Giriş

224 13 2
                                        

___

Güneşin son ışıkları, ufukta kaybolurken, karanlık yavaşça çökmeye başlamıştı. Her şeyin sessizliğe büründüğü bu anlarda, doğanın huzuru insana güven verse de, Şafak Timi için durum tam tersiydi. Sınır boylarında yankılanan kurşun sesleri, bu sessizliği bozan tek şeydi. Gökyüzü, alacakaranlığın gizemiyle kaplanırken, tim üyeleri, içlerinde en ufak bir korku belirtisi göstermeden var güçleriyle çatışmaya devam ediyorlardı. Gece, düşmanların kolayca saklanabileceği bir örtü sağlıyordu ve bu, onların işini daha da zorlaştırıyordu. Her biri, bu tehlikeli görevde hem kendilerine hem de birbirlerine duydukları güvenle ayakta kalmaya çalışıyordu. Öyle ki, bu karanlık gecede tek bir şey netti: Ya hep birlikte başaracaklar ya da hiçbirinin geri dönüşü olmayacaktı.

Tim komutanı Yüzbaşı Polat, konumlandığı kayanın biraz daha altına çekilerek timine seslendi.

"Mustafa, karargahtan haber var mı?"

Mustafa grubun en genç ve yeni üyesiydi. Gözü kararlılığı, güler yüzlülüğü ile kısa zamanda kendini sevdirmişti. Silahından başını kaldırmadan, "Evet komutanım, en geç bir saate burada olurlar." diyerek bir kişiyi daha vurdu.

Polat sıkıntıyla nefes verdi. "Gece durum ne?" Diyerek timin keskin nişancısı Kardelene seslendi yüzbaşı.

Kardelen, timden çok daha yüksek bir yere mevzilenmişti. Gündüz gece fark etmez, attığını asla ıskalamazdı. Timin tek kadın üyesiydi. Haliyle de göz bebeği. "Komutanım," dedi, nefeslenmek için sırtını kayaya yaslayarak, "Yirmi kişilik bir grup daha geldi. İçlerinde iki tane nişancı var, birisini indirdim ama bitecek gibi durmuyorlar." Tekrar dürbüne bakarak, diğer tek kalan nişancıyı aramaya başladı. Arkadaşlarının daha rahat atış yapabilmesi için bir an önce indirmesi gerektiğini düşünürken, çok geçmeden buldu aradığı teröristi.

Gördüğü görüntüyle sinirle dişlerini sıktı Kardelen.

Dürbünün ucu Yusuf'taydı. Hayır, sorun bu değildi; zaten hayatlarının her anı silah namlusunun ucunda geçiyordu. Sorun, Yusuf'un timden biraz daha ileride bir terörist ile yerde boğuşurken açık hedef halinde olmasıydı. Bir an telaşla eli titrer gibi oldu ama hemen toparlandı. Onun eli titremezdi. Silahın ucunu tekrar nişancıya çevirip, ikinci kez düşünmeden ateşledi. Alnından vurulan terörist, baş aşağı kayalardan düştü. Derin bir nefes aldığında kafasında hissettiği silahla dondu. İçinden dikkatsizliğine en yaratıcı küfürleri saydı. Yusuf'a odaklanırken tamamen soyutlanmış olmalıydı.

Tim üyelerinden oldukça uzaktaydı. Haliyle şu an görünmüyordu. Kendisine en yakın kişi Halil İbrahim'di, ama metrelerce uzaktaydı ki bu, iyi bir
şeydi şu an için. Dikkatlerini dağıtıp yaralanmaları isteyeceği son şey bile değildi.

Kafasına dayanan silaha tek elini atıp, diğer elini de adamın koluna sarıp arkasını döndü. Adamın gözleri, hızlıca gerçekleşen olayla kocaman büyümüştü. Silahı elinden alıp yere atınca, teröristin yüzüne bir yumruk indirdi. Gördükleri ise bugün şansının asla olmadığı yönündeydi çünkü arkasındaki it, işini şansa bırakmamış, yanında iki kişi de almıştı. İndirmesi ne indirirdi, üçünü de ama kayalar dik; attığın adımın bir sonrasının kesinliği yoktu. Soldaki terörist, kendisinin hareketlenmesi ile silahını ateşledi. Omzuna giren mermiyle bir an nefesi kesilir gibi oldu. Sesi çıkmasın diye ekstra çaba sarf ediyordu. Arkadaşlarının yerlerinden çıkıp buraya gelmeye çalışmaları, onları tehlikeye atmak olurdu. Bunu göze alamazdı.

KAR ÇİÇEĞİ Stories to obsess over. Discover now