"Sayın yolcularımız, TK 1334 sefer sayılı İstanbul'dan Seul'a gidecek uçağına biniş işlemleri başlamıştır. Lütfen biniş kartlarınızı ve kimlik belgelerinizi hazır bulundurunuz."
Anonsu duymamla birlikte oturduğum yerden kalktım, sırt çantamı omzuma alıp kapıya doğru ilerledim. İşte başlıyordum, yeni hayatım ve yeni ben şu andan itibaren benimle birlikte olacaktı.
- 3 ay önce -
Telefonuma gelen bildirimle birlikte önümdeki defterde yer alan iş başlıklarından birisin daha üstünü çizdim ve kalemi defterin arasında koyarak başımı masaya yasladım.
"Hadi ama, illa ki bir iş bulacaksın." Özge elindeki tepsiden siparişlerimizi masaya koyup tepsiyi kasaya geri götürdü. Masaya yaklaşınca "senin için söylemesi kolay tabi sayın Uzman Psikolog hanımefendi." diyerek içeceğimi alıp yudumlamaya başladım. "Iy bu ne?" diyerek bardağı kendimden uzaklaştırdım. Özge de "Americano, duygularına iyi gelir." diyerek cevap verdi. Özge'yle birlikte her zamanki kafemiz olan Sakin'de oturuyor ve gün sonu değerlendirmesi yapıyorduk. Özge ve ben, ikimiz de kendi alanlarımızda Yüksek Lisans yapmıştık. O bir Psikolog ben ise sadece İngiliz Dili ve Edebiyatında yüksek lisans derecesi olan birisiyim. Sakin'e de ben her zaman saat 3 gibi gelir, bilgisayardan her yere iş başvurusunda bulunurum ve saat 5 gibi Özge gelir ve benim sızlanmalarımı dinler. İnsanın Psikolog arkadaşının olması kadar güzel bir şey yok.
Özge "Kimden red maili geldi?" diyerek önümdeki not defterini önüne doğru çekti ve o da kendi kahvesini yudumlamaya başladı. "Şu geçen gün demo dersine gittiğimiz okul vardı ya, işte orası." diyerek cevap verdim. O gün yanımda Özge'yi de sürüklemiştim çünkü danışanı seansı iptal etmişti ve iş çıkış saatine çok yakın bir saatti.
Özge defteri kapatırken "Çok ilginç, olumlu olur gibi hissetmiştim." diyerek bana bir parça çikolata uzattı ben de çikolatayı aldığım gibi ağzıma attım ve vücuduma biraz mutluluk karışmasını bekledim. "Sence ne zaman bu diplomalar ve bu sertifikalar bir işe yarayacak Özge?" diyerek bilgisayarı biraz daha uzağa ittim. "Bilmiyorum ama çok da uzak olduğunu d3üşünmüyorum Melis. Henüz yüksek lisans tezini teslim edeli ve savunma sınavını geçeli birkaç ay oldu. Lisanstan mezun olunca zaten direkt yüksek lisansa başladın. Bence çok da uzun bir süre işsiz kalmadın. Ayrıca özel ders verdiğin öğrencilerin seni çok seviyor." diyerek beni teselli etmeye başladı. "Doğru, özel ders öğrencilerim var. Ama ben artık bir okulda çalışmak istiyorum. Freelance bence bu kadar yetmeli." diyerek tekrar kahvemden yudum aldım ve yüzümü buruşturdum.
Bir süre sessiz kalıp etrafı inceledikten sonra Özge sessizliği bozdu. "Baksana, anlatacaklarım çok da etik kuralların dışına çıkmayacak diye tahmin ediyorum, geçen gün bir danışanım yurt dışında 10 sene öğretmenlik yapıp Türkiye'ye döndüğünden bahsetti. Hiç yurt dışına başvurmayı düşündün mü?" diye sorar gözlerle bana baktı. Ben de kafamı yavaşça hayır anlamında salladım. "O zaman hemen deniyorsun." diyerek bilgisayarı kendine doğru çevirdi ve bir şeyler yazdı. "Bak işte gördün mü? Venedik, Porto, Seul gibi yerlerde İngilizce Öğretmenliği için kaç tane başvuru var bak." diyerek bilgisayarı bana çevirdi. Gerçekten de doğruydu. Dünyanın her yerinde ingilizce öğretmenliği için açık bir ton ilan vardı. Özge "Ne kaybedersin ki, başvur işte hepsine" diyerek gülümsedi. İçimde küçük bir kıpırtıyla tamam diyerek elimdeki portfolyoları, CV'mi ve kendimi tanıtan özeti ekleyerek en çok gitmek istediğimiz yerlere başvurumu gönderdik. İtalya, Fransa, Portekiz ve İspanya'ya gönderdikten sonra tam bilgisayarımı kapatıyordum ki Özge beni durdurdu. "Dur, ne yapıyorsun!" Özge'ye anlamaz gözerle baktım "Bilgisayarımı kapatıp seninle günüme devam etmeyi planlıyorum, sen ne yapıyorsun?" Özge sinirli bir ifadeyle üzüme baktı "ha-ha-ha çok komiksin, Kore'ye de başvuru yap! Hemen!" diyerek sayfayı tekrar açtı. "Ne işim var Özge dünyanın öbür ucunda? Ayrıca Korece falan da bilmiyorum, istemiyorum." diyerek bilgisayarı almaya çalıştım. "Hayır! bakım ürünleri, makyaj malzemeleri, mükemmel film ve müzik sektörü... Hemen başvuru yap sanki ne olur?" gözlerimin içine masum masum baktığı için oflayarak iki yere başvuru yaptım; Busan ve Seul. "Zaten çok bir haber geleceğini sanmıyorum ama bakacağız." dedim Özge de "Bakacağız" dedi ve bilgisayarımı kapatıp birkaç saat daha oturduktan sonra evlerimize dağıldık.
Birkaç gün sonra Özge ofisinde birkaç çeviri işi olduğunu söylediği için öğlen beni ofise çağırmıştı. Ben de sabahtan hazırlanıp ofise gitmek için evden çıktım.
"Anne, ben Özge'ye gidiyorum, çeviri işi varmış. Akşam yemeğe gelmem." diyerek seslendim. Annem de içeriden "tamam, Özge'ye selam söyle diyerek işine geri döndü. Yolda müzik dinlemek için telefonumu elime alınca şarjımın olmadığını hatırladım. Şarj aletimi dün kafede unutmuştum ve telefonumu şarj edememiştim.
Ofise girince Özge'nin sekreteri Büşra'ya selam verdim ve içeri bekleme odasına geçtim. Tam o sırada da Özge seansından çıktı ve yanıma geldi. Selamlaşma, sarılma ve şarj aleti isteme faslımız bittikten sonra Özge'nin odasına geçtik ve telefonumu şarja taktım, bilgisayarımı açtım. Özge bana dosyaları gönderdiği sırada telefonum açıldı ve ardı ardına bildirimler gelmeye başladı.
"Ne oluyor?" diyerek ikimiz de telefonuma baktık ve birkaç gün önce gönderdiğimiz başvurulardan yanıt geldiğini gördük. "Şaka mı bu?" diyerek Özge'ye sarıldım ve mailleri okumaya başladım. İlk mail red mailiydi. Birkaç gün önce birisiyle sözleşme imzaladıkları ama seneye tekrar mail atmamı söyleyen bir maildi. Sonraki 4 tane mail ise online demo dersi için uygun saatimi soran maildi. Porto, Floransa, Busan ve Seul'den demo dersi istenmişti. Özge göğsünü kabaratarak "gördün mü, bir şeyler olacak belki." dedi. Ardından ben de cevap verdim. "Zaten bu aşamadan sonrası sıkıntı olan kısım ya" bir yandan maillere cevap vererek uygun zamanlarımı iletiyordum. "Demo dersten sonrası genelde hep red oluyor, acaba anlatamıyor muyum ben?" dedim. "Of bir dur be kadın hemen karamsarlık. Bir şu görüşmeleri atlat sonra tekrar konuşalım bu konuyu." diye yanıt aldım Özge'den.
O günü o şekilde bitirmiştik. Bir sonraki gün ve ondan sonraki gün 2'şer görüşmeye girmiştim ve bana mail yoluyla haber vereceklerini söylemeleriyle görüşmeleri bitirmiştik. Klasik ve her zamanki gibi. Görüşmelerin üzerinden neredeyse 10 gün geçmişti. Özge'yle yine Sakin'de oturuyorduk. O günün sabahında ise 2 okulda daha demo derse girmiştim ve sizi ararız cümlesiyle okullardan ayrılmıştım.
Özge "Konser varmış, gitsek mi?" diyerek elinde tuttuğu telefonu bana gösterdi. "Olabilir aslında, kim geliyormuş?" diye sormamla telefonuma gelen bildirimle telefonuma baktım. Seul'dan başvurduğum okuldan mail gelmişti. Cevap maili. Bildirime tıkladım ve maili okumaya başladım. Arkadan Özge'nin "ne oldu, ne diyorlar? SÖYLESENE!" sesi geliyordu ama kulaklarımın çınlamasından çok kısık geliyordu. Telefondan kafamı kaldırdım ve Özge'ye baktım. "Kabul. Edildim. ÖZGE KABUL EDİLMİŞİM. İŞE ALINDIM." diye sesimi yükselttim. Özge aynı anda ayağa kalkarak birbirimize sarıldık ve etrafımızda zıplayarak dönmeye başladık. Kafedeki herkes bize bakıyordu ama pek de umurumuzda değildi. İkimizde sakinleştikten sonra masaya oturduk ve Özge ağzı kulaklarında "Kore'ye gidiyorsun!" diye heyecanlı bir şekilde konuştu. "Evet, gidiyorum.
O günden sonra pasaport işlemleri, vize işlemleri, ev tutma gibi bir ton işle uğraşmıştım. En son ise uçak biletim ve bavulumla birlikte havaalanında herkese veda etmiştim.
- Günümüz -
Pasaportumu ve uçak biletimi kontrol eden görevli "buyurun" diyerek bana eşyalarımı geri verdi ve koridordan uçağa geçerek koltuğuma yerleştim. Uzun saatlik bir uçuş artık beni bekliyordu.
YOU ARE READING
Büyülü Düşler
RomanceBilmediğim bir ülkede, bilmediğim bir şehirde yeni bir hayata başlıyorum. Üniversiteden mezun olduğum günden itibaren iş arayışlarım hep elimde patlamıştı. Telefonuma gelen bir kabul mailiyle birlikte kendimi uçakta buldum ve yeni evime doğru yola ç...
