibi özgüvenli bir şekilde yürüyordu.
Ancak etraftaki öğrencilerin dikkatini çekmeleri uzun sürmedi.
Önce birkaç kişi durup baktı. Sonra fısıldaşmalar başladı.
> “O kim ya? Yeni mi gelmiş?”
> “Şuna bak, resmen ilkokul çocuğu gibi.”
> “Çok küçük durmuyor mu? Üniversite öğrencisi mi emin miyiz?”
Jisung, insanların ona baktığını hissettikçe daha da içine kapanıyordu. Eli istemsizce çantasının askısını sıkıca kavradı. Bütün bu bakışlar, onun üzerine bir yük gibi binmişti sanki. Küçük ve kırılgan görünümünün dikkat çekeceğini biliyordu ama bu kadar da bariz olacağını tahmin etmemişti.
Felix ise, insanların bakışlarına aldırmadan yürüyordu. Ama bir grup öğrencinin alaycı şekilde onun hakkında konuştuğunu duyunca, istemsizce kaşlarını çattı.
> “O kız mı erkek mi?”
> “Saçlarına bak, resmen kız gibi. Yoksa gerçekten kız mı?”
> “Cidden, kıza benziyor! Yok artık, bu kadar da olmaz.”
> “Bence sevgililer, küçük olan çocuk gibi duruyor, uzun saçlı olan da kızı oynuyor haha!”
Felix’in elini yumruk yaptığını gören Jisung, hemen onun kolunu hafifçe çekti.
"Boş ver, duymamış gibi yap," diye fısıldadı.
Felix derin bir nefes aldı ama gözleri hınçla parlıyordu. Küçüklüğünden beri insanların onun hakkında yaptığı yorumları duymaktan bıkmıştı. Saçlarını uzun bırakmayı seviyordu ve sırf başkaları yargılıyor diye bunu değiştirecek değildi. Ama Jisung’un rahatsız hissettiğini görünce sinirini bastırıp ona küçük bir gülümseme gönderdi.
O sırada kafeteryanın açık bahçesinde oturan birkaç kişi de onlara göz gezdiriyordu. Minho, Changbin ve Hyunjin, her zamanki yerlerinde oturmuş, kahvelerini yudumluyorlardı. Ancak şimdilik gelen yeni öğrenciler onlar için hiçbir anlam ifade etmiyordu. Onlara dikkatlice bakmadılar bile.
Ama diğer öğrencilerin yoğun ilgisi ve alaycı bakışları devam ediyordu.
> “Küçük çocuğun burada ne işi var?”
> “Yanındaki kız olmasa, anaokulundan kaybolmuş derdim.”
> “Hadi ama, şu ciddiyete bakın! Sanki dünyadaki en önemli meseleyle uğraşıyorlar!”
Jisung, iyice içine kapanmıştı. Eliyle çantasının askısını daha da sıktı. Felix onun ruh halini anlayarak omzuna hafifçe dokundu. "Kafaya takma," dedi yumuşak bir sesle. "Bırak konuşsunlar."
Ama Jisung için bu kadar kolay değildi. Daha ilk günlerinden alay konusu olmuşlardı bile. Peki ya Minho ve arkadaşları? Onlar daha fark etmemişlerdi ama eğer bir gün dikkatlerini çekerlerse… işte o zaman başına ne geleceğini bile bilmiyordu.
Şimdilik sessizce yollarına devam ettiler. Ama Jisung’un içindeki huzursuzluk hissi bir türlü kaybolmuyordu.
ESTÁS LEYENDO
Growing Together ~ minsung
Fanfictionher birinizin içindeki en derin korkular, en karanlık anlar ve en büyük tutkularla yüzleşerek, birbirlerinize karşı duyduğunuz sevgiyle değişir ; çünkü gerçek bağ, birlikte büyümekle şekillenir.
