1. XXL Bebek Bezi

604 35 17
                                        

JULIA

Eğer bir şeyi takip ediyorsanız ve bu iş gerektiğinden fazla uzadıysa, bu sırada defalarca kez ölümle yüzleştiyseniz doğal olarak sinirlenirsiniz. Takip ettiğiniz şey bir insan değil de keçiyse.. eh, durum kolaylaşmıyor.

Nerede olduğumu anlamak için etrafıma bakınsam bir tabela göremedim. Görüş alanımda -maalesef- sadece tarlalar vardı. Keçi yaklaşık yüz metre ileride bir mağaranın önünde durdu. Derin bir nefes alarak ona doğru yürümeye başladım. Yanılmıyorsam üç haftadır onu izliyordum. Onu ilk görüşümde pek umursamamıştım açıkçası. Sonra zihnimde babamın sesini duydum.

"Ameltheia," dedi minnet dolu bir sesle. "Kutsal hayvanlarımdan biri."

Ona yaklaşınca ortadan kayboluyor, görebileceğim bir mesafede tekrar beliriyordu. Gri tüyleri saydamdı. Boynuzları bir keçiye göre fazla kıvrımlıydı. Yani sanırım. Çiftlik hayvanları konusunda uzman da sayılmazdım aslında.

Saçlarım ve kıyafetlerim kan lekeleri ve kesiklerle doluydu. Yürürken tişörtümün iç kısmıyla hançerimin ucundaki canavar tozunu sildim. Keçinin yanına ulaştığımda ilk defa kaybolmadı. Kafasıyla mağarayı işaret etti. Beni getirmek istediği yere ulaşmış olmalıydık. Babamın kutsal hayvanı bana zarar vermez herhalde diye düşündüm.

Açıklaması biraz zor. Eminim inanması da öyledir. Babam bir tanrı. Hani şu mitolojide anlatılan havalı tanrılardan biri. Kulağa nasıl geldiğini biliyorum. Sanırım. Arada sıkılıp ölümlülerin dünyasına geliyorlar ve ölümlülerden çocuk sahip oluyorlar. Herakles, Iason, Perseus gibi. Bizlerden çok azı mutlu bir hayat sürüyor.

Yorgun olduğumdan tereddüt etmeden mağaraya girdim. Kayıp yere düştüğümde neye bastığımı merak etmedim bile. Kuşkusuz ölü bir denizanasıydı. Her zamanki gibi. Dönüp arkama baktığımda Amaltheia çoktan gitmişti. Güneş tam tepedeydi. Mağarada birileri var mı diye kontrol ettikten sonra biraz uyumaya karar verdim. Sırt çantamı başımın altına yerleştirdim ve gözlerim ağırlaştı.

Rüyamda fırtına bulutlarının içinde yürüyordum. Çakan şimşekler sisli havayı aydınlatıyordu.

Uzaktan gelen bir ses "Düşmanların," diye kükredi. "Dikkat et." İçimi öyle bir huzursuzluk kapladı, o kadar rahatsız oldum ki uyanmayı başardım. Hançerimin kabzasını o kadar sıkı tutuyordum ki elim acıyordu.

Gözlerimi araladığımda havanın kararmaya başladığını, mağarada yalnız olmadığımı fark ettim. Altın rengi gözleri ve kıvırcık koyu saçlarıyla esmer bir kız yerde oturuyor, elindeki süvari kılıcını hafifçe yere vuruyordu. Mor bir tişört, altına da kot giymişti. Hemen yanında duvara yaslanmış uzun koyu renk saçları ve simsiyah gözleri olan bir çocuk dikiliyordu. Üstünde iskeletlerle dolu siyah bir tişört ve pilot ceketi vardı. Elinde de kafatası şeklinde gümüş bir yüzük. Siyah yırtık kotunun kemer yerine zincirler takmıştı. İkisi de benimle aynı yaşlarda görünüyordu. On sekiz veya on dokuz.

"Biraz dinlenmelisin." diyordu kız. "Babam da böyle düşünüyor."

Cevap alamayınca kılıcının kabzasıyla çocuğun dizlerine hafifçe vurdu. "Dinlenme işi bekleyebilir." diye yanıtladı çocuk. "Uyandığına göre yeni dostumuzla tanışalım." Dostumuz derken sanki minotordan bahsediyordu. Toparlandım.

Kız bana bakarak gülümsedi. "İsmim Hazel, bu da kardeşim Nico,"

Rüyamdaki sesin babama ait olduğuna emindim. Beni uyarıyordu. "Hades'in çocuklarısınız." diye tamamladım cümlesini. Başıyla onayladı.

"Julia. Zeus'un kızıyım." dememle Nico'nun tiksinerek yüzünü buruşturması bir oldu. Hazel böyle yapacağını tahmin etmiş olmalı, dirseğiyle kardeşinin bacağına vurdu. Doğruyu söylemek gerekirse ikisi hiç de kardeş gibi gözükmüyorlardı. Hazel arkadaş canlısı, iyi birine benziyordu. Nico'ysa kesinlikle düşmanları dostlarından fazla olan bir tipti. Hazel esmerdi, kardeşinin teniyse o kadar açık renkti ki sanki kanı beyazdı.

Back Again |Nico di Angelo|Stories to obsess over. Discover now