En fazla hatayı yapanlar, her zaman kaybedeceği şeyler fazla olanlardır. Bir anlık dikkat dağınıklığı, birini ya da bir şeyi kollamak için gereğinden fazla harcanan bir saniye, kaybedebileceklerini düşünürken gözünden geçen ifadenin güçsüzlüğü. Bir adamın sonunu getirebilecek yalnızca bir söz, bir bakış. Bir an.
Balıklar ve Köpekbalıkları.
Yemler ve avcılar.
Kazananlar ve kaybedenler.
İkisinden biri olmanın zorunlu olduğu dünyanın, ikisinden biri olmadığın takdirde hayatını bitirdiği küçük bir yansıması. Onlarca dil, onlarca insan, onlarca ülke, şehir ve oyunun tek bir binaya sığdırılışı.
Ve bizler. Oyun kurucular. Olmasak, olmazlardı. Olmasak bu masada oturmazlardı. Olmasak kazanamazlardı. Buna rağmen, onlar için hiçbir zaman yoktuk. Hiç olmamıştık.
The house always wins.
Kasa her zaman kazanır.
Hayatımda duyduğum en yanlış cümlenin, en doğru çevirisiydi. Ev, hiçbir zaman kazanmıyordu. Kasa, evet. Para kasaya giriyordu. Ev, evdekiler, hiçbir zaman yoktu. Görünmezdi. Her şeyi görenler, kimse tarafından görülmezdi. Kazanmazdık. Kaybetmezdik. Çünkü biz hiç varolmazdık.
'All in.'
Kaybetti. Balık. Yem. Kaybeden. Ağzından çıkan tek bir cümle ile, yıllardır çalışıp, belki gerçek dünyada, belki kumarda kazandığı parayı tek seferde kaybetmişti. Orhan Mirizoğlu. Senelerin oyuncusu. Kaybetmez. Yenilmez. Köpekbalığı. Avcı. En büyük bahislerin sahibi. Kasa'yı en çok dolduran. Kasasını hiç boş bırakmayan.
Tek bir hata. Saniyelik bir dalgınlık.
İlk defa onun masasındaydım. Beni ilk defa görüyordu. Yıllardır onun masalarının krupiyeliğini yapan Sinan'ın yerine benim masama oturacağından haberi yoktu. İlk el dağıtılırken gözleri bende bir yerine iki saniye oyalanmıştı. Bir kart. Takip etmediği, dikkat etmediği tek bir kart vardı. O görmemişti. Diğerleri fark etmemişti. Oyunculardan biri, çekilirken saniyelik göstermişti kartlarını, oyunu kızıştırmak için. Kimse görmemişti.
Ama ev her zaman görürdü.
Oyun kurucular her zaman her şeyin farkındaydı.
Kartlar açıldı. Orhan Mirizoğlu kaybetti.
Köpekbalığı yutuldu.
Avcı avlandı.
Kasa kazandı, ev kaybetti.
Oyun hiçbir zaman bitmedi çünkü kumarhanelere saat ve pencere konulmazdı.
*
'Şu enerjiyi nereden bulduğunu asla anlamıyorum.'
Saçlarımı toplamayı bitirip ona doğru döndüm.
'Ben de senin neden hala burada yaşadığını anlayamıyorum.'
Şaka yapıyordum. Tabii ki şaka yapıyordum. Bunun gayet farkındaydı. O yüzden oturduğu koltukta iyice yayılarak kafasını arkaya yasladı.
'Sıkılma diye abisinin prensesi. Sıkılma diye.'
Gülümsemekle yetinirken bir yandan da ortalıktaki şişeleri topluyordum çünkü yokluğumda Ekin'in bunu yapmayacağından emindim.
'Sıkılacak zamana sahip olduğumu düşünmen beni duygulandırdı. Unutuyorsun Ekin Eren. Herkes sen değil.'
Söylediğime gereğinden fazla olduğunu düşündüğüm bir kahkaha attıktan sonra itici bir sırıtışla yüzüme baktı.
'Asıl sen unutuyorsun Vera Eren. Kimse ben olamaz.'
YOU ARE READING
7. KAT
Teen FictionJoker. Çoğu oyunda kullanılmaz, kullanıldığı oyunlarda en önemli kart haline gelirdi. 4 sembolden hiçbirini taşımayan tek karttı. Sırlara doluydu. Kimileri kaos derdi, kimileri denge. Kimileri özgürlük derdi, kimileri bağımsızlık. Oyuna göre rolü de...
